26 Nisan 2018 Perşembe

KARIA YOLU'NDA 3 GÜN-85 Kilometre ÇOMAKDAĞ-KIRCAĞIZ \ ÇOMAKDAĞ-SAKARKAYA \ SAKARKAYA-KAPIKIRI


Karia Yolu'nun izini sürmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Geçen sefer rotanın başlangıcı olan Karpuzlu'dan başlamış, Kapıkırı'na kadar gelmiştik. Bu kez Kapıkırı-Milas arasındaki rotayı bitirmeye çalışacağız.
Ekip elemanlarımız geçen seferki ile aynı; rehberimiz, sevgili eşim Ayhan Kılıç, Songül Karadeniz Ülken, Mustafa Özdabak ve bendeniz Şenay Kılıç. Katettiğimiz 85 kilometre ile gerçekten zorlu bir etapta sıkı bir faaliyet gerçekleştirdik. Bu faaliyetin hikayesini anlatmaya başlayalım o zaman.

20 Nisan 2018 Cuma günü uzun zaman önce aldığımız uygun fiyatlı uçak biletlerimizle hepimiz farklı saatlerde Milas'a uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Her zamanki gibi geceleme yapacağımız yer yeni açılan Milas Öğretmen Evi oluyor. Konaklama ve kahvaltıya 45 tl ödeme yapıyoruz. Akşamdan ertesi gün için gerekli bazı ihtiyaçlarımızı karşılayıp, erkenden dinlenmeye geçiyoruz.

21 NİSAN 2018 Cumartesi günü saat 06:00 itibariyle kalkıp, son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Saat 06:45 gibi en alt katta bulunan kahvaltı salonuna inip, çayı bile erkenden biz demleyip, görevliyi ekmek almaya gitmeye mecbur bırakıyoruz.
Kahvaltımızı hemen yapıp, termoslarımıza çaylarımızı doldurup, saat 07:30'da bizi almaya gelecek taksiyi bekliyoruz. Yavuz Kaptan Milaslı bir taksici. Bir önceki turda da bizim ulaşım işlerimizi halleden, düzgün bir insan. Bu faaliyette de hemen hemen her gün birlikte olacağız.
Saat 07:40'ta Yavuz Kaptan geliyor ve yola çıkıyoruz. Ana yola çıktığımız an bir fırından gün içerisinde yiyeceğimiz bazı şeyleri daha alıp, Çomakdağ'a doğru yola çıkıyoruz.
Bugünkü planımız Çomakdağ-Kırcağız arasını yürüyüp, bitirmek. Faaliyetin en uzun günü bugün olacak. 
Milas'tan Çomakdağ'a 17 kilometre mesafe var. Zeytin bahçeleri arasından Çomakdağ'a doğru yavaş yavaş yükselmeye başlıyoruz. 400 metrelerde bulunan köy bölgenin en hareketli, en turistik köylerinden biri. Bu bölgedeki bir çok köy gibi Türkmen köyü. Kadınları hala geleneksel kıyafetleri içinde görmek mümkün. Renkli renkli kıyafetleri, şalvarları, boyunlarındaki beşi bir yerdeleri ile çok albenililer.
Vee saat 08:10'da ekibimiz Çomakdağ'a ulaşıyor. Ulaşır ulaşmaz köy meydanının geniş kahvesinin girişinde bu koca tabelayı görüyoruz.
ÇOMAKDAĞ KÖYÜ'NÜN MEYDANINDAKİ TABELA
Yürüyüşe başlamadan bu güzel köy hakkında da kısaca bir bilgi vermek isterim.
ÇOMAKDAĞ KÖYÜ yaklaşık 500 yıl önce Oğuz Türkler'inin Ok boyunun bölgeye yerleşmesiyle kurulmuş. Köy taş evleri, kaya bacaları, ipek dokumacılığı ve yüzyıllardır örf, adet ve geleneklerini korumasıyla ünlüdür. Taş evlerin tavan, kapı ve pencerelerindeki ağaç işçiliklerini mutlaka görün. Ayrıca köyün gerek erkek, gerek kadınlarının giyim kuşamı hala 500 yıl öncenin geleneksel kıyafetlerini yansıtıyor.
Okuma-yazma oranı çok yüksek olan köyde kadına verilen önemin de yeri bir başka. Köy meydanındaki kahve bile bir kadın tarafından işletiliyor.
Köy halkı zeytincilik, ipek dokumacılığı, hayvancılık gibi farklı alanlarla geçimini sağlıyor.
Bizse ünlü köy kahvesinde birer sıcak çay içip, saat 08:30'da rota tabelasında fotoğrafımızı çektirip, güne başlıyoruz.
GÜNÜN İLK EKİP FOTOĞRAFI
Daha sokağa adımımızı atar atmaz geleneksel kıyafetleri ile iş yapan bir teyzemiz önümüzden geçerken ben de bu eşsiz anı dondurmak istiyorum.
ÇOMAKDAĞLI BİR TEYZE
Gerçek ya da sahte tüm gün boyunlarındaki beşi bir yerdeler her zaman orada. İster inek peşinde koşsunlar, ister yük taşısınlar, ister evde otursunlar.
Bu an sonrası sağlı, sollu taş evleri izleyerek ve rota işaretlerini takip ederek, rotadan yola devam ediyoruz.
ÇOMAKDAĞ KÖYÜ SOKAKLARINDA İLERLİYORUZ
Köyü geçer geçmez küçük bir tepecikte Gülsüm Teyze'yi görüyoruz. Geleneksel kıyafetleriyle ineklerinin başını bekliyordu.
ÇOMAKDAĞLI GÜLSÜM TEYZE
72 yaşındaki Gülsüm Teyze'yle tatlı bir sohbetin içine dalıyor ve hepimiz birer hatıra fotoğrafı çektirip, yola devam ediyoruz.
GÜLSÜM TEYZE VE BENDENİZ
Gülsüm Teyze'den ayrılır, ayrılmaz iyi bir eğimle önce yükseliyoruz sonra da inişe geçiyoruz. Yürüdüğümüz yer kral yolu diyebileceğimiz bir şekilde yani iri taşlarla döşeli bir yol.
KRAL YOLUNU TAKİP EDİYORUZ
Bir ara sol tarafta bir ağaçlıkta toplanmış atları görünce yüzümüz gülüyor. Onlar bize, biz onlara biraz bakışıp, ilerliyoruz.
BÖLGEDEKİ ATLAR
Üzerinde bulunduğumuz yol bizi küçük bir gölete kadar getiriyor. Taşların üzerinden atlayarak karşı tarafa geçiyoruz. Ve güzel bir eğimle yükseliyoruz.
GÖLETİ GEÇERKEN

DERE GEÇİŞİ SONRASI YÜKSELDİĞİMİZ ANLAR
Yürüdüğümüz her yerde karabaş otunu görmek mümkün. Renkleri öyle güzel ki! Bizimle olmalarına bayıldım.
KARABAŞ OTLARI EŞLİĞİNDE İLERLİYORUZ
Köylüler üşenmemiş bölgedeki taşlardan Çin Seddi gibi duvarlar örmüş. Bu duvarlar da yol güzergahına set olmuş. Uzaklardan bakınca çok güzel bir görüntü veriyor.
SETLERİN ARASINDAN İLERLİYORUZ
İne, çıka ilerliyoruz. Bu taş etapta inmek hem zevkli hem de zorlu. Dikkatli olmak gerekiyor. Bu mevsimde yürümesi rahat olsa da biraz yağış olursa çok tehlikeli olabilir.
BÖLGENİN KAYA YAPISI
Tam karşımızdaki tepede konumlanmış Ketendere Köyü nihayet gözüküyor. Hemen bir fotoğrafını çekiyorum.
KARŞI TEPEDE KETENDERE KÖYÜ GÖZÜKÜYOR
Köye ulaşmak için küçük bir dere geçmemiz gerekiyor. Geçişi betondan bir köprü ile yapıyoruz.
GEÇİŞİ YAPARKEN
Tabi tepede konumlanmış köye ulaşmak için iri iri kayaların arasından yükselmek zorunlu bir hareket oluyor.
KÖYE DOĞRU YÜKSELİRKEN
Ve saat tam 10:00'da köy meydanındaki rota tabelasının altında toplanıyoruz.
KETENDERE KÖYÜ ROTA TABELASI
Çomakdağ Ketendere arası 4 kilometrelik keyifli  bir yol. Köye girdiğimizde ortalıkta pek kimseyi görmüyoruz. Kahveci başka bir işte çalıştığı için kahve kapalı. Bir tane de bakkal var.
Ketendere Köyü de bir yörük köyü. Halk Ketendere'ye ne zaman gelmiş bilinmiyor. Ama ağaçlık ve kayalıklardan oluşan bu bölgeye yerleşmişler. Köyün aşağısında bizim de üstünden geçtiğimiz dağlarının koynundan gelen buz gibi suları bulunuyor. Ketendere'de çakmaktaşı, kum, quartz gibi silisyum ağırlıklı kayalıkların arasında en çok da zeytin ağacı var.
Halk zeytinlerinin kendilerine yettiğini saklayıp, gerisini satıyormuş. Az miktarda üretilen ipek böceğinden elde ettikleri iplikler dokunduktan sonra da ipekli yazma olarak kadınların başını süslüyormuş.
Ketendereliler yazları suyun kaynağına yani çam ve erik ağaçlarıyla kaplı yaylaya göçüyorlarmış. Yaz mevsimi boyunca da kıl çadırlarda değil, yayladaki evlerinde yaşıyorlarmış.
Yaşadıkları evler ise çoğunlukla kendi el emeğiyle yaptıkları taş evlerden oluşuyor. Sanki bir makineden çıkmış gibi kesilip de dizilmiş taşlar. Köyde hala bu yapıları yapan ustalar bulunuyormuş.Yine kendi el emeğiyle yaptıkları ahşap kapı işlemeleri de çok güzel. Mahallenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı. Özellikle zeytincilik en önemli geçim kaynakları arasında gözüküyor.
KÖY MEYDANINDAN BİR GÖRÜNÜM
Bakkalda biraz mola verip, bir şeyler içip, yola devam ediyoruz.Rota meydanın solundaki sokaktan yükselerek devam ediyor.
ROTANIN İLERLEDİĞİ YOL
Köy sokaklarında yükselirken, bir evin bahçesinden bir teyze sesleniyor bize. İçeri girdiğimizde zeytinle uğraştıklarını görüyoruz.
ZEYTİN BAŞINDA KÖYLÜ TEYZELER
Israrla zeytin yememizi, oturmamızı istiyorlar ama biz oyalanmadan yola devam ediyoruz.
KÖYÜN ÜSTLERİNDEN BİR GÖRÜNÜM
Köy tepede olmasına rağmen köyden çıkmak için bile yükselmeye devam ediyoruz.
KÖYÜN ÜSTLERİNE DOĞRU
Çok güzel taş evler var. İnsan durup, incelemeden yapamıyor. Mutlaka ayrı ayrı gezmek lazım bu köyleri.
KETENDERE TAŞ EVLERİNDEN BİRİ
Köyden çıktıktan sonra yol, bölgedeki madenlerin toz haline geldiği bir toprak yolla ilerliyor. Silisli bu kumlar pudra şekeri kıvamında gözüküyor.
İZLEDİĞİMİZ YOL
Yol yine bir inişli bir çıkışlı, zeytin ağaçları arasından ilerliyor. Ara ara mola verip, hem rotayı hem de doğayı inceliyoruz.
ETABIN YÜKSELDİĞİ ANLARDAN BİRİ
Sonra her iki yanımızda setle devam eden daha ormanlık bir alana giriyoruz. Güzergah çok daha güzel ilerliyor.
HER İKİ YANIMIZDA DA SETLER VAR
Bir süre sonra da uzaktan, ağaçların arasından bazı evler görüyoruz. Yavaş yavaş içine doğru ilerliyoruz.
YERLEŞİM YERİNİN İÇİNE DOĞRU İLERLERKEN
Saat 11:15'te taş evlerin içine girmiş oluyoruz. Burası Gökseke Mevki olarak geçiyor. Aslında bu yerleşim yeri de Sarıkaya Köyü'ne bağlıymış. Yine ortalıklarda kimsecikler yok. Buradaki evler daha eski ama taş halleri de muhteşem.
EVLERDEN BAZILARI
ÇOK GÜZEL BİR TAŞ EV ÖRNEĞİ
Köyün içinden geçip, meydana doğru ilerliyoruz. Meydanda kahve olarak anılan yerde iki kişi oturuyor. Fakat kahve kapalı, çünkü kahveci yok. Geçtiğimiz tüm köylerde kahveciler başka bir işte, özellikle maden işinde çalışıyorlar.
GÖKSEKE KÖYÜ İÇİNDE BİZ
Köyde oyalanmadan orman içi yoldan hızlıca rotaya devam ediyoruz. Saat 11:35'e doğru eski ve yeni mezarlıkların bir arada olduğu bir bölgeye yaklaşınca Sarıkaya'ya yaklaştığımızı anlıyoruz.
MEZARLIKTAN BİR GÖRÜNÜM
Mezarlığı geçtikten sonra yol hem orman içi hem de bölgeye has kayalıklarla ilerliyor. Kayalardan atlaya, zıplaya yürüyoruz.
ORMANLIK VE KAYALIK GEÇİŞLER
Saat 11:50'de orman içinden 450 metredeki Sarıkaya Köyü'nün atıl durumdaki okulunun dibine çıkınca Sarıkaya'ya ulaştığımızı anlıyoruz.
ATIL DURUMDAKİ SARIKAYA İLKÖĞRETİM OKULU
Köyün merkezine doğru biraz inerek ilerliyoruz. Tabi ki bu köyde de kimsecikler yok. Meydanda bir iki araç ve aç bir köpek dışında hiçbir şey gözükmüyor.
KÖYE GİRERKEN

SARIKAYA KÖYÜ MEYDANINA DOĞRU İLERLİYORUZ
Köyün meydanındaki kahveye ilerliyoruz ama kahvede kimsecikler yok. Anladığımız kadarıyla köy sakinleri zaten az, olan da çalışmak için merkeze ya da madene gidiyor.
KÖYÜN MEYDANINDAN BİR GÖRÜNÜM
Biraz yüksek bir konumda olan köy kahvesinin banklarında oturup, öğle yemeğimizi yerken bir yandan da Sarıkaya Köyü ile ilgili telefona kaydettiğim bazı şeyleri okuyorum. Unutmadan hatırlatayım; hiçbir köyde internet bağlantısı ne yazık ki yok.
Sarıkaya Köyü yine bir Yörük-Türkmen köyüdür. Gökseki ve Sarıkaya olmak üzere iki mahalleden oluşuyor. Mahallenin adı; doğu tarafında bulunan, bir tarafı yamaç şeklinde, tırmanılan ve bu bölümde de evlerin bulunduğu, sarı renk görüntüsündeki kayalıklardan geliyor. Batı tarafı zirveye yaklaşık 250–300 m yakına kadar evlerin bulunduğu bu kaya şeklindeki tepenin doğu tarafı da 150 m civarında ve uçurumdur.
Köy düğünleri ve giyim tarzı ile eskiden çok tanınırmış.Perşembe akşamından  kız evinde cümbüşlü kemanlı kız düğünü, erkek evinde de davullu zurnalı erkek düğünü başlayıp, Pazar günü gelin alma ve akşamında balo ile biten bir düğün ritüeli ve kıza takılan altınlarıyla ünlü bir köy burası.
Yemeklerde zeytinyağı olmazsa olmazları arasında. Ekmek ya da onların tabiriyle bazlama evlerde kadınlar tarafından yapılıyor. Sebze ağırlıklı bir yemek kültürleri var. Özellikle Tilkişen veya sarmaşık otu zeytin yağıyla ve sütle yapılıp, güzelce yenirmiş. Envayi çeşit otlardan yapılan kavurmalar yoğurtla birlikte çok güzel olurmuş.
Memba suyu kaynakları, tarihi eserleri, tarihi eser niteliğindeki eski taş evleri ve bacaları ile tanınan köy ayrıca son 15 yılda açılan maden ocakları ile de ünlü.
Feldspat maden rezervi çok olan köyde, çıkan maden doğrudan işlenmiş ve işlenmemiş olarak yurt dışındaki Polonya, Hollanda, İtalya gibi ülkelere ihraç ediliyormuş. Feldspat ya da Feldispat, yer kabuğunun %60-65'ini oluşturan bir mineral grubuymuş. Sodyum, potasyum, kalsiyum, lityum ve kimi zaman baryum ve sezyum içeren alümina silikatlara feldspat deniyor.
Köyden kente olan yoğun göçlerle birlikte köyde son zamanlarda yaşlı nüfus kalmış. 20 yıl önceki köy nüfusundan birçok kişinin Milas'a ve çevre ilçelere taşınmasıyla köy nüfusunda çok gerileme olmuş.
Yoğun olarak zeytincilik ve hayvancılıkla uğraşan köy halkı geçimini bu yolla sağlıyor. Sıcak yaz günlerinde köye 10–15 km uzaklıktaki yüksek tepelere ve yaylalara göç eden halk yaklaşık 3-4 ay buralarda kalıp, serin su kaynakları ile tarımla uğraşırmış.
Gelelim bize; öğle yemeği ve kısa bir dinlenme molası sonrası saat 12:30 gibi tekrar rotaya devam ediyoruz. Köyden çıkar çıkmaz köyün doğusundaki maden ocaklarından ilkini de görüyoruz.
SARIKAYA KÖYÜ'NÜN ÜNLÜ MADEN OCAKLARINDAN BİRİ
Yukarılardan aşağı doğru inerken, sol tarafımızda kalan maden ocaklarını, vızır vızır işleyen kamyonları ve vadiye yayılan maden tozunu izlemek pek hoş olmuyor.
Bir on dakika içinde de madencilerin çavuşu olduğunu söyleyen biriyle karşılaşıyoruz. Bize bölgedeki madenler hakkında bilgi veriyor.
Bölgede daha çok quartz, feldspat ve albit çıkarıyorlarmış. Aslında albit de bir çeşit feldspatmış. Tek farkı kalsiyum içermemesiymiş. Çavuş bize bulduğu güzel bir quartzı gösterince, biz de biraz inceliyoruz.
BÖLGEDEKİ QUARTZA ÖRNEK
Ayaklarımızın altında irili, ufaklı bir sürü örnek madeni alıp, inceliyoruz. Bu madenler seramik ve cam ham maddesi olarak sanayide kullanılıyormuş.
BAŞKA BİR MADEN PARÇASI ÖRNEĞİ
Biz madenler hakkında sorularımızı bitirince Çavuş bu sefer bize soru sormaya başlıyor.
" Nereye gidiyorsunuz?",  "Başka işiniz yok mu?", " Millet uzaya gidiyor, siz hala yürüyorsunuz?", "Bu yollar eskiden köylünün pazar yoluydu".
Biz de ona gereken cevapları veriyoruz tabi ki! Bu arada Çavuş ekip arkadaşlarını bölgede yaya olduğuna dair bilgilendiriyor ve dikkatli olmaları gerektiğini söylüyor.Çavuşla selamlaşıp, ayrılıyoruz. Kim bilir? Belki bir gün yürüye yürüye uzaya da varırız.
Yürüdüğümüz yol tatsız bir hale geliyor. Rota maden ocakları yüzünden bu bölümde kısmen bozulmuş. Her taraf albit tozuyla kaplı bir halde.
ALBİT TOZUYLA KAPLI BİR YOL
Bir süre hem toz hem de albit parçaları gözümüzün önünde olacak şekilde alçalarak ilerliyoruz.
TOZ VE BÜTÜN HALDE ALBİT MADENİ
Daha sonra yol biraz daha rahatlıyor ve kral yoluna ya da nam-ı diğer pazar yoluna tekrar kavuşuyoruz.
YOL DÜZELİYOR
Uzun bir süre alçalıyoruz. Bir süre sonra sol yanımızda, vadi tarafında yine bir taştan set oluşuyor.
SOL YANIMIZDA BİR SETLE İNİYORUZ
Saat 13:15'te sol yanımızda inerken izlediğimiz albitle sıvanmış incecik dereden geçiyoruz.
DERENİN ALBİT MADENİ İLE KAPLANMIŞ HALİ
Dereden karşıya geçip, toprak bir yola ulaşıyoruz. Yol maden tozuyla dolu olduğundan her taraf parlıyor.
TOPRAK YOLDA İLERLERKEN
Biraz ileride kısa bir dinlenme molası veriyoruz. Molamıza  oklu kirpi damgasını vuruyor. Mustafa'nın bulduğu oklu kirpinin alacalı oku mola sohbetimizin konusu oluyor.
OKLU KİRPİNİN OKU
Ve tabi bölgeden bulduğumuz farklı quartz taşlar da günün bizi oyalayan yanlarından biri oluyor.
HER YER MADEN BU BÖLGEDE
Saat 14:00'da tekrar yoldan çıkıp, tabi ki rotayı takip ederek yükselmeye başlıyoruz. Fakat uzun bir yükseliş sonrası bir ağaçta rota işaretini görebiliyoruz.
ROTA İŞARETİ BU AĞACA KADAR GÖZÜKMÜYOR
Yani bu yollarda gps olmazsa olmaz. Rota işaretleri bazen ortadan yok oluyor. Bundan sonra rota uzun bir süre irtifa kazanarak ilerlememizi sağlıyor.
YÜKSELMEYE DEVAM
Yukarılara yolu doğru ilerlerken daha üst kesimlerden geçen yolu az da olsa görüyor ve kamyonların seslerini duyuyoruz. Bunlar madenleri limana taşıyan kamyonlar.
Rota bazen işaretleri en ummadık yerlerde karşımıza çıkartınca da şaşırıp, seviniyoruz.
ROTA İŞARETİNİ BULUNCA SEVİNEN AYHAN
Yol bizi minicik bir dereden geçirip, sonra tekrar kral basamaklarıyla asfalt yola bağlıyor.
TAŞTAN BASAMAKLARLA YÜKSELİRKEN
Asfaltın yanına ulaştığımızda biraz geriliyoruz. Kamyonlar öyle hızlı geçiyor ki! Resmen şehirdeymişiz gibi bekleyip, öyle geçiyoruz.
YOLDAN MADEN KAMYONLARININ GEÇİŞİNİ BEKLERKEN
Yolun karşısına geçip de orman içi yoldan inişe geçtiğimizde uzaklarda nihayet Kargıcak Köyü'nü görüyoruz.
KARGICAK KÖYÜ GÖZÜKÜYOR
Saat 14:50'de rota tabelasına ulaşıp, fotoğraf çektiriyoruz. Sonra da köyün içlerine doğru ilerlemeye başlıyoruz.
KARGICIK KÖYÜ ROTA TABELASI
Çomakdağ-Kargıcak arası tabelada 16 kilometre gibi gözükse de biz 17 kilometre yol katederek bu tabelaya ulaşıyoruz.
Köyün içine doğru ilerlerken yine bugün geçtiğimiz diğer köylerde olduğu gibi etrafta kimsecikleri görmüyoruz.
KARGICAK KÖYÜ de diğer köyler gibi Yörük köyü olma özelliğini taşıyor. Milas'a 7 km uzaklıktadır. En önemli özelliği ise bizim bugün yapacağımız gibi tarihi Labraunda ören yerine bu köyün içinden yürünerek gidilmesidir.
Köyün geçim kaynakları arasında tarım ve hayvancılık bulunuyor. Ayrıca köyün içinde bir de zeytin yağı fabrikası bulunmakta ve salamura zeytincilik de yapılıyormuş. 
Köy yaklaşık 100 haneden oluşup, 250 ile 350 arasında bir nüfusa sahip olsa da biz bir iki kişi dışında kimseyi görmüyoruz.
Mahallenin gençleri okuyup, sanayi sektöründe çalışırken, orta yaşlı halkta tarım ve hayvancılıkla uğraşıyormuş. Köy bir süredir ilçeye ve diğer yerlere göç verdiğinden olacak ki ortalarda bu kadar az insan var.
Kargıcak mahsül açısından bereketli bir köymüş. Bahçelerde portakal, mandalina, ayva, nar, üzüm yetiştirilirken; ovadaki tarlalarda da tarım ürünleri karpuz, kavun, karnabahar, lahana, marul, domates, biber, salatalık, börülce, fasulye, ıspanak gibi sebzeler yetiştiriliyor.Yani yaşayan olsa gül gibi bir köy.
Köy bölgedeki diğer köyler gibi güzel taştan evler ve duvarlarla çevrili bir halde.
KÖYÜN İÇLERİNE DOĞRU
Köyün orta yerinde bir çeşme buluyoruz. Ve çeşmeden su dolduran bir de teyze görüyoruz. Sabahtan beri geçtiğimiz yerlerde bu tarz bir çeşmeyi ilk kez görünce biz de şaşırmıyor değiliz. Bize suyun çok güzel olduğunu söylüyor. Biz de sularımızı dolduruyoruz.
Teyzeye "Ortalıkta niye kimse gözükmüyor?" diye sorunca bize şöyle cevap veriyor. 
"Herkes çalışmaya gidiyor. Evlere hırsız girse kimsenin haberi olmayacak." 
Teyzeden ayrılıp, köyün içinde ilerlemeye devam ediyoruz.
KÖYDEN GEÇERKEN
Evlerin ve duvarların taş işçiliği gerçekten usta işi. Hayran olmamak elde değil. Sokaklar da daracık ama sevimli.
DUVARLAR VE SOKAKLARA BİR ÖRNEK
Tabi güzel evler olduğu gibi bazı yaratıcı çalışmaları da görmek bizi şaşırtmıyor.
EV DUVARLARINA ÖRNEK
BU DA YARATICI MİMARİ ÖRNEKLERİNDEN BİRİ
Köyün çıkışına doğru yükselip, yolun karşısına geçiyoruz. Geçtiğimiz yerden hem rota devam ediyor hem de orman başlıyor.
ROTANIN BAŞLADIĞI YER
ROTA İŞARETLERİ DE KENDİNİ GÖSTERİYOR
Kargıcak Köyü'nden Labruanda Antik şehrine kadar günün en önemli yükselişi bizi bekliyor. Bulunduğumuz yer 200 metrede bulunuyor, Labraunda ise 650 metrede bulunuyor. Oyalanmadan yükselmeye başlıyoruz.
Ormandan açıklık bir alana çıktığımızda karşımıza arı kovanları çıkıyor. Onları biraz geçince de bir akşamüstü çayı içimlik mola veriyoruz.
BU BÖLGEDE GÖRDÜĞÜMÜZ İLK ARI KOVANLARI
Sabah fırından aldığımız tahinli çörekler çayla çok iyi geliyor bize. Çok da oyalanmadan mola sonrası tekrar yükselmeye başlıyoruz. Ta ki 430 metrelerdeki Yukarıilamet Köyü'ne kadar.
Köyün klasik taştan evleri karşılıyor bizi. Ama buradaki evleri daha çok seviyoruz.   Bu arada ortalıkta yine kimsecikler yok.
YUKARIİLAMET KÖYÜ EVLERİ
Biraz daha ilerleyince köyün bembeyaz camisi ile karşılaşıyoruz. Bom boş köy için  cami de pek özenli bir şekilde yapılmış.
KÖYÜN BEYAZ CAMİSİ
Güzel köy evlerinden birinin önünde bir fotoğraf çektiriyoruz. Bayılıyorum bu eve. Bir tarafı yıkılmış gibi ama bir bakılıp, düzenlense muhteşem bir ev.
TAŞTAN, AZICIK ESKİMİŞ GÜZEL EV
Yukarıilamet Köyü'nü geçtikten sonra tekrar orman içi yükselmeye başlıyoruz. Ta ki Labraunda'ya geçişimizi önleyen telleri görünceye kadar.
ORMAN İÇİ ÇIKTIĞIMIZ ANLARDAN BİRİ
Gelmeden geçişin kapatıldığını okumuştuk. Böylelikle doğru olduğunu görmüş olduk. Ama geçiş yok mu? Var tabi ki! Biraz daha üstten dolanıp, rotaya tekrar giriyoruz. Kimin kapattığını çok merak ettiğimizi belirtmek isterim. Çünkü rota işaretini ilerlemek isteyip, geçemediğimiz yerde görüyor ama ilerleyemiyoruz. Nasıl bir akıl bu anlamadık?
Tel çitli, kapatılmış bölümü biraz uğraşarak geçtikten sonra aşağıdaki tabelaya ulaşıyoruz.
DÖNÜŞ TABELAMIZ GÖZÜKTÜ BİLE
Sonunda saat 17:30'da 25 kilometre yol yürüyerek, yolun kenarındaki bu rota tabelasına ulaşıyoruz.
LABRAUNDA ROTA TABELASI
Aslında rota tabelasındaki 12 kilometreyi görünce hepimizin biraz canı sıkılıyor. Çünkü 25 kilometrenin üstüne bir de 12 kilometre yürümemiz anlamına geliyor bu. Fakat yapacak da çok bir şeyimiz yok. Bu rotayı tamamlamak için yola çıktık. 
Hemen yolun tam karşısındaki antik kente doğru yöneliyoruz.
Antik kente giriş saat nedeniyle kapanmış. Sanki onu koruma görevini üstlenmişler gibi bir sürü eşek girişin önünde bekleşiyorlar.
ANTİK KENTİN ÖNÜ
LABRAUNDA ANTİK KENTİ Milas’ın kuzeyindeki Kocayayla’da bulunuyor. Öğrendiğimize göre Karialıların haç yeri olup, dağların üstünde kutsal bir alan olarak kurulmuş. Labraunda ile ilgili en erken bilgiler, antik çağın ünlü tarihçisi Heredot'dan öğreniliyor. 
Çift Baltalı Tanrı Zeus kültünün kökeninin, su kaynağı ve tapınak terasının hemen üzerindeki büyük kayaya dayandığı düşünülüyor. Milas'tan başlayan ve "Kutsal Yol" olarak adlandırılan 14 km uzunluğunda ve 8 m genişliğe sahip taş kaplamalı bir yol ile ulaşılan Zeus Labraundos’un kutsal alanındaki en eski buluntular M.Ö. 5. yüzyıla aitmiş.
M.Ö. 4. yüzyılda kente en parlak dönemini yaşatan Karia Satrapı Moussollos  ve kardeşi İdrieus Labraunda'yı bir aile kutsal alanı haline getirip, kutsal alanda her yıl 5 gün süren dinsel bayramların kutlanmasını geleneksel hale getirmişler. M.Ö. 355 yılında yapılan kutlamalar sırasında bir suikasten kıl payı kurtulan Moussollos, kentte büyük bir imar faaliyeti başlatmış, Zeus Tapınağı da dahil olmak üzere bir dizi anıtsal yapı yaptırmış.
Helenistik devirde yani M.S. 1-3. yüzyıllarda sadece bir çeşme yapısı inşa edilmiş olan kutsal alanda; M.S. 1-2 yüzyıllarda Kuzey Stoa yeniden inşa edilmiş ve 2 hamam yapısı ile birkaç yapı daha eklenmiş. M.S. 4. yüzyılda, yöre halkının Hıristiyanlığı kabul etmesi ile Doğu Propylon yakınında bir Bizans Kilisesi yapılmış. Yine M.S. 4. yüzyılda meydana gelen büyük bir yangın felaketi nedeniyle kutsal alan kült yeri olmaktan çıkmış. Günümüzde ise Milas'a kadar uzanan 8 metre genişliğindeki kutsal yolun kalıntıları, bir kaç yerde korunabilmiş.
LABRANDA TABELALARI
Yürüdüğümüz yerlerden acaba hangi bölüm orijinal antik kent yoludur? Muamma!
ANTİK KENTTEN GÖRÜNÜM
Antik kente girip, çok oyalanmadan hızlıca geziyoruz. Aslında pek de gezdiğimiz söylenmez. Girişteki yerlere göz atıp, çıkıyoruz. Zira daha katedilecek 12 kilometre yolumuz var.
Antik kentin daha üstlerindeki 700 metredeki yaylada kentle aynı adı taşıyan bir de su kaynağı bulunuyormuş. Bölgeden aldığımız pet su  şişeleri de aynı isimli markayı taşıyorlar.
Oyalanmadan saat 17:55'te Kırcağız'a doğru hızlı bir inişe geçiyoruz. Saat 18:45'te Sımat Mahallesi'nde ulaştığımız rota tabelasından bu engebeli yolda 45 dakika gibi bir zamanda 5 kilometre yol aldığımızı öğreniyoruz.
SIMAT MAHALLESİ'NDEKİ ROTA TABELASI
Hemen bu tabelanın altından rota kayalık bir şekilde inerek devam ediyor. Küçük bir mahalleden geçerek ilerliyoruz.
ROTA İŞARETİNİ TAKİP EDİYORUZ
Ve hızlıca bizi Kırcağız'a taşıyacak vadilere doğru inmeye devam ediyoruz. 
KIRCAĞIZ'A DOĞRU YAKLAŞIRKEN
Saat 20:10'da Kırcağız Köyü'ne hava kararmaya yüz tutmuşken ulaşıyoruz. Daha önceden haberleştiğimiz taksicimiz Yavuz Kaptan bizi karşılıyor ve şehir merkezine götürüyor.
Önce güzel bir akşam yemeği yiyoruz sonra da öğretmen evine geçip, ertesi günkü faaliyet için dinlenmeye çekiliyoruz.

GÜNÜN TEKNİK VERİLERİ
Yapılan Kilometre: 37 Kilometre
Alınan İrtifa: 1263 Metre
Kaybedilen İrtifa: 1586 Metre


ROTAMIZ
1. GÜN ROTAMIZ

NOT: Rotada Çomakdağ ve Ketendere dışında bakkal yok. Dere ara ara mevcut fakat çeşme köylerde pek bulunmuyor. Kargıcak'ın çeşmesindeki su güzel, içilebilir. Mesafe tek gün için zorlayıcı olabilir.

22 NİSAN 2018 PAZAR günü yine 06:00'da kalkıp, 07:00'de kahvaltımızı yapıp, 07:30'da Yavuz Kaptan ile yola çıkıyoruz. Saat 08:30'da yine Çomakdağ Köyü kahvesinde yerimizi alıyoruz. Bu sabah kahvede sohbet var. Kahveyi işleten kadının annesi de bizim masamızda olunca onlar bize, biz onlara sorular sorarak bir süre güzel bir sohbet geçiyor aramızda.
ÇOMAKDAĞ KÖYLÜLERİ VE BİZ
Sohbet sırasında kadının yerinin Çomakdağ'da ayrı olduğunu özellikle vurguluyorlar. Tabi bizim de hoşumuza gidiyor bu tutumları. Ayrılırken bir arka masadakiler de fotoğraf çektirmek isteyince bir de onlarla anı donduruyoruz.
ÇOMAKDAĞ KÖYÜ KAHVESİ
Bu alanda tarihi çok güzel ahşap bir kapı var. Köyün binalarının kapı örneklerinden biri olarak sayılabilir. Mutlaka görün. 
TARİHİ BİR ÇOMAKDAĞ KAPISI
Saat 08:45'te bugünkü yönümüzü gösteren tabelayı da fotoğraflayıp, yola çıkıyoruz.
ROTAMIZ KAYABÜKÜ'NE DOĞRU
Köyü geçip, asfalt yola çıkıyoruz. Elimizdeki rota öyle ama köylüler köyün içinde biraz daha ileride asfalta bağlanan bir rota oluşturmuşlar. Bize onu öneriyorlar fakat biz yine de elimizdeki rotaya uyup, yola çıkıyoruz.
Yaklaşık bir 15 dakika asfalttan gidip, sol tarafa doğru önce alçalıp, sonra yükseliyoruz. Karşımıza bir kamp alanı çıkıyor.
KAMP ALANINDAN BİR GÖRÜNÜM
Kamp alanının bulunduğu yerde su kaynağı yok fakat biraz altında incecik bir dere bulunuyor.
Rota ladenler ve karabaş otlarıyla dolu setlerin arasından yükselerek ilerliyor.
KAMP ALANI SONRASI YÜKSELİŞ
Ta ki uzaklardan İkiztaş Köyü'ne adını veren o iki koca kütle görünene kadar devam ediyor.
İKİZTAŞ GÖZÜKTÜ
Bu koca taşların dibine kadar, yani 62o metreye kadar yükseliyoruz. Saat 09:40'ı buluyor ama. En tepe noktadan alt kesimde bulunan köye ve uzaklarda bir gün önce uğradığımız köylere bir göz atıyoruz.
NİHAYET KOCA KAYANIN DİBİNDEKİ ROTADAYIZ

UZAKLARDAN KETENDERE GÖZÜKÜYOR

Çomakdağ'dan çıkalı bir 4 kilometre olduğundan ana yola inince köye girmeyip, rotaya devam ediyoruz. Mezarlığa gelmeden sağda bulunan bir bankta kısa bir çay molası verip, sonra yola devam ediyoruz. Bu arada köy hakkında bazı şeyler okuyoruz.
İKİZTAŞ KÖYÜ'nün adı az önce dibinden geçtiğimiz bu koca iki taştan geliyormuş. Tabi ki bu köy de bir Yörük köyü olma özelliğini taşıyor. Köy halkı tarım ve hayvancılıkla geçiniyor. Özellikle zeytincilik bu köyde de önemli bir yer tutuyor.
Çok uzun olmayan molamız sonrası tekrar yola devam ederken arkamızda kalan koca iki taş çok güzel bir görüntü veriyor bize.
İKİZTAŞ KÖYÜNE ADINI VEREN TAŞLAR
Bu köye geldiğinizde görmeniz gereken başka bir şey de köyün mezarlığındaki mezarlar olmalıdır. Mezarlarda hala eski inanışların izlerini görmek mümkün. Ölen kişinin kıyafetleri mezarlığın üstünü süslemektedir.
ERKEK KİŞİNİN MEZARI-İKİZTAŞ KÖYÜ
Ölen bir kadınsa mezar taşında beşi bir yerdenin sembolü bulunuyor. Ya da renkli ipek örtüleri oluyor. Mezar taşlarında mutlaka hayatın ve ebediyetin göstergesi olan çam ya da servi ağacına yer veriyorlar.
MEZAR TAŞI VE  ÖLEN KİŞİNİN RENKLİ ÖRTÜLERİ

MEZAR TAŞINDAKİ BEŞİ BİR YERDE
İkiztaş mezarlığı bizi hayretle oyalıyor biraz. Sonra tekrar rotamıza devam ediyoruz. Yol toprak bir yol olarak ilerleyecek gibi gözüküyor.
İKİZTAŞ KÖYÜNDEN TAMAMEN AYRILIYORKEN
Bu toprak yolda ilerlerken kuzey-batımızda, uzaklarda hedefimiz olan Narhisar Köyü gözüküyor.
NARHİSAR UZAKLARDAN GÖZÜKÜYOR
Saat 11'e doğru gelirken çok güzel bir alana doğru ilerliyoruz. Tüm yolun bir tarafı setle çevrilmiş, alabildiğine uzanan bir çizgi gibi ilerliyor. Önümüzde uçsuz bucaksız bir yeşillik mevcut.Rota bu setin dibinden ilerleyerek, döne döne Narhisar'a kadar uzanıyor. Dün maden dolu rotadan sonra bugünkü rota bizi çok mutlu ediyor.
LADENLER VE SET İLE İLERLEMEYE DEVAM EDİYORUZ
Saat 11:20'de köye yaklaştığımızı anlıyoruz. Çünkü bir çiftlikle karşılaşıyoruz.
İLGİNÇ BİR GİRİŞİ OLAN ÇİFTLİK
Bu çiftlik sonrası, ağaç altı uzun bir toprak yoldan yükselmeye başlıyoruz. Narhisar 700 metre ile bugünkü rotamızın en yüksek yeri olma özelliğini taşıyor.

Saat 11:40 itibariyle köyün o ünlü yükseltisine ulaşmış oluyoruz. Toprak yol bizi asfalt yola bağlıyor.
TOPRAK YOLDAN ÇIKIP, ASFALT YOLA BAĞLANIRKEN
Köyün içine girince sağ koldan devam ediyoruz. Yol bizi eski taş evlerin yanından ilerletip camiye doğru götürüyor.
NARHİSAR EVLERİ

CAMİYE DOĞRU İLERLERKEN

Daha önceden öğrendiğimize göre caminin hemen dibindeki çeşmenin suyu çok iyiymiş. Böbrek taşlarını bile düşürebilme özelliği varmış. Çeşmenin suyu ile elimizi, yüzümüzü yıkayıp ferahlıyoruz. Biten sularımızı dolduruyoruz.
NARHİSAR'IN ÜNLÜ ÇEŞMESİ
Sonra hepimiz birden camiye komşu olan kahveye geçiyoruz. Fakat şaşırmıyoruz çünkü kahveci ortalarda yok!
KAHVEYE İNERKEN
Kahvenin yeri çok güzel. Köye yukarılardan bakıyor, gölgelik, keyifli bir yer ama dertli Hasan Amca dışında kimsecikler yok ortada.
NARHİSARLI HASAN AMACA VE AYHAN

KÖY KAHVESİNDEN KÖYÜN GÖRÜNÜMÜ
Bu boş kahvede saat 12:00 olmuşken biz de öğle yemeğimizi yeyip, biraz dinlenmeyi tercih ediyoruz.Bu arada kahvenin hemen içinden camiye giriş yapabiliyorsunuz. Tuvaletlere merdivenle iniliyor.
Öğle yemeğimizi yerken bir yandan da Narhisarlı Hasan Amca'yı dinliyoruz. Kendisi köylü açısından pek bir dertli. Köyün boşaldığından, kimseyle konuşamadığından dert yanıp duruyor. Onu dinlerken, ortamdaki kasvetli havadan hepimiz biraz sıkıldığımız için çok da  oyalanmadan saat 12:30'da yola çıkıyoruz.
Köyden ayrılıp, toprak yola girmişken yerde minnacık bir sevimli kaplumbağa görünce neşemiz yerine geliyor.
GÜNÜN UĞURU BU MİNİK OLUYOR
Aynı yolda ilerlerken saat 13:00 gibi yol kenarında oturup, keçilerini otlatırken telefonla oynayan bir köylü kadın görünce takılmadan edemiyoruz. Meğer torunlarının fotoğraflarına bakıyormuş teyzem.
TORUNLARIM DA TORUNLARIM
Yol bizi bir süre sonra tekrar orman içine atıp, irtifa kaybettirmeye başlıyor.
ORMAN İÇİ ALÇALIRKEN
Saat 13:15'te bizi Konak Köyü'ne bağlayacak asfalt yola doğru inişe geçmeye başlıyoruz.
KONAK KÖYÜ'NE GİDEN ASFALT YOLA DOĞRU
Ve saat 13:30'da Konak Köyü gözüküp, köye girerken anı donduralım diyoruz.
KONAK KÖYÜ'NÜN GİRİŞİNDE
Rota köyün tam ortasından geçip, asfalttan ilerliyor. Sağlı, sollu arı kovanları her yerde. Kimi kovanlarını boyuyor, kimi taşıyor. Köyde hayat var anlayacağınız.
KONAK KÖYÜ'NDE YOL KENARINDA BULUNAN ARI KOVANLARI
Köyün içinde ne kahve ne de market var. Cami köyün tam tepesine oturmuş bir vaziyette bulunuyor. Köyün atıl okulunun dibinden rotayı takip edip, dereye doğru ilerliyoruz.
DEREYE İNERKEN
Dereyi geçer geçmez ağaçların altında oturup, bir şeyler atıştırırken tam karşımızdaki Konak Köyü manzarasına bakıyoruz.
Konak Köyü anlaşıldığı üzere arıcılıkla geçinen bir köy. Her yer arı kovanıyla dolu. Ortalıkta insan hatta çocuk görmek bizi biraz mutlu ediyor galiba.
KONAK KÖYÜ
Konak Köyü sonrası rota daha bir kayalık etaplardan ilerliyor. Köyden ayrılır ayrılmaz, rotada bir de çeşme görüyoruz.
ROTA KAYALARDAN İLERLİYOR

ROTA ÜZERİNDEKİ NADİR ÇEŞMELERDEN
Ve yine kral yolu tarzında bir yolla yükselmeye başlıyoruz. Yeni hedefimiz Kayabük Köyü'ne ulaşabilmek.
YÜKSELMEK BU GÜN BİR TÜRLÜ BİTMİYOR
Rota üzerinde aynı Likya'daki gibi hayvanlar için yapılmış kapılarla karşılaşıyoruz.
LÜTFEN KAPIYI KAPATINIZ!!
Sonunda bizi Kayabük'e taşıyacak dik yokuşlu, toprak yola saat 15:00'da ulaşıyoruz.
ROTAYI KÖY ASFALTINA BAĞLAYAN BU YOL PEK HOŞ DEĞİL
Kayabük büyük bir köy aynı zamanda insan da görebildiğimiz bir köy oluyor. Böylelikle günün 17 kilometresini bitirmiş oluyoruz.
UZAKTAN KAYABÜK KÖYÜ
Köy camisinin avlusundaki bankalara serilip, dinleniyoruz. Bir yandan da bir şeyler atıştırıyoruz. Bundan sonraki hedefimiz günün son hedefi olan Sakarkaya olacak.
KÖY CAMİSİNİN AVLUSU
Bu avlunun tam karşısında, otobüs durağının yanında köyün rota tabelası bulunuyor.
KAYABÜK KÖYÜ ROTA TABELASI
Kayabükü Köyü'nde bir manastır bulunduğunu duymuştuk. Birkaç kişiye sormamıza rağmen öyle bir şey bilmediklerini söylediler. Biz de elimizdeki rotadaki yerine bakalım diyoruz ama hiç bir şey göremiyoruz. 
Görünen o ki köy bol yeşillikli güzel bir yer. Yörükler bu köye bundan yaklaşık  200 yıl kadar önce gelmiş. Köyde fıstık çamı toplayıcılığı ve zeytincilik yaygın gibi gözüküyor.
Saat 15:45'te köyün içinden rota dahilinde yükseliyoruz. Bu köyde sokaklar canlı ve hareketli.
KAYABÜK KÖYÜ'NDEN BİR GÖRÜNÜM
Köyden ayrılıp, toprak bir yolla ilerlerken günün hedefi çok uzaklardan, bir dağa yaslanmış halde kendini bize gösteriyor.
GERÇEKTEN AŞMAMIZ GEREKEN ÇOK YER VAR GİBİ
İlk etapta rota üzerinde birden karşımıza bir albit maden ocağı çıkıyor. Allah'tan pazar ve ortalıkta kimsecikler yok. Girişin yasak olduğu yazıyor ama rota da tam buradan devam ediyor.
MADENİN İÇİNDEN GEÇİYORUZ
Madenin içinden yükselip, ormanlık alana geçince solumuzda bir gölet görüyoruz. Günlük sulama göleti burası.
GÜNLÜK SULAMA GÖLETİ
Bu göletin manzarası bizi ormanın içinde ilerledikçe oyalıyor. Çok güzel gözüküyor. Ve yol bir süre sonra tekrar sol tarafımızda set halinde ilerlemeye başlıyor.
ROTANIN HALİ
Kayalardan birinde ilginç bir çizim ve yazı görünce durup, bakıyoruz. Birileri bir şeyler çiziktirmiş gibi gözüküyor.
KAYALARDAN BİRİNDE SANAT
Ormanın içinde ilerlerken saat 16:30 gibi bir sulama havuzuyla karşılaşıyoruz. 
ORMAN İÇİN BİR SULAMA HAVUZU
Sanki artık köye biraz daha mı yaklaştık acaba dedirtiyor bize bu havuz. Çok değil az sonra da rota bir evin bahçesine yönlendiriyor bizi.
ROTANIN İÇİNDEN GEÇTİĞİ YAYLA EVİ
Kimsecikler yok. Bahçeye bir şeyler ekilmiş, ilgilenilmemiş. Uzun zamandır evin sahibi de gelmemiş sanki. Evin duvarında bir torbada asılı portakalları görünce yemeden edemiyoruz. Evin güzel tahta terasına oturup hem dinleniyor hem de portakal yiyoruz.
EVİN GÜZEL, TAHTA TERASI

VE YORULMUŞ BİZLER
Bu evden ayrıldıktan sonra rota öyle yabani bir hale dönüyor ki sanki uzun zamandır kimse geçmemiş buralardan. Her yerden örümcekler fırlıyor, her taraf otlarla kaplı. Biraz zor bir bölümden geçiyoruz.
ORMANDAN KURTULUŞ ANIMIZ
Rota bizi bir süre sonra 1 saat önce gördüğümüz göleti başka açıdan göreceğimiz bir yere taşıyor. Bir toprak yola ulaşıyoruz.
MANZARA MÜTHİŞ
Bu bölgede bir çok arı kovanı görüyoruz. Dolayısıyla her taraf arı ile dolu. Aslında bugün tüm gün arılarla birlikte gibiydik.
Saat 18:00 gibi uzaklardan Sakarkaya gözüküyor ve biz bir toprak yolla aşağılara doğru iniyoruz.
İNDİĞİMİZ YOL
Köy yoluna iyice yaklaştığımızı anlayınca bizi Sakarkaya'dan alacak Bağarcıklı İbrahim Hocamızı arayıp, Sakarkaya'ya doğru yola çıkmasını istiyoruz. Bu geceyi Sakarkaya'dan on kilometre kuzeyde olan Bağarcık'taki İbrahim Hoca'nın evinde geçireceğiz.
KÖYE DOĞRU SON DÖNEMEÇLER
Nihayet saat 18:10'da asfalt yola çıkıp, bizi köye taşıyacak bu yolun eğimini gösteren  tabelaya ulaşıyoruz.
EKİP NE YAPACAĞINI ŞAŞIRIYOR
Şaka bir yana bugün gerçekten ne kadar irtifa aldık çok merak ediyoruz. Tüm gün çıkış yaptık sanırım.
Asfalt yol sağlı, sollu arı kovanlarıyla ve arılarla dolu. Sakarkaya'nın kırmızı balının ünü buralardan belli oluyor yani.
YOL KENARI KOVANLAR
Yol bir dönemeç yaparken, bizim rota da tekrar orman içine girip, inişe geçiyor.
ROTANIN HALİ
Sonra bir beton köprüden geçip, tekrar yükselmeye başlıyoruz. Artık köye ulaşıyoruz galiba.
BETON KÖPRÜDEN GEÇİYORUZ

VE SON ÇIKIŞ
Sakarkaya Muğla'nın en büyük köyü olma özelliğini taşıyor. Dolayısıyla bizim çıkış yaptığımız yer köyün en alt kısmı oluyor. Bu nedenle köyün dar sokaklarından merkeze, yeşilli caminin olduğu yere yani muhtarlık binasının olduğu yere doğru yükseliyoruz.
Köy hem kalabalık hem ortalıkta hummalı bir çalışma var hem de köy çok dar sokaklara sahip. Ama tüm bunlara rağmen 5 adet bakkalı olduğunu öğrenince mutlu oluyoruz. Çünkü sabahtan beri uğradığımız hiçbir köyde ne bakkal buluyoruz ne de açık kahve. Burada bol bol var.
Yollarda katırlar ve eşekler yük taşırken, inekler akşamın gelmesiyle evlerine dönüyorlar.
SAKARKAYALI BİR EŞEK VE SAHİBİ
Saat tam 19:00'da köy meydanına ulaşıp, hemen bir bakkala giriyoruz. Herkes enerji verici bir şeylerin peşine düşüyor.
SAKARKAYA KÖY MEYDANI
İbrahim Hocayı beklerken bir yandan kahvede çayımızı içip, köylüyle köy hakkında konuşuyoruz.
KÖY KAHVESİNDEYİZ
SAKARKAYA KÖYÜ 2. veya 3. yüzyılda kurulmuş. Daha önce de dediğim gibi Milas'ın en büyük köyüdür. İlk başlarda insanların demir madeni bulup onu işlemesiyle oturuma başlandığı söyleniyor. İnsanlar demiri hayvanlarla şehirlere ulaştırırmış. 
Daha sonra bölgede çobanlar yerleşik hayata geçmeye başlamışlar. 1930-1950 li yıllarda da insanlar kışları köyde diğer zamanlarda ise yaylalara göçerlermiş. Sonraki yıllarda köyde bazı meslekler ortaya çıkmış. Demircilik, nalbantlık, semercilik, mutaflık, marangozluk, taş duvar ustalığı gibi işlerle uğraşılmış. Sakarkaya Köyü'nde bir manastır bulunuyormuş ama biz göremedik. Köy dağlık bir alana kurulduğundan genel olarak taşlık, kayalık ve engebeli. Aynı zamanda da çok sıkışık. Evler iç içe. 
Köyün aşağısında zeytin ve  narenciye yetişiyormuş. Çam fıstığı iç dağların zirvelerine kadar yakın yerlerde yetişiyor. Kozak çamı, köyün ekonomisi için çok önemli bir yer tutuyor. Yani köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalnıyor. Arıcılığı da unutmayalım. Kırmızı balı çok ünlüymüş. Kovanlar tırlarla Sivas'a götürülüp, bırakılıyor, bal orada oluyormuş.
Köyün çıkışında eskiden işletilmiş demir madeni havzası bulunuyor. Aslında köyün altında da maden olduğu söyleniyor. Bu yerin ismi MADENLİK olarak geçiyormuş. Ayrıca çeşitli taşların sanayi ve inşaat sektöründe kullanılması sebebiyle bazı taşlar da işletilmeye başlatılmış

Günü bu bölgedeki 2. evimiz olan İbrahim Hoca'nın Bağarcık Köyü'ndeki evinde sonlandırıyoruz. Güzel bir duş, güzel bir akşam yemeği sonrası yer döşeğine kendimizi bırakmanın rahatlığı var ya anlatılmaz.
YER SOFRASINDA, AKŞAM YEMEĞİNDE

GÜNÜN TEKNİK VERİLERİ
Yapılan Kilometre: 28 Kilometre
Kazanılan İrtifa: 2111 Metre
Kaybedilen İrtifa: 2273 Metre

ROTAMIZ
2.GÜN ROTAMIZ

NOT: Rota birçok köyden geçiyor. Fakat köylerde kahveler açık değil ve market yok. Su kaynağı Narhisar ve Kayabük'te var. Bunun dışında rota çok güzel bir rota. 28 kilometre ile belki zorlananlar olabilir ama aralarda ya kamp atılacak ya da köylülerden birinde kalınacak şekilde ayarlanabilir.


23 NİSAN 2018 PAZARTESİ günü sabah saat 06:00'da Bağarcık Köyü'nde dinlenmiş olarak kalkıyoruz. Ekip olarak hepimiz bir koşturmaca halinde kimimiz sofra kuruyor, kimimiz yatakları topluyor, kimimiz eşya hazırlıyor derken kahvaltı sonrası saat 07:15'te Bağarcık'tan İbrahim Hoca ile ayrılıyoruz.
AYHAN HERKESTEN ÖNCE KAHVALTI BAŞINA OTURMUŞ BİLE
Bağarcık Sakarkaya arası 10 kilometre bir mesafe. Saat 07:15'te yola çıkıp, 07:30 gibi Sakarkaya'ya ulaşıyoruz.Hazırlıklarımızı yapıp, saat 07:40 itibariyle yola çıkıyoruz.
KÖYDEN ROTAYA GİRERKEN
Toprak yolla rotaya girer girmez, bir dereyi geçiyor ve sol taraftan yükselmeye başlıyoruz.Yükselirken sağ tarafımızda DSİ'ye ait bir su toplama alanı görüyoruz.
SAKARKAYA KÖYÜ SU TOPLAMA ALANI
Fakat yanından geçerken bu alanda hiç su olmadığını görüyoruz. Nisan ayında bu durumdaysa yazın ne olur bu su durumu bilinmez.Rota ilk etaplarda işaretlerle, kral yolu tarzı taşlarla yükselerek ilerliyor.
YÜKSELİŞ BAŞLIYOR
Bugün ilk etapta 530 metredeki Sakarkaya'dan 811 metreye kadar yükseleceğiz. Sonra Karahayıt'a doğru inişe geçeceğiz.

Orman içi ve taş patikalar keyifli bir şekilde ilerlerken, yürüdüğümüz yerlerde köylülerin ekim yaptığını, bu bölgeyi aynı Karadeniz'deki gibi eğimli olsa da tarla olarak kullandığını anlıyoruz.
Bir ara doğuda kalan köye doğru baktığımızda doğan güneşin ışıklarıyla ortaya çıkan büyülü görüntüyü anlatmak imkansız.
GÜNÜN İLK IŞIKLARIYLA SAKARKAYA KÖYÜ
Saat 08:30 gibi karşımıza yine setler çıkıyor.Kısa bir mola verip, dinleniyoruz.
KÖYLÜLERİN YAPTIĞI SETLERİN ÖNÜNDE DİNLENİYORUZ
Rotada yükselirken bir ara uzun zamandır geçilmeyen yerlerden geçiyoruz. Her taraf çalı çırpı, diken. Tuhaf bir rota izliyoruz ama yol sonra tekrar rahatlıyor.

Saat 08:50'de hedef yükseltiye biraz daha yaklaşmanın rahatlığı ile kısa bir mola veriyoruz.
ORMAN İÇİ DİNLENME
Çok fazla oyalanmadan, tekrar yola devam edip, orman içi son  yükselişleri de yapıyoruz.
HEDEFE DOĞRU ADIM ADIM
Hedef yükseltiye geldiğimizde karşımıza bir toprak yol çıkıyor.Köyden buraya araba yoluyla gelmek de mümkün yani.
KÖYDEN GELEN TOPRAK YOL
Artık tam zirvedeyiz ve uzaklardan Bafa Gölü nihayet gözüküyor.Bu manzarayı görmek için üç gündür yollardayız.
UZAKLARDAN BAFA GÖLÜ GÖZÜKÜYOR
Manzaranın fotoğrafını çekip, bu kez deli gibi inmeye başlıyoruz.Bölge inişe geçtiğimiz an, önceleri orman içi ilerlese de bir süre sonra iri iri yatay taş geçişine dönüşüyor.
KAYA YAPISI BU ŞEKİLDE
İşaretleri takip ederek bu geçişleri de çok rahat gerçekleştiriyoruz. Nedense inişe geçtiğimiz andan itibaren işaretlemeler gayet düzgün bir şekilde ilerliyor.
AŞAĞILARA DOĞRU HIZLICA İNİYORUZ
Atlaya,zıplaya hızlı bir şekilde irtifa kaybediyoruz. Saat 09:00 gibi de uzaklardan Karahayıt Köyü gözüküyor.
NİHAYET KARAHAYIT KÖYÜ GÖZÜKÜYOR
Ormanda çeşitlilik çok fazla ve güzel. Yıkılan ağaçlar, kayalar, hayvanlar için kapılar.
ORMANDA DOĞAL OLARAK YIKILAN AĞAÇLAR

BİRÇOK YERDE GÖRDÜĞÜMÜZ HAYVANLAR İÇİN YAPILMIŞ KAPILAR
Saat 09:30'da bir kahvaltı molası veriyoruz. Mola için durduğumuz yer öyle güzel, öyle yeşil ki!
BU GÖRÜNTÜDE BİR KAHVALTIYA KİMSE HAYIR DEMEZ
Sanki burası kaç gündür yürüdüğümüz bir bölge değil de Asya'da bir yer.

Kahvaltı sonrası tüm bu yeşilliklerin içinden yürüyerek saat 10:00 gibi köyün toprak yoluna ulaşıyoruz.
KÖYÜN YOLUNA ULAŞIYORUZ

BU KAPIDAN GEÇİYORUZ
Tabi ki yine bir kapı ile geçişi tamamlıyoruz ve bizi köye gerçek anlamda bağlayan yola ulaşıyoruz.
Köyün ana yoluna ulaştığımızda, tam rota çıkışının karşısında bir oyukta iki küp dolu su görünce Ayhan dayanamayıp, su alıyor.
ÇOK GÜZEL BİR AYRINTI OLMUŞ BU
Tüm ekip toplanınca köyün iç yolundan, doğruca köyün merkezine doğru ilerliyoruz.
KARAHAYIT MERKEZİNE DOĞRU İLERLİYORUZ
Yol kenarında arı kovanları ile uğraşan birini görünce durup, biraz sohbet ediyoruz.
KARAHAYITLI ARICI AĞBİMİZDEN DİNLİYORUZ
Bize peteğin hikayesini anlatıyor. Bilmediğimiz ne çok şey var şu hayatta. Arılarla ilgili mini sohbet sonrası merkezdeki kahveye oturup, biraz dinleniyoruz.
KARAHAYIT KÖY KAHVESİ
KARAHAYIT KÖYÜ'ne gelmişken hakkında biraz bilgi paylaşmak kötü olmaz. Bu güzel köyün ç
evresi genellikle çam ormanları ile kaplı. Köy, yaklaşık 250 yıl önce çevrede yaşayan çobanlar tarafından yerleşke haline getirilmiş. Eskiden köy civarında oldukça fazla hayıt bulunurmuş. Köyün de ismini bu hayıtlardan aldığı düşünülüyor. Söylentiye göre, köye ilk yerleşen çobanlar, bazı hayıtların siyah olması nedeniyle bu bölgeye Karahayıt adı verilmiştir.
Karahayıt Köyü'nün etrafı Beşparmak Dağları ile çevrilidir. Bu sebeple bizim de gelirken gördüğümüz gibi güzel bir manzarası var köyün. Bir tarafta Beşparmak Dağları, bir tarafta Bafa gölü manzarasıyla doğa turizmi bakımından oldukça şanslı bir köy.
Ayrıca organik zeytin ve zeytinyağı ,harika çam balı ve çam ormanları  ile de turistlerin ilgisini çeken bir köy burası.
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa, özellikle arıcılığa dayalıdır. Köy halkının geçimi tarımcılık, hayvancılık ve arıcılıktır, bunların başını zeytin yağı çekiyor tabi ki!
Köy kahvesinde yarım saate yakın dinlenip, daha sonra kalan son 9 kilometreyi yürümek için yola çıkıyoruz.
KARAHAYIT KÖYÜ ROTA TABELASI
Saat 11:00 gibi köyden çıkar çıkmaz  270 metredeki köyden önce inişe geçsek de saat 11:30 gibi tırmanış yine kaçınılmaz olarak hemen başlıyor.
KISA BİR TIRMANIŞ ANI
Bu kez çok uzun sürmüyor. 170 metreden 230 metreye kadar yükselip, geçtiğimiz taştan bir kapı sonrası yol normal eğime dönüyor.
BU GEÇİT SONRASI YOL DÜZ HALE GELİYOR
Düzlüğe ulaştığımız anda zaten uzaklardan Kapıkırı ve Bafa Gölü tekrar ortaya çıkıyor.
BAFA GÖLÜ VE KAPIKIRI KÖYÜ UZAKLARDAN GÖZÜKÜYOR
Saat 11:40'da Yediler Manastırı'nın tabelasına ve bölgedeki rota tabelasına ulaşıyoruz.
DÖNÜŞTE BU ROTAYI TAKİP EDECEĞİZ
Manastıra yaklaştığımızı görünce tempoyu sanki biraz daha mı artırıyoruz acaba?Ve saat 11:50'de manastırın ilk kalıntılarına ulaşıyoruz.
MANASTIRIN ÜSTÜNE DOĞRU
Manastırın en güzel yeri olan üst bölümüne çıkıyoruz. Üst bölümde hem etrafa bakınıyoruz, hem dinleniyoruz hem de bir şeyler atıştırıyoruz.Sonra geçen sene gelip de göremediğimiz Aziz Paulos'un çilehanesini bulmak için manastır yıkıntılarından aşağıya iniyoruz.
YEDİLER MANASTIRININ DIŞARIDAN GÖRÜNÜMÜ
Manastırın biraz daha doğusunda bulunan mağaraya çok belirgin olmasa da bir patika yol var. Bilgilendirme çok iyi olmasa da rahatlıkla bulunabilir.
MAĞARANIN FRESKLERİNİN BİR KISMI
Burası çok mağaraya benzemese de içindeki freskler hala korunmuş ve güzel.Aziz Paulos bu mağarada meşe palamudu ve ağaç kökü yiyerek uzun yıllarca yaşamış.Burası onun çilehanesi olarak da anılıyor.Bu arada mağaradan manastır da çok güzel görünüyor.
MAĞARADAN MANASTIR GÖRÜNTÜSÜ
Ve artık bu bölgeden ayrılma zamanı geliyor.Rota önce bizi Gölyaka'ya indirecek sonra da asfalttan Kapıkırı'na götürecek.
GÖLYAKA'YA DOĞRU İLERLİYORUZ
Manastırdan Gölyaka Köyü'ne 3 kilometrelik bir yol var.Yükselti olmadığı için ilerlememiz kolay oluyor.Bu yürüdüğümüz yer daha turistik olduğu için 3 gündür yürüdüğümüz yollarda görmediğimiz tüm yürüyüşçüleri ilk kez dönüş bu dönüş yolunda görüyoruz.

Yolda ilerlerken gördüğümüz bu ikili bizi sevimlilikleriyle biraz oyalasalar, aklımız onlarda kalsa da köye doğru ilerlemeye devam ediyoruz.
ÖYLE TATLILAR Kİ!
Ve saat 13:00'da Gölyaka Köyü'ne ulaşıyoruz.Köyün meydanında kahve var ama biz hiç durmadan ana yola inip, ağaç altı, kapalı bir restoranda oturup, ayaklarımızı dinlendiriyoruz.Yarım saat dinlenme molası sonrası üç günün son dört kilometresi için yola çıkıyoruz.
KAPIKIRI'NA DOĞRU ASFALT GÜZELLEMEMİZ
Bu rotalarda asfaltta ilerlemek kadar kötü bir şey yok sanırım. Ama mecburen bu geçişi de yapıyoruz. Saat 14:00'te de Kapıkırı rota tabelasına ulaşıp, anı donduruyoruz.
NİHAYET HEDEFLEDİĞİMİZ ROTA BİTİYOR

NİHAYET KAPIKIRI'NDAYIZ
Ve İstanbul'daki ekibimizin 23 Nisan için gelip, kaldığı Selenes Pansiyon'a doğru ilerliyoruz.Selenes Pansiyon'da duş alıp, temizlendikten sonra üç gündür beklediğim şeye nihayet kavuşuyorum; işte yorgunluk kahvem geliyor. Benden mutlusu yok şu an.
YORGUNLUK KAHVEME KAVUŞTUĞUM AN
Saat 15:15'te şoförümüz Yavuz Kaptan gelip, bizi pansiyondan alıyor ve hava alanına götürüyor. Sonrası İstanbul'a dönüş.


GÜNÜN TEKNİK VERİLERİ
Yapılan Kilometre: 20 Kilometre
Çıkılan İrtifa: 513 Metre
Kaybedilen İrtifa: 1029 Metre


ROTAMIZ
3. GÜN ROTASI
NOT: Sakarkaya'dan ilk yükselti sonrası rota tamamen inişle geçiyor. Yol üstü su kaynağı yine yok. Fakat Karahayıt ve Gölyaka'da hem bakkal hem de kahve bulabilirsiniz. Güzel, keyifli bir rota.

NOT: Taksi şoförümüz Yavuz Bey'e bize sağladığı tüm ulaşım için kişi başı 85 tl ücret ödedik. Kendisinden çok memnun kaldık ve bu şekilde faaliyeti gerçekleştirerek faaliyeti bayağı işlevsel hale getirdik.


Üç gün 85 kilometre ve bol anıyla gelip, geçti. Her gün yarın nasıl kalkacağız desek de hiçbir şey olmamış gibi sabahın köründe yola çıkıp, bilmediğimiz coğrafyaları tanımak çok güzeldi.Yeni adetlerin, yaşantıların izini sürmek çok keyif verdi bizlere.
Tabi ekibin uyumu da faaliyetin güzel geçmesinde önemli bir etken. Tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ederken;

 O zaman yeni faaliyetin gelme zamanıdır diyorum.



Şenay KILIÇ

1 yorum:

Anonim dedi ki...

Emeğinize sağlık.Sayenizde o güzellikleri gorme fırsatı buldum.Bana çok şey kattiniz. Şahsıma ve memleketime kattiklarinizdan dolayı size ve arkadaşlarınıza çok teşekkür ederim.
Saygılarımla,
Hasan Bilgin Can