11 Temmuz 2018 Çarşamba

DOĞA SPORLARININ KALBİ KEMALİYE'DE 3 GÜN


Sporla iç içe olan herkesin Kemaliye ismini bir şekilde duyması olağandır. 40 yıllık bir geçmişe sahip Kemaliye Uluslararası Kültür ve Doğa Sporları Şenliği son on yıldır hep dikkatimi çekenler arasında geliyordu ama Kemaliye'yi bir türlü görememiştim. Gerçi o ünlü şenlikler on beş gün önce bitmiş olsa da bizim kısmetimiz bugüne imiş ne yapalım!
Kemaliye'de gerçekten huzurlu, geçmişin izlerini yakaladığımız 3 gün geçirdik. Keşke ülkemizin her yanı Kemaliye gibi kendini koruyabilse. 
Gezimiz sonrası belki gitmemiş olanlara yardımcı oluruz diyerek Kemaliye'de neler yaptık, nereleri gezdik size bol görselle anlatmak istiyorum.

4 TEMMUZ 2018 ÇARŞAMBA günü sabah erkenden İstanbul-Pendik tren istasyonundan saat 10.00'da hızlı trene biniş yapıyoruz.
HIZLI TREN KEYFİ
Hızlı tren rahatlığı ve temizliğiyle ulaşım için iyi bir seçenek. Ücreti zaman ve konforla birleşince çok da pahalı gibi gözükmüyor. Nihayetinde Ankara merkeze ulaşıp, tekrar aktarma yapmadan yolunuza devam edeceksiniz. 
Saat 14.00'te Ankara YHT Garı'na inip, ara geçişlerle Eski Ankara Garı'na ulaşıyoruz.
YHT'DEN ESKİ GARA GEÇERKEN
Saat 17.55'te bineceğimiz Doğu Ekspresi için bilgilerimizi teyit ettikten sonra garın hemen karşısında bulunan Gençlik Parkı'nda, açık havada bir öğle yemeği yemek için gardan çıkıyoruz.
ANKARA GARI
Daha önceden planladığımız gibi Anıtkabir'e doğru yürümeye başlıyoruz. Fakat Ankara bomboş gözüküyor. Kentli ortadan kaybolmuş gibi.
Üniversiteden mezun olduğum yıl yani 1997 yılında gelip, Anıtkabir'i ziyaret etmiştim. Bu sebeple iki tren arasına bu ziyareti koymak bir süredir aklımdaydı. 21 yıl sonra Ata'nın huzurunda olma fikri gerçekten beni heyecanlandırıyordu.
Anıtkabir ziyaretimizi gerçekleştirip, tekrar eski gara döndüğümüzde saat 17.20 gibiydi. Zaten eski gara geldiğimizde de trenimiz 1. peronda kalkış için hazır bulunuyordu.
Hemen vagon önü klasik fotoğrafımızı çektirdikten sonra 9 numaralı yataklı vagonun 15-16 numaralı yataklarını barındıran odamıza yerleştik.
DOĞU EKSPRESİ YOLA ÇIKMAK ÜZERE
Saat 17.55'te de tren gecikme yapmadan kalkışını gerçekleştirdi. Trenimiz rötar yapmazsa ertesi sabah saat 08.10'da Bağıştaş istasyonunda bizi indirecek inşallah. 
Trene binerken yanımıza sadece içme suyu alıp, öyle biniyoruz. Nasılsa akşam yatıp, sabah kalktığımızda ineceğiz diye düşünüyoruz. Akşam yemeğimizi de trenin yemek vagonundan hallederiz diye düşünerek yola çıkıyoruz.
Akşam yemeğimizi planladığımız gibi yemek vagonunda yiyoruz. Bir önceki binişimize göre yemek çeşitlerinde biraz artış var ama yine de pek iyi gözükmüyor göze.
Akşam hem yol yorgunluğu hem de bir şeyler okuma derdiyle odamıza çekiliyoruz.
Gece de olsa gündüz de olsa tren yolculuklarının en sevdiğim yanı pencereden geçilen yerleri izlemek. Yatarken gözümün önünden akıp, giden manzaralar ve trenin tıkırtısı uykuya dalmamızı kolaylaştıranlardan sanki!

YAPILAN KİŞİ BAŞI HARCAMALAR
Hızlı Tren: 120 TL-(Ben öğretmen indiriminden dolayı 100 TL ödüyorum)
Doğu Ekspresi: 83 TL-(Ben öğretmen indiriminden dolayı 100 TL ödüyorum)
Gençlik Parkı Yemek: 20 TL
Trende Yemek: 18 TL

5 TEMMUZ 2018 PERŞEMBE günü sabah erkenden, saat 05.00 gibi uyanıyoruz. Tren yolculuklarında nedense hep bu saatlerde gözler açılıp, manzaraya dalıyor.
İniş saatimiz erken olduğu için eşyalarımızı toplayıp, ineceğimiz durağı beklemeye ve google-map'dan trenin hareketini izlemeye başlıyoruz.
Tren biraz rötar yapmış belli. Bize vaat ettiği saati çoktan geçiyor ama biz hala ineceğimiz yere ulaşmış değiliz. Yine de şikayetçi değiliz. Fırat'ın bir kolu olan Çaltı Çayı Vadisi'ne girdikten ve Divriği'yi geçtikten sonra pencere dibinden ayrılmadan muhteşem vadileri ve çayın çizdiği menderesleri izleyerek yol alıyoruz.
ÇALTI VADİSİ VE DİVRİĞİ GEÇER GEÇMEZ GÖRDÜĞÜMÜZ GÜZEL KÖPRÜ
Tren Bağıştaş'a yaklaşırken 2016 yılında açılan Bağıştaş Barajı'nın yanından da geçiyoruz. Saat tam 09.34'te yani 1 saat 20 dakika rötarla Bağıştaş istasyonuna varıyoruz.
BAĞIŞTAŞ İSTASYONU'NDAN İNERKEN

ARTIK KİMSENİN ÇALIŞMADIĞI İSTASYON BİNASI
Bağıştaş Kemaliye'ye uzaklığı 23 kilometre olan bir köy aslında. Kemaliye'ye ulaşım için en yakın istasyon noktası da  burası anlayacağınız.
Gelmeden buradan ilçeye dolmuş kalktığına dair bir şeyler okumuştuk. Bu sebeple dolmuş bulmak için istasyonun arkasındaki kahvelerin olduğu bölüme geçiyoruz.
BAĞIŞTAŞ İSTASYONU ARKASINDAKİ KAHVELERDEN BİRİ

Kahvedekilerden 2 sene öncesine kadar dolmuş olduğunu ama artık taksilerle bu işin yapıldığını öğreniyoruz. Tam o an önümüzden geçen bir taksiyi hemen durduruyoruz. Fakat taksi dolu, taksici bizi almıyor ama ilçeden başka bir taksi çağıracağını ve beklememizi söylüyor. Bir 5 dakika sonra taksici geri gelip, bizi de alıyor ve Kemaliye'ye doğru yola çıkıyoruz.
Takside yaşlı bir karı-koca bulunuyor. Ankara'dan torunlarının mezuniyet töreninden dönüyorlarmış. Yolda ilerlerken bu gittiğimiz yolun eski halinin ne kadar kötü olduğunu ve ne kadar çok insan öldüğünden bahsediyorlar.
Yol ise önce 1500 metreye kadar döne döne tırmanıyor sonra da 900 metrelerdeki Kemaliye'nin olduğu vadiye doğru yine döne döne inişe geçiyor.
Saat 10.30'da Kemaliye merkeze doğru önce kısa bir tüneli geçerek, sonra ünlü Şırzi Köprü'sünü geçerek giriş yapıyoruz.
İlçeye girer girmez ahşabın evlere ve mekana nasıl da hakim olduğunu görmemek imkansız. Solda akan güzel Fırat'ın yeşiline ahşabın sıcaklığı da eklenince ilk etapta Kemaliye sıcacık bir his veriyor insana. 
Aslında bu akan güzel yeşil nehir de Fırat'ın bir kolu olan Karasu diye anılıyor. Yine de ben yazıda ona hep Fırat diye sesleneceğim.

Merkeze ulaşır ulaşmaz tam meydanda bulunan otelimiz Bozkurt Otel'e yerleşmek için giriş yapıyoruz.
BOZKURT OTEL
Fakat saat erken olduğu için odalar boşalmadığından biraz bekleyin diyorlar. Biz de bu vakti İstanbul'dan bir arkadaşımızın mutlaka tanışın diye önerdiği Şevket Gültekin ile tanışmak için değerlendiriyoruz.
Şevket Gültekin emekli bir zabıta memuru. Daha çalıştığı zamanlardan şehri gezmeye gelenler için rehberlik yapan, canı tez, samimi, yardımsever bir Kemaliyeli. 3 günlük gezimiz boyunca elinden gelen yardımı bizden esirgemeyen güzel insan.
Bir gün yolunuz Kemaliye'ye düşerse sohbet etmek, tanışmak için bile olsa mutlaka Şevket Gültekin'i bulup, tanışın. İlçe merkezinde, Şehir Kulübü'ndeki güzel çınarların altında çayını yudumlarken onu bulabilirsiniz.
KEMALİYE ŞEHİR KULÜBÜ
Keyifli bir sohbet sonrası Şevket Hocamız'dan ayrıldıktan sonra otelimize yerleşip, duş alıp biraz dinleniyoruz.
Saat 13.00 gibi artık sokağa çıkma vaktidir diyerek, aşağı inip, öğle yemeğimizi otelimize ait restoranda yemeyi tercih ediyoruz. Kemaliye'ye gelmeden hep okuduğumuz, hep duyduğumuz kavurmasının güzel olduğuydu. O zaman artık denemeli.
KEMALİYE'DE KAVURMA
Hava sıcak da olsa Kemaliye'nin kavurmasını deneyelim diyoruz ve Bozkurt Otel'in restoranında kavurma yanına bulgur pilavımızı azar azar alıp, yiyoruz. Gerçekten et lezzetli ve ağızda dağılan cinsten, yumuşacık. Yani Kemaliye'de mutlaka denenecek şeylerden biri kavurma diyoruz. 


Sonunda sıcak mıcak kendimizi öğle sıcağında Kemaliye sokaklarına atma zamanı geliyor. Otelden çıkıp hemen solumuzdaki Atatürk Heykeli'nin olduğu alanı görüyoruz.
KEMALİYE-ATATÜRK HEYKELİ
Bu heykeli de görünce Kemaliye'nin geçmişine ve ismine dair bir şeyler anlatmadan geçmesek iyi olur düşüncesindeyim.

Fırat ve Dicle vadilerinin genellikle Pers egemenliğinde olduğu dönemlerde Kemaliye yani Eğin de Pers egemenliğinde kalmış. Daha sonra dördüncü yüzyılda  başlayan Roma dönemi ve onu takip eden Bizans dönemini yaşanmış. İslamiyetin yayılmaya başlamasıyla birlikte de Arap orduları bölgeye
akınlar düzenlemeye başlamışlar. Sıra Malazgirt Meydan Muharebesi'ne gelince bölge Türklerin eline geçmiş ve Selçuklular'ın Anadolu'ya hakim olmaları ile birlikte Selçuklu Egemenliği başlamış.
1058'den sonra bir kısım Türkmen boyları Kemah'tan sonra Eğin’i işgal ederek Malatya Ovası'na inmişler. 1100 yılına kadar yarım yüzyıl boyunca Eğin çeşitli Türk boylarının ve komutanlarının uğradığı kalelerden biri olmuş.
İlk olarak Çelebi Sultan Mehmet zamanında Osmanlı egemenliğine giren bölgeye bu tarihten sonra sırt anlamına gelen Eğin adı veriliyor. Gerçi bazı kaynaklarda Eğin kelimesinin Ermenice olduğu da yazıyor. Kelimenin Ermenice Agn-Akn yani kaynak kelimesinden geldiği söyleniyor. Bunun sebebini de ilçenin üst kısımlarında  bulunan ve Kadıgölü adını taşıyan karstik bir su kaynağına bağlıyorlar. 
Eğin'e, bilhassa Yavuz Sultan Selim zamanında çok önem verilmiş. Yavuz Sultan Selim, Kafkasya'dan gelen aileleri Eğin'e yerleştirerek, geçimlerini sağlamaları için İstanbul'da et satışını yönetmek üzere bir ferman vermiş. Daha sonra IV. Murad döneminde odun ve kömür işi de Eğin'e verilmiş. Kemaliyeliler'in büyük  şehirlerde genelde kasap ve kömürcü olmalarının temelinde tarihteki bu tutumun önemli bir yeri var sanırım.
Eski kitaplarda  şehrin yeşillikler içinde  şirin bir yer olduğunu, Müslümanların az da olsa tarım ve hayvancılıkla, yerli Ermeniler'in ise ticaret ve sanatla uğraştığı yazar genelde.
İlçenin coğrafi konumu nedeniyle tarımla uğraşmak zor olduğundan genelde sanatla para kazanılmış aslında bu topraklarda. Halıcılık bölgenin en ünlü el sanatlarından biri olmasına rağmen günümüzde pek yapılmıyor. Hatta gezerken hiç görmedik desem yalan olmaz.
O zamanlar saraçlık, marangozluk, kuyumculuk, demircilik, yanında bir evin ihtiyacı olan her mal Eğin'de toplanır, oradan civar köylere yayılırmış. Eskiden epeyce bir Ermeni nüfus barındırdığından zanaat erbabının çoğu da Ermeni imiş. Bunların ahşap bir arastası varmış. Karşılıklı elli-altmış dükkanda ustalar çalışır, dururmuş. Bu çarşı bir gün baştan başa yanıvermiş. Daha sonra 1915 olayları ve günümüzde bu tarz bir çarşı görmek zor.
Gelelim Kemaliye isminin hikayesine. 1922 yıllında Mustafa Kemal Paşa bizzat bu güzel diyara Kemaliye ismini veriyor. Çünkü bu ilçe kurtuluş savaşında çok büyük başarılara imza atmış ve birçok şehit vermiş.
Çok sayıda şehit veren Eğin'e savaşın ardından bakanlar kurulu kararı ile 21 Ekim 1922 tarihinde Atatürk Kemaliye ismini veriyor. O gün bugün de bu güzel isimle anılıyor.

Gezimize devam ederken bu sıcakta tepelere çıkana kadar Fırat boyuna inmenin daha iyi olacağını düşünüp, Şehir Kulübü sırasındaki ilk aradan, Demirciler Sokak'tan aşağıya doğru güzel bir eğimle Fırat boyuna doğru yürümeye başlıyoruz.
FIRAT KIYISINA DOĞRU İNİYORUZ
Kemaliye'nin tüm yolları parke taşlarla döşeli. Evlerin hepsi ahşap kaplı, sokaklar adım başı çeşme dolu. Evlere hala özenle yerleştirilmiş kapı tokmaklarını çalarak giriyorsunuz. İnanın biz yaşadığımız modern, koca şehirlerde böyle bir güzellik içinde yaşamıyoruz. Tüm bu ince görsellikleri sırası geldikçe bol bol  anlatmalı aslında.

Kemaliye evleri bölge yapısına uygun olarak daha fazla alan kullanmak amacıyla şehirde yatay olarak değil de dikey olarak konumlanmış bir durumda. Genelde 2-3 katlı evler tercih edilmiş ve evler eğime doğru sırtlarını vermişler. Bu kot farkından dolayı evlerin her katından bir sokağa, bir bahçeye ya da yola çıkma şansınız bulunuyor.
Evler ÇEKÜL Vakfı’nın 1998 yılında başlattığı 7 Bölge 7 Kent projesi ile kent kimliğinin korunması ve yaşatılması için yapılan çalışmalarla restore edilip, düzenlenmiş.
Günümüzde hala Osmanlı’nın sivil mimari örneklerini yansıtan sofa, divanhane, kiler, selamlık gibi bölümleriyle ayakta kalmayı başaran Kemaliye evleri taş, ahşap ve kerpicin bir arada kullanılmasının da en güzel örneğini oluşturuyor.
Aşağıya doğru inerken ilk dikkatimizi çeken bu güzel evlerin giriş kapılarının kapı tokmakları oluyor.
Duyduğumuza göre bu güzel tokmakları Kemaliye'de Mustafa Demirci adından bir demirci yapıyormuş. 6 kuşaktır bu işle uğraşan aile 120 yıl aradan sonra 1996 yılında tekrar bu işi devam ettirme kararı almış. 
Bu arada kapının üzerinde bulunan kapı tokmağının sesine göre ev sahibi kimin geldiğini de anlarmış.
KAPI TOKMAKLARINA ÖRNEK
BAŞKA BİR KAPI TOKMAĞI
Kapı tokmağının sesi, gelenin kadın mı yoksa erkek mi olduğunu haber veriyor. Eğer misafir büyük tokmağı kullanır ve ses tok ve gür çıkarsa gelen kişi erkek ama diğerine göre ince daha az sesi olan küçük tokmak kullanılırsa gelen kişi kadındır.
KAPI TOKMAKLARINA BAŞKA BİR ÖRNEK
BAŞKA BİR KAPI VE TOKMAĞI
Tokmakların üzerindeki motiflerin de bir anlamı varmış. Örneğin lamba motifli bir kapı tokmağı evin ocağı sönmesin, hayat daim olsun anlamını taşıyormuş. Kuş motifi kullanılmışsa bu da ev sahibinin gurbette bir yakınının olduğu ve haber beklediği anlamına geliyormuş. Sağa sola ayrılan ve kuş kafasını andıran motifler evin Müslüman bir aileye ait olduğunu vurguluyormuş. Öküz motifi ise ailenin birlik olduğunu simgeliyormuş. Kapı tokmaklarında akrep yılan gibi motifler de bulunuyormuş. Bu motifler Şaman kültüründen kalma adetlere göre yapılırmış. Yılan motifleri genellikle anahtar delikleri çevresinde bulunuyor ve bu motifteki kilide anahtar sokulunca şeytanın o eve giremeyeceğine inanılıyormuş. Akrep motifi olan evlerde ise cinin şeytanın barınamayacağı inancı varmış.



Bir yandan evleri incelerken bir yandan da Gümrükçü Mahallesine doğru iniyoruz. Evler ülkemizdeki bazı eski yerleşim yerlerinde olduğu gibi birbirine hem çok yakın hem de  düzenli gözüküyor.
İNİŞ YAPTIĞIMIZ SOKAKTAN BİR GÖRÜNÜMÜ
EVLERLE SOKAĞIN BİRBİRLERİNE TEĞET OLDUĞU ANLAR

Hepsi bakımlı ahşap elbiselerini giymiş ve sessizce sokağın görselliğine katkıda bulunuyorlar sanki!
Bir süre sonra yol merdivenlere dönüşüyor. Bu merdivenli, ara yol bizi Gümrükçü Cami'ne taşırken sol tarafımızdaki Fırat tüm güzelliği ile daha çok dikkatimizi çekiyor.
Fakat Fırat o eski kitaplarda okuduğumuz gibi artık çağıldamıyor, köpürerek akmıyor. Bunun sebebi ise Keban Barajı ve Bağıştaş Barajı yapıldıktan sonra Fırat'ın artık bir gölden farkının olmaması. Baraj bölgenin iklimini de etkilemiş. Karın kış aylarında yoğun olduğu bölgeye artık kar yağmaz olmuş. Yazları ise kavurucu sıcaklarla ilçe halkı belirli saatlerde sokakta dolaşamaz duruma gelmiş.
BULUNDUĞUMUZ YERDEN FIRAT MANZARASI
Dut ve erik ağaçlarıyla çevrili evlerin içinden yürüyerek Fırat kenarı boyunca ilerliyoruz. Sokaklarda kimsecikler yok ama evleri böylelikle daha bir doyarak inceleme şansı buluyoruz.
YOL ÜSTÜ EVLERDEN BİR GÖRÜNÜM
SOHBET ETTİĞİMİZ YÖRE SAKİNLERİNİN EVİ
SU KENARINA İNERKEN KÖŞEDEKİ GÜZEL EV
Yol kenarında bir karı-koca bizi bahçelerine davet ediyorlar. Kısa bir sohbet sonrası yola devam ediyoruz.

Yol Fırat kıyısına paralel bir şekilde ilerliyor. Ta ki TOKİ'nin bu güzel yerleşime inşa ettiği kaba beton yapılara kadar. Biz de o yapıların sağından tekrar ana yola bağlanıyoruz. 
Ana yola bizi bağlayan yol TOKİ binalarını geçince tekrar klasik ev tiplerine dönüyor.
TOKİ BİNALARI SONRASI KLASİK BİR KEMALİYE EVİ
Yola çıkmadan da sağda güzel bir cami görünce duruyoruz. Fatma Libas Tiryakioğlu Cami 2008 yılında yapılmış.
FATMA LİBAS TİRYAKİOĞLU CAMİ
Bölgeye uygun bir görünüşle kentin dokusunu bozmayan bir cami olmuş. Camiyi geçer geçmez ilçenin içinden geçen Kemaliye-Arapgir karayoluna çıkıyoruz.

Bu yol Cumhuriyet Caddesi olarak geçiyor. Bu cadde boyunca yürüdüğünüzde ilçedeki önemli resmi binaların hepsini görebilirsiniz. Solda biraz geride öğretmen evi, jandarma, kaymakamlık, kütüphane, ilçenin tek bankası Ziraat Bankası gibi binaları bulmanız mümkün.

Merkeze doğru yürürken yolun sağ tarafında karşımıza çıkan Kemaliye Müzesi'ni görmeden geçmeyelim diyoruz.
KEMALİYE ETNOĞRAFYA MÜZESİ
Eski bir kilise binası bu bina aslında. 
Dış cephesinin büyük bir bölümü taşlardan oluşan bu güzel binanın yapılış tarihi ise tam olarak bilinmiyor. 1800'lü yıllarda bir Ermeni Kilisesi olarak yapılan müze binasının daha sonra üst katı 1915 yılında Halı Fabrikası olarak kullanılmaya başlanmış. Fabrika kapanınca da alt katının hapishane olarak kullanıldığı biliniyor.  Cezaevi kullanımı ise 1990 yılına kadar devam etmiş.

1999 yılında ise dönemin Kaymakamı Uğur Kolsuz tarafından müze haline getirilen bina içerisindeki eşyaların Kemaliye halkının evlerde kullandığı eşyalar olduğu ve insanların gönül rızasıyla müzeye bağışlandığı biliniyor.
İlçe merkezi ve Kemaliye köyü sakinlerinin yanı sıra gurbetteki Kemaliyeli vatandaşların bağışları ile toplanan tüm etnografik eşyalar, müze ziyaretçilerine ücretsiz bir şekilde sergileniyor.
Müze girişi kapalı olduğu için önce müzenin bahçe bölümünde yer alan Kanyon Kafe'de oturup, soğuk bir şeyler içip, serinlemek istiyoruz.
KANYON CAFE'NİN BOL YEŞİLLİKLİ MANZARASI
KANYON CAFE İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
KANYON CAFE OTURMA ALANLARI

Kanyon Kafe Fırat manzarası, rahat oturma alanı ve buz gibi limonatası ile bu sıcakta öyle iyi geliyor ki bize!
Limonatamızı içtikten sonra müzeyi ziyaret etmek için giriyoruz. Bu kez kapıyı çalıyoruz ve görevliler içeri girmemizi sağlıyor.
Müzenin içinde bir büyük salon, ara holler, bir büyük ve üç küçük odadan oluşan bölümlerini etnoğrafik eşya ve folklorik kıyafetleri inceleyerek geziyoruz. O kadar çok çeşit var ki!
MÜZENİN BÜYÜK SALONU
MÜZENİN ODALARINDAN BİRİ
MÜZEDE TARİHİ BİR KAPI TOKMAĞI

MÜZEDEKİ TARİHİ PARALARDAN ÖRNEKLER
MÜZENİN GİRİŞİNDE OLAN BİR PARÇA
Parasından kıyafetine, dikiş makinesinden testisine, dokuma tezgahından telefonuna, kapı tokmağından kilimine birçok eşyayı aynı anda görmek mümkün. Verilen her parçanın kim tarafından verildiği yanına bir etiketle eklenmiş. Kemaliye Etnoğrafya Müzesi tarihe tanıklık eden bu eşyaları görmek açısından gezilip, görülmeli.


Müzeden çıktıktan sonra Cumhuriyet Caddesi boyunca ilerlerken solda Kültür Kafe'yi görüyoruz ama sonra uğrarız diyerek yola devam ediyoruz.
KÜLTÜR KAFE
Yol boyunca biraz daha ilerleyince tekrar merkeze ulaşıyoruz. Merkeze girerken solda Türk Semenderi-Yağmur Bociği diye bir tabela görünce hemen duruyoruz. 
O zaman Kemaliye'nin çok bilinmeyen ama aslında çok ünlü olan Semenderi yani Yağmur Bociği'nden de bahsetmeli biraz.
ŞEHRİN MERKEZİNE DOĞRU
Nesli tükenmekte bir tür olan semender yağmuru çok seviyormuş. Genellikle tepe ve dağlık yerlerde, nemli ağaç ve ormanlık yerlerde yaşarmış.

TÜRK SEMENDERİ YAĞMUR BOCİĞİ

Islak toprak ve taşlar altında, ağaç kabukları altında gizlenirmiş. Gündüzleri gizlenip gece aktif hale gelirmiş. Besinlerini yumuşak vücutlu böcekler ve özellikle toprak solucanı teşkil edermiş. Tabi biz 3 günlük gezide bu sıcakta hiç rast gelemedik bu şirin şeye. Sadece yol kenarındaki tabelalarını görüp, durduk.

YOL KENARINDA KARŞILAŞACAĞIMIZ TABELALARDAN

Belediye'ye kadar olan ana ama ara sokak gibi gözüken sokakta birçok dükkan ve ofis görmeniz mümkün. Dükkanların hepsi ilçedeki ahşap dokuyu bozmadan aynı stilde düzenlenmiş.Bu dükkanlardan biri de size Karanlık Kanyon turu yaptıracak Eğin Tur Ofisi.
KEMALİYE'NİN ANA CADDESİ
CADDEDEKİ DÜKKANLAR
DÜKKANLARDAN BİRİ
EĞİN TUR GİRİŞİ
KARANLIK KANYON TURU İÇİN BAŞVURU
Bu karanlık ve dar sokağı geçince Bozkurt Otel'e saat 15.10'da ulaşıyoruz. Tekrar otele girip, biraz dinlenip, akşam üstü daha serin bir saatte çıkmaya karar veriyoruz.

Güneş biraz dinince, otelde dinlenmek isteyen Ayhan'ı bırakıp, saat 17.30'da  otelden çıkıp, şehrin üst bölümlerini gezmek için yola çıkıyorum. Solda belediye binasının önünden geçerken hemen binanın sol tarafındaki metal levha gözüme takılıyor.

KEMALİYE BELEDİYE BİNASI
Levha 2015 yılında gerçekleştirilen Kemaliye Şenlikleri'nde, Karanlık Kanyon'a 500 metre yükseklikteki Sırat on Fırat hattından yaptığı Base Jump atlayışı sırasında bacaklarına ip dolanması sonucu çakılıp, feci bir şekilde ölen Amerikalı Ian Flanders'in anısına asılmış.
AMERİKALI IAN FLANDERS ANISINA ASILAN LEVHA
Günümüzde ise bu olayın da etkisiyle ilçede bu tarz faaliyetlere yaklaşım biraz temkinli hale gelmiş sanırım. Örneğin ertesi gün için yapmak istediğimiz bisiklet turu için kiralayacağımız bir bisikleti Kemaliye gibi doğa sporlarına aşina bir yerde bulamamak tuhaf geldi bize. Allah'tan Şevket Gültekin Hocamız bize yardımcı oldu da istediğimiz bisiklet turunu yapabileceğiz.


Belediyenin solundan 2. Çarşı Sokağı'ndan  yukarı doğru yürümeye başlıyorum. Bu sokakta  ilçenin diğer bütün sokakları gibi aynı görselliği koruyor.

KEMALİYE'NİN YUKARILARINA DOĞRU
Sokak bir süre sonra Hacı Ali Akın Caddesi olarak anılmaya başlıyor. Hacı Ali Akın Kemaliye'deki birçok yapının yapımına desek olan iş adamıymış. Bu caddede izlediğim yol güzel bir eğimle beni Dörtyol Cami'ne taşıyor.
DÖRTYOL CAMİ
Dörtyol Cami adı gibi dört yolun ortasında konumlanmış, küçük bir cami. Ben caminin sağını gösteren, Lökhane tabelasına doğru ilerlemeyi tercih ediyorum. Evler bu hatta da güzelliklerini koruyorlar. Ve evlerin hepsinin altında birer mini çeşme bulunuyor.
EVLERİN ALTINDAKİ ÇEŞMELERE ÖRNEKLERDEN BİRİ
Kemaliye çeşmeler, güzel evler, dut ağaçları ve yardımsever insanlar diyarı diyebilir miyiz? Gönül rahatlığıyla evet.


Bu sokağın devamında Lökhane tabelasıyla kocaman beyaz binayı görüyorsunuz. Lökhane bölgeye ait güzel bir tatlının yapım yeri olan bina.
LÖKHANE BİNASI
Fakat üzerine telefon numarası asılmış bir kağıt ile kapıyı kapalı bulunca dönüşte uğrarım diyerek burada oyalanmıyorum.
Bu binanın yanında bir değirmen binası bulunuyor. Eskiden bu bölgede buğdayları öğütmek için 7-8 tane değirmen varmış. Fakat zamanla ne tarım kalmış, ne insan kalmış, ne de değirmen.Değirmen ile Lökhane binasının arasından merdivenlerle ilerleyeceğiniz bir aralıktan güzel, ahşap evlerin arasından yukarılara doğru çıkarsanız güzel bir su sesi de size eşlik ediyor olacak.
MERDİVENLERLE YUKARILARA DOĞRU

BİRAZ DAHA YÜKSELİYORUZ
Sesin kaynağı bölgede Kadıgölü diye adlandırılan kaynaktan geliyor. Kadıgölü aslında bir göl değil sadece öyle anılıyor.
KADIGÖLÜ'NÜN GÖRÜNTÜSÜ
Kemaliye'nin üste kesimlerinde, Sarıçiçek Dağları'nın dibindeki kayalıklardan fışkırıp, bütün şehri dolaşarak aşağıda Fırat ile buluşuyor bu kaynak. Üst kesimde aynı adlı bir de park yapılmış.
KADIGÖLÜ PARKI
İsteyen güzel bir şehir manzarasıyla karşı cephedeki Munzur Dağları'na karşı çayını, kahvesini bu kahvede yudumlayabilir.
Kadıgölü Sarıçiçek Dağları silsilesinden beslenen, çok soğuk ve debisi güçlü bir kaynak suyu gibi gözüküyor. Yukarıdan itibaren su kanallarıyla bütün yerleşim alanını dolaştığı için ilçenin hayat kaynağı aynı zamanda. Tüm ilçenin içme suyunu karşıladığı gibi ve aynı zamanda bağ ve bahçelerin sulanmasını da sağlıyormuş.
Kadıgölü  sonrası benim gibi yola devam etmek isteyenler aynı yolu takip ederek daha üst kesimlere doğru yol alabilir.
Daha üstlerde Mani Yolu diye adlandırılan bir yol bulunuyor. Tabi ki Mani Yolu'nun da bir hikayesi var.
Kafkasya'dan gelip buraya yerleşen halk ilçenin merkeze uzak olması ve tarım arazisi olmaması nedeniyle İstanbul'a göç etmeye başlamış. Bunu önlemek isteyen dönemin padişahı 4. Murat ise her evden bir erkeğin İstanbul'a çalışmaya gelmesine izin vermiş.
Bu nedenle de sıla özlemi bu ilçede doruk noktaya ulaşıp, manilerde kendine yer bulmuş.
MANİ YOLUNDAKİ MANİLERDEN BİRİ


BİR BAŞKA MANİ
MANİ YOLUNDAN BİR GÖRÜNÜM
Manileri okursanız bölge insanını mani söylemeye iten duyguları da anlamak  zor değil. Bu yolun üzerinde bir de Mani Çeşmesi'ni göreceksiniz.
MANİ ÇEŞMESİ
Buradan suyunuzu içip, solunuzda bulunan Zincirli Kaya'ya doğru yolalabilirsiniz.
Zincirli Kaya ilçenin üst kesimlerinde bulunan ve bir zincirle sanki ilçenin sırtını yasladığı dağlara tutunan bir kaya gibi. Kayaya ulaşmak için 2004 yılında Belediye ve hayırseverlerin yardımıyla yapılmış merdivenleri kullanacağım.
MERDİVENLERİ YAPTIRANLARIN İSİMLERİ HEMEN YOLUN AĞZINDA
MERDİVENLERİN GÖRÜNTÜSÜ
On dakika içinde 192 basamağı çıkarak, kayanın dibinde, ilçeye yukarılardan bakar şekilde bir konumda olabiliyorsunuz.
ZİNCİRLİK KAYA-KEMALİYE
Bu kayayı zincirle bağlayarak insanoğlunun doğaya hükmedeceği inanışı varmış. Bu sebeple bu kaya halk arasında da kutsal sayılıyormuş. Bunlar işin söylence kısmı ama tabi gerçekte niye zincirlenmiş bu kaya derseniz? Hemen açıklayalım.
On sekizinci yüzyıl başlarında ilçe nüfusunu yoğunlaşmış ve zincirli kayanın bulunduğu alanın alt kısmında büyük bir mahalle oluşmuş. dönemde mahalleye zarar vermemesi için kayanın altı önce duvarla örülmüş sonra da demirci ustalarınca  kayanın etrafı zincirlenmiş ve yere monte edilmiş. O günden bugüne ara ara kayanın zincirlerini yenileriyle değiştirip, güvenliğini sağlıyorlarmış.
İlçeden buraya doğru yükselirken birkaç Kemaliyeli'ye "Zincirli Kaya'ya nasıl çıkabilirim?" diye sorduğumda "Orada ne işin var!", "Oraya çıkman zor.", "Çok uzak orası!" diye cevaplar almıştım. Bu cevaplara karşılık ben de onlara "Hiç çıkmadınız mı?" diye sorduğumda gelen yanıtlar: "Hayır" oldu. Acaba bu kayaya çıkmayanların sayısı ilçe genelinde yüzde kaçtır merak ettim.
KEMALİYE'YE YUKARIDAN BAKIŞ
Galiba buraya sadece gelen yerli ya da yabancı turistler çıkıyor. Yöre halkı pek meraklı değil gibi gözüküyor. Fakat buraya çıktığınızda da bütün ilçe ayaklarınızın altında kalıyor.
ZİNCİRLİ KAYA VE UZAKLAR
Bu mevkiden baktığınızda sağ tarafınızda, biraz daha aşağılarda kalan ilçenin helikopter pistini de görebilirsiniz.
KEMALİYE'NİN HELİKOPTER PİSTİ
Artık iniş vakti geldiğine göre, 192 basamağı inmeye başlayıp, gezmeye devam etmeli.
AYNI BASAMAKLARI İNMEK DAHA ZEVKLİ SANKİ
Mani Yolu'na ulaşır ulaşmaz, kuzeye doğru yani yolun tam ucundaki yığınla Türk Bayrağı'nın olduğu alana doğru ilerlemeye başlıyorum. O da ne? Birden 4 tane sevimli velet etrafımı sarıyor.
KEMALİYELİ ÇOCUKLARLA
Tanışma faslı sonrası bisiklet yarışı düzenleme, yukarı zıplama fotoğrafı çekme derken bayraklı alana ulaşmamız bir yarım saati buluyor.
KEMALİYE 15 TEMMUZ ANITI
Bayraklı alan meğer 15 Temmuz Şehitleri Anıtı'ymış. Tabi ki en uçta olduğundan buradan da ilçenin kuzey-güney doğrultusunda güzel bir fotoğrafını alabilirsiniz.
Bu anıtın daha üstlerinde bir de Seyitoğlu Parkı bulunuyor. Ama oraya gitmeden merkeze dönmeye karar veriyorum. Bu arada Mani Yolu'nun altı ve üstü yani ilçenin sırtını yasladığı dağların dibi mezarlıklarla dolu. Mani Yolu ise sıra sıra dut ağaçlarıyla bezenmiş. Yeri gelmişken biraz da duttan bahsetmeli.
Dut Kemaliye'den Arapgir'e kadar bölge halkı için en önemli besin kaynaklarından biriymiş bir zamanlar. Bugün bile hala tatlısı, kavurması derken yöre halkının beslenmesinde önemli bir yeri var.
Ama eskiden kar tüm yolları kapatıp, köylerdeki yöre halkının merkezle bağlantısını kestiğinde eldeki buğday ve ekmek de bitince tek besin kaynağı olarak dut kalırmış. Halk dutu pekmez yapar, unla karıştırıp pestil ve orcik yani cevizli sucuk yapar sonra da kalanını küplere doldurup, kaldırırmış. Ne zaman ki yiyecek bitti işte o zaman dut temel beslenme kaynağı olurmuş. Bazen de dutlar tenekelere yüklenip, kervan yollarını takip ederek Kangal ve Kuruçay'daki yöre halkıyla buğday takasında kullanılırmış.
Daha da bitmedi dutu kullandıkları yerler. Hayvanlar dut yaprağıyla semizleştirilir, dutun odunu yakılır hatta mezara bile dut ağacı konurmuş. Kemaliye'de hiç duymadım ve ilgili kitaplarda hiç okumadım ama İran seyahatlerimden bildiğim kadarıyla dut bulunduğu mekanın tozunu da toplar. Bu yüzden bütün Tahran'da dut ağaçları vardır.
Yani dut bu bölge insanı için bugüne kadar çok önemli bir besin kaynağı olmuş bence olmaya da devam edecektir.
Artık merkeze doğru inerken, hangi tarafa gideceğimi pek bilmeden çıktığım yolları inerken keyifle indiğimi fark ediyorum.
AŞAĞILARA DOĞRU İNERKEN
Lökhane binasına geldiğimde binanın arka cephesindeki güzel kapı ve üzerinde yazanlar dikkatimi çekiyor, duruyorum.
LÖKHANE BİNASINA DOĞRU
Lökhane'nin arka tarafında Eğin Yöresi Yemekleri'ni yapan bir mekan var ama nedense sezon değil diye açık değilmiş.
EĞİN YÖRESEL YEMEKLERİ
BİNANIN GİRİŞİNDEKİ KİTABE
Yazın ortasında olduğumuz halde sezon olmuyorsa ne zaman sezon oluyor çok merak ediyorum. Bu arada akşam yemeği vakti gelirken Kemaliye'nin yöresel yemeklerinden de bahsetsek iyi olur. 
Bağırsak dolması Bumbar, bir çeşit sucuk olan Göden, tirit, bölgede farklı isimlerle anılan sırın, keşkek, tarhana çorbası, aşlık çorbası, börülceli çorba, pıt pıt, kenger yemeği, kor dolması ve tabi ki kavurmayı sayabiliriz.

Merkeze inerken Lökhane'ye baktığımda bu kez açık olduğunu görüp, içeri giriyorum.
LÖKHANE'NİN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
İçeride Lök ustası Salim Usta'yla kısa bir sohbet ediyoruz. Lök kuru dut ve ceviz içinin bir ya da bir buçuk saat boyunca dibekte dövülerek özleşmesi sonucunda oluşan bir tatlı. İsmi ise tatlının ağır ve yoğun bir tada sahip olması nedeniyle verilmiş. Salim Usta'nın dediği gibi :"Hani lök gibi diye bir tabir vardır ya, işte öyle!"

Lökhane'den ve Salim Usta'dan bir parça lök tadımı sonrası ertesi gün tekrar gelmek üzere ayrılıyorum. Artık otelde bulunan Ayhan'la buluşma ve ilçenin ünlü kavurmacısı Cumhuriyet Lokantası'na gitme zamanı.
ÜNLÜ KAVURMACI CUMHURİYET LOKANTASI
Cumhuriyet Lokantası Dörtyol Cami'nin aşağılarında, merkeze doğru ilerlediğinizde hemen sağ köşede bulunuyor.
Tabi ki menüde kavurma, pilav, ikinci bir yemek olarak türlü ve cacık, salata benzeri şeyler bulunuyor.
Biz yemeyi fazla abartmamak için aynı tabakta az kavurma ve pilav yanına da cacık istiyoruz. Müesseseden de salata ikramı geliyor.
CUMHURİYET LOKANTASI'NDA AKŞAM YEMEĞİMİZ
Yemek sonunda ne diyoruz peki,
Buraya gelip de buraya uğramadan geçmeyin diyoruz. Etin tadı muhteşem, yumuşacık, keyifle yiyorsunuz.
Bu arada Ayhan'la öğlen yediğimiz Bozkurt Restoran'ın kavurmasıyla Cumhuriyet Lokantası'nın kavurmasını karşılaştırmadan edemiyoruz. Puanlar Cumhuriyet Lokantası'na gidiyor tabi ki.
Cumhuriyet Lokantası'ndan sonra aslında buraya gelirken ününü duyup, kalmak istediğimiz Hanımeli Konağı'na da kahve içmeye gidelim diyoruz. Duyduğumuza göre manzarası da çok güzelmiş.
HANIMELİ KONAĞI
Hanımeli Konağı Cumhuriyet Caddesi yani ana yol üzerinde Kemaliye'den Şırzi Köprüsü'ne doğru yer alıyor. 2015 yılında açılmış, 27 yıldır Kemaliye'de yaşayan eczacı Nurcan Hanım tarafından işletiliyor. Burada yöreye ait yöresel yemeklerin de tadına bakabilirsiniz.

Hemen konağın girişinde, yan binada ise yeni açılan, taptaze, sıcacık bir mekan var; Bocik Sanat Atölyesi.
BOCİK-KEMALİYE
İçinde sanatsal eşyalar ve çalışmalar bulabileceğiniz şirin bir mekan. Bocik'i görünce konağa girmeden hemen atölyeden içeri giriyoruz. Bizi eşikte dükkana da adını veren ünlü semender karşılıyor.
YAĞMUR BOCİĞİ BİZİ KARŞILIYOR
İçeri girer girmez de atölyenin sempatik sahibi Özgür Sarp bizi karşılıyor. Özgür Bey ile kısa bir sohbet sonrası onunda eski bir İstabullu olduğunu ve eşinin ilçedeki yüksek öğrenim kurumunda öğretim görevlisi olduğunu öğreniyoruz. Keyifli bir sohbet sonrası akşam kahvelerimizi içmek üzere Bocik Sanat Atölyesi'nden ayrılıp, Hanımeli Konağı'na geçiyoruz.
HANIMELİ KONAĞI'NIN FIRAT MANZARASI
Hanımeli Konağı akşam kahvelerimize manzarasıyla eşlik ediyor. Hızlı ve dolu dolu geçen bir gün sonrası keyfimiz ve huzurumuz yerinde. Daha ne ister ki insan!


YAPILAN KİŞİ BAŞI HARCAMA
Taksi İle Kemaliye'ye Ulaşım: 50 Tl
Öğle Yemeği: 18 Tl
Kanyon Kafe: 7 Tl
Cumhuriyet Lokantası: 15 Tl
Hanımeli Konağı: 4 Tl
Bozkurt Otel Konaklama: 65 Tl


6 TEMMUZ 2018 CUMA günü saat 07.00'de kalkıp, erkenden kahvaltımızı yapıyoruz. Bugün Kemaliye'de bizim için heyecanlı ve beklenen  bir gün.
İtiraf etmek gerekirse Doğa Sporları merkezi olan bu güzel ilçeye doğa sporu sever bir çift olarak gelmemizin en önemli sebebi ünlü Taşyol'da bisiklet turu yapmak diyebiliriz.
Saat 08.00 gibi otelden çıkıp, Şevket Gültekin Hocamız'ın bize ayarladığı dağ bisikletlerini alıp, ilk önce merkezdeki tek benzincide bisikletlerin zincirlerini yağlıyoruz.
BENZİNCİDE BİSİKLETLERİN BAKIMINI YAPARKEN
Her iki bisikletin de yağlanma işi bittikten sonra ilçenin çıkışına doğru yola çıkıyoruz.
İLÇENİN ÇIKIŞINA DOĞRU
Sağımızda kalan Kemaliye Hacı Ali Akın Meslek Yüksek Okulu'nu geçiyoruz. Okulun içindeki Ali Demirsoy Doğa Tarih Müzesi'ne dönüşte uğrayacağız. Kemaliye kent tabelasında nöbet tutan askerle kısa bir sohbet sonrası klasik kent tabelası fotoğrafımızı da çektiriyoruz.
KEMALİYE KENT TABELASI
KEMALİYE SINIRLARINI AŞIYORUZ
Karanlık Kanyon'un girişinin güzel görüntüsüyle Şırzi Köprüsü'ne gidiyoruz.

ŞIRZİ KÖPRÜSÜ
İki yakayı birbirine bağlayan bu köprü bir zamanlar ahşapmış. Yıllar geçtikçe ahşaptan betona, betondan da çeliğe dönüşmüş. Rivayete göre bir zamanlar insan ve hayvan geçişleri paralıymış. Ayrıca bir zamanlar Ermeni olayları sebebiyle Nefret Köprüsü diye de anılırmış bu köprü. Çok acılara, anılara şahit olmuş bu köprü anlaşılan.

Şırzi Köprü'süne girmeden solda Taşyol girişine ulaşıyoruz. Taşyol Fırat’ın aktığı karanlık kanyonun 8,6 km lik sarp kayalıklarının yarılarak açıldığı, 5,5 km tünel, 3,1 km ise kayalık yamacın hepsine verilen ad aslında.
TAŞYOL'UN GİRİŞİNDEYİZ
Yapımı 137 yıl sürmüş. Kışın kar nedeniyle yolları kapanan köylüler merkez olan Eğin'e ulaşmak için bin bir zorluklarla 1800'lü yılların sonuna doğru bu geçit vermez kayalarda yol açmaya başlamışlar. O dönem 300-400 metre patika bir yol yapılmış. Sonra yapımına tekrar ara verilmiş. 
Tarih 1949’u gösterdiğinde yolun yapımına tekrar başlanmış. Eğinliler bizzat yolun yapımında çalışmışlar. Ancak parasızlıktan yol yine bitmemiş. 1960'larda yol yapımı yine durmuş. 
1983'te yol inşasına yine başlanmış ve yine bitmemiş. Recep Yazıcıoğlu'nun da destekleri ile 1993'te yolun bitmesi için yardım gecesi düzenlenmiş. Yol nihayet 2002 yılında nihayet bitmiş ve açılmış. 
Tünelin girişinde ve ilerlerken birçok bölüme fazla miktarda maddi destek veren Eğinli iş adamlarının isimlerinin verildiği tabelalar bulunuyor.
GİRİŞTE YOL YAPIMINA YARDIMCI OLANLARIN İSİMLERİ
Hadi bakalım geçmeyi çok istediğimiz, bisiklet sürmenin keyfini merak ettiğimiz yola giriş yapıyoruz işte.
İlk tüneli geçer geçmez, tünel çıkışı geriye dönüp baktığımızdaki manzara çok güzel gözüküyor.
TÜNELİ GEÇER GEÇMEZ ŞIRZİ KÖPRÜNÜN GÖRÜNÜMÜ
Artık bu vahşi kanyonda ilerlerken, bisikletin üstünde heyecanla gidon hakimiyetine özen gösteriyoruz. Zemin kısa bir süre asfalt olup, sonra birden toprak ve hafif taşlı bir yola dönüyor.
TAŞ YOLDA BİZ
İlginç kayalar arasından dönemeçlerle, sağımızda bir uçurum ve altında kanyonla birlikte ilerliyoruz.
UZAKLARDAN AYHAN'I FOTOĞRAFLADIĞIM BİR AN
Bu sürüş boyunca birçok çekim yapıp, yolculuğumuzun kısa bir filmini de yapmak istediğimiz için yolun tadını çıkarta çıkarta gidiyoruz. Bir süre sonra  da Taş Yol'un o ünlü aralıklarından birine geliyoruz.
TAŞ YOLUN ÜNLÜ ARALIĞI
Bu arayı da geçince yine uzun tünel geçişlerinden birine geliyoruz. Tünelin girişinde, sol tarafta yolun yapımına katkıda bulunanlardan birinin ismini görüyoruz.
HASAN BASRİ AKTAN TÜNELİNE GİRERKEN

TÜNELİN İÇİNDEN GÖRÜNÜM
Bu tünel de diğer birçok tünel gibi ara pencerelere sahip. Bu pencereler biraz ışık yapıyor tünelin içine.
TÜNELİN İÇİNDEKİ PENCEREDEN BİR GÖRÜNÜM
Bu arada bizim gibi bisikletle gidecekseniz mutlaka gidon ışığınız olmalı. Biz yanımıza bir de kafa lambalarımızı almıştık.
Tünellerden çıkıp, bu art arda gelen pencereleri dışarıdan görebilmek de keyifli oluyor.
TÜNELLERDEKİ DELİKLERİN DIŞTAN GÖRÜNÜMÜ
Biraz daha ilerleyince Erzincan'ın ünlü Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun tünel girişini görünce seviniyoruz.

TÜNEL GİRİŞİNDE BİZ
YAZICIOĞLU İÇİN YAPILMIŞ KAİDE

TÜNELİN GİRİŞİ

YAZICIOĞLU'NUN ADINA YAPILAN TÜNEL GİRİŞ TABELASI
Bu tünel de iç kısmı itibariyle biraz uzun ve içinde güzel bir de pencere bulunuyor.
TÜNELİN İÇİNDEN BİR TERS IŞIK FOTOĞRAFI ÇEKELİM DEĞİL Mİ?
Bu tünelin geçişini de tamamlayıp geri dönüşe geçiyoruz. Kısa ama çok keyifli bir sürüş yapıyoruz. Güzergahta ikimizden başka kimsenin olmaması da faaliyetin artılarından oluyor.

Geldiğimiz yolu aynen geri dönüp, yüksek okulun içinde bulunan müzeyi görmek için Fırat kıyısındaki yüksek okula doğru iniyoruz.
DOĞA TARİH MÜZESİNE DOĞRU
Kemaliye Hacı Ali Akın Meslek Yüksek Okulu içinde Profesör Doktor Ali Demirsoy tarafından kurulmuş Doğa Tarihi Müzesi bulunuyor.
HACI ALİ AKIN MESLEK YÜKSEK OKULU

DOĞA TARİHİ MÜZESİ GİRİŞİ
Müze TÜBİTAK tarafından destekleniyormuş. Doğa bilincini geliştirmek ve bölge türlerinin belirlenmesi amacıyla kurulmuş bir müze burası. Gerçekten içini gezdiğiniz zaman çeşitlilik açısından geniş bir yelpazesi olduğunu göreceksiniz.

BÖLGEDEKİ TAŞ ÖRNEKLERİ

BÖLGENİN KELEBEK ÇEŞİTLERİ

DOLDURULMUŞ BÖLGE HAYVANLARINDAN BİR KURT VE YABAN KEÇİSİ

BÖLGEDE ÇOK ÜNLÜ KINALI KEKLİK

BÖLGE KUŞLARINDAN
BÖLGENİN ÜNLÜ SEMENDERİ
BİR KİRPİ İSKELETİ

VE BİR KAR LEOPARI

GEYİK BÖCEĞİ ÖRNEKLERİ

MÜZEYİ HAZIRLAYAN ALİ DEMİRSOY HOCA

Müzede özellikle böcekler bazında çok geniş bir koleksiyon bulunuyor. Kemaliye'ye gelirseniz mutlaka uğrayın buraya.

Müzeyi gezerken müze görevlisi Yüksel Hanım'ın faydalı açıklamalarından yararlanıyoruz. Kendisine de görevini tam anlamıyla yerine getirdiği için teşekkür edip, çıkıyoruz.
Merkeze ulaştığımızda bisikletleri Şevket Hoca'ya teslim edip, teşekkürlerimizi sunup, otelimize geçiyoruz. Bir saatlik bir dinlenme ve duş alma arası sonrası Hanımeli Konağı'na keşkek yemeye gidiyoruz. Bir akşam önceden bugün öğlen yemeği için keşkek yapılacağını öğrenmiş ve geliriz demiştik. Bakalım keşkek nasıl olmuş?

Öğle sıcağı Kemaliye'yi kavururken, karnımız zil çalarken Hanımeli Konağı'na ulaşıyoruz. Keşkeğimiz hemen önümüze sunuluyor.

HANIMELİ KONAĞI'NDA KEŞKEK TADIMI
Keşkek lezzetli lezzetli olmasına da porsiyon sabahtan beri koşturan bizlere pek yeterli gelmiyor. Aç kalkıyoruz sanki masadan. Bu arada öğle yemeğimizin ana konusu da tabi tadına doyulmaz Taş Yol turumuz oluyor. Unutulmayacak manzaralarla kısa da olsa güzel bir turu yaşamanın sevinciyle yemek masasında tur sırasında çektiğim videolardan hemen kısa bir film yapıyorum.

Bundan sonraki durağımız Şehir Kulübü oluyor. Yemek sonrası çayımızı içip, saatin 15.00 olmasını bekliyoruz. 
Bugünlük gezi programımız devam ediyor. Şevket Hoca'nın taksicilik yapan oğlu Görkem bizi çevre köylerde görmemiz gereken yerlere götürecek. Saat 15.00 gibi Şevket Hoca'nın Şehir Kulübü karşısındaki Doğaperest Ofisi'nin önünde Görkem ile buluşup, yola çıkıyoruz.
İlk durağımız merkezden 5-6 kilometre uzaklıktaki Apçağa Köyü oluyor.

APÇAĞA KÖYÜ'NE GİRERKEN
Apçağa  Köyü'nün en büyük özelliği ünlü şair Ahmet Kutsi Tecer'in köyü olması. Kemaliye köyleri arasında tarihini ve kültürünü yaşatan köylerden en önemlisi sanırım bu köy. Köye girerken hemen o ünlü dizeleri de görüyorsunuz.

ORADA BİR KÖY VAR UZAKTA
Köyü gezmeye en yukarıda bulunan, güzel manzaralı Kayabaşı Parkı Kır Kahvesi'nden başlıyoruz.
TEPELERDE BİR KAHVE 

KAYABAŞI KIR KAHVESİ
Fırat manzarasına nazır çaylarımızı yudumlayıp, rüzgarın esintisiyle rahatlıyoruz.
KAYABAŞI KIR KAHVESİ'NİN MANZARASI
Kayabaşı Kır Kahvesi'nin hemen altında Düğün Dernek filminde kullanılan okul binasını görüp, geçiyoruz ama filmi izlemediğimiz için bizim için pek anlamlı olmuyor.
Köyün aşağılarına doğru arabayla biraz inip sonra arabadan iniyoruz. Bu köydeki evler de aynı Kemaliye'deki evler gibi restore edilip, düzenlenmiş.

ÜNLÜ DERGİLERE KONU OLMUŞ SOKAK VE EVLER
BU SOKAĞIN RESTORASYONUNDA ETKİLİ OLAN İSİM
Sokaklara ya da evlerin bir kenarına da restore edenlerin isimleri asılmış. Sokaklardan akan su seslerini bu köyde de duymak mümkün. Köyün adının çağlayan su anlamına gelmesi bu seslerle daha bir manidar oluyor.
Köy bünyesinde günümüzde hamam, bakkal, okuma odası, çeşitli dükkanlar ve Ahmet Kutsi Tecer Kültür Evi'ni barındırıyor.

KÖYÜN HAMAMI

KÖY DUVARLARINDAKİ ERMENİCE YAZILAR
KÖY DUVARLARINDAKİ ARAPÇA YAZILAR

KÖYÜN ESKİ  ÇEŞMELERİNDEN BİRİ
KÖYÜN BAŞKA BİR GÜZEL ÇEŞMESİNDEN GÖRÜNÜM

KÖYÜN BAKKALI


KÖYÜN FIRINI ve ÜSTÜNDE KÖY KONAĞI

METİN SÖZEN OKUMA ODASI

Kültür evini görmek istiyoruz. Görünüşte kapalı gibi ama Görkem müzeyle ilgilenen kişiyi arıyor ve müze hemen bize açılıyor.
MÜZENİN GİRİŞ KAPISINDAKİ BİLGİLENDİRME
AHMET KUTSİ TECER KÜLTÜR EVİ'NİN ÖN YÜZÜ
GİRİŞTEKİ DİĞER BİLGİLENDİRME YAZISI
Gencecik bir kız bize aslında bir etnoğrafya müzesi olan bu binada eşlik ediyor. Eve galoşları ayağımıza geçirerek giriş yapıyoruz. Önce alt kat salonunu gezip sonra üst kata çıkıyoruz.
EVİN GİRİŞİNDEKİ SALON
EVİN ÜST KATA ÇIKIŞ MERDİVENLERİ
ÜST KATTAN GÖRÜNÜM
SERGİLENEN VE BAĞIŞLANAN  EŞYALARDAN
SERGİLENEN VE BAĞIŞLANAN YÖRE KIYAFETLERİ
SERGİLENEN EŞYALARDAN GÖRÜNÜM
Aynı Kemaliye Müzesi'ndeki gibi köy halkının bağışladığı eşyalardan oluşan müzenin üst katında küçük bir bölüm Apçağalı şair Ahmet Kutsi Tecer'e ayrılmış.
AHMET KUTSİ TECER'İN EŞYALARI
KİTAPLARINDAN BAZILARI
Cam bir fanus içinde şairin bazı eşyaları sergileniyor. Duvarda ise koca bir afiş.
APÇAĞA KÖYÜ'NDEN BİR ŞAİR GEÇMİŞ
Apçağa'dan ayrılırken yine o ünlü dizeler köyün çıkışında bizi uğurluyorlar. Şimdi uğrayacağımız yer bölgede köy halkının yazlığı olarak adlandırılan Toybelen olacak Burada ilginç bir evi görmeye gidiyoruz.

Bir kayanın tepesine kurulmuş bu ev emekli bir öğretmen çifte ait. Bu evi yapmak için kimse onlara yardım etmemiş.
TOYBELEN MEVKİ'DE KAYALARIN ÜSTÜNDEKİ EV
Her şeyi tepelere kadar kendileri taşıyarak bu evi inşa etmişler.Eve daha önce birileri girdiği, içeride eşyaların yerini değiştirdiği için ev sahipleri ana girişe "Girmek Yasaktır" gibi bir ifade yazmak zorunda kalmış.
Görkem ev sahiplerini tanıdığı için içeri girip, evin merdivenleri tırmanarak tepedeki giriş kapısına kadar yükseliyoruz.
EVE ULAŞMAK İÇİN GİRDİĞİMİZ KAPI

TEPEDEKİ GİRİŞE DOĞRU
Fakat kapının kapalı, ev sahiplerinin de Muğla'da tatilde olduğunu öğrenince geri dönüyoruz. Yine de uzaklardan bir kayanın üstünde kümelenmiş kartal yuvası gibi bu mekanın dibine kadar gelmek keyifli oluyor.
Yola devam ediyoruz. Bu kez bulunduğumuz yerden 30 kilometre uzaklıktaki Ocak Köyü'ne doğru yol alıyoruz. Ocak Köyü'ne giderken Vali Recep Yazıcoğlu'nun yapılması için çok uğraştığı Başpınar Köprüsü'nü de görüyoruz.
KÖPRÜYE UZAKLARDAN BAKIŞ
Gerçek Başpınar Köprüsü 1957 yıllında yapılmış. Daha sonra Keban Barajı'nın yapılması ile eski köprü sular altında kalmış. Köylüler köprü yok olunca da feribotla ulaşım sağlamaya başlamışlar.
VALİ YAZICIOĞLU KÖPRÜSÜ
Daha sonra su seviyesinin azalması sebebiyle bu kez feribot seferleri yapılamamış. Yöre halkı bir süre yine kendi kaderine bırakılmış. Yıllar sonra 24 köyün yaptığı bağışlarla bu köylerin ulaşımını sağlayacak Kemaliye-Çemişgezek kara yolu güzergahındaki Başpınar köprüsü inşaatına Vali Recep Yazıcıoğlu’nun büyük çabaları ile 1993 yılında başlanmış ve 1997 yılında 83,5 metre uzunluğundaki köprü bitmiş. Günümüzde köprü artık Başpınar değil de Vali Yazıcıoğlu Köprüsü olarak anılıyor. 
Bu köprünün yapılması filmlere, dizilere bile konu olmuş. Ayşe Kulin'in Köprü kitabı da bunlardan biri sanırım.

Artık 1230 metredeki Dutluca geçidine doğru tırmanmaya başlayabiliriz. Fırat'ın dibinden döne döne yukarılara doğru tırmanmaya başlıyoruz. Müsait bir arada durup, mutlaka arkanızdaki manzarayı fotoğraflamalısınız.
YUKARILARDAN MANZARAMIZ
Nihayet 1230 metredeki Dutluca Geçidi'ne de ulaşıp, Ocak Köyü tabelasını takip ediyoruz.
OCAK KÖYÜ TABELASI GÖZÜKÜYOR
3 kilometre daha tırmanıp, köyün girişine ulaşıyoruz. Köyün geniş bir meydanı var.
KÖYÜN GİRİŞİNDEKİ BAKKAL
Bu meydanda ilk göze çarpanlardan biri de meydana apsis görevi yapan sahne oluyor.
OCAK KÖYÜ ETKİNLİK SAHNESİ 
Bu köyün özelliği nedir derseniz? Köy bir Alevi köyü ve Karacaahmet'in oğlu olan Hıdır Abdal Sultan'ın türbesi burada bulunuyor. Bu sebeple eskiden Hıdır Abdal Sultan Ocağı diye anılırmış köy. Yani günümüzde Ocak diye anılmasının asıl sebebi bu.
Köyün bir müzesi, bir etkinlik  sahnesi, Munzurlar'a bakan kocaman, güzel bir terası, anıt ağaçları, Cem Evi var. Daha ne olsun değil mi? Bunların çoğunu bir ilçede bile bulmak zor günümüzde.
Sabırsızlıkla girişteki tabelalarının yönlendirmesiyle köyü gezmeye başlıyoruz.
KÖYÜN İÇİNDEKİ YÖNLENDİRME TABELALARI
Ama duvarlardaki yazılar sebebiyle gözümüzü duvarlardan alamıyoruz bir türlü. Özlü sözleri tek tek okuyoruz. Bu yazılardan Hıdır Abdal'ın ve Ocak Köyü sakinlerinin de yaşam felsefesini az çok anlamış oluyoruz.
DUVARLARDAKİ YAZILARDAN BİRİ
YAZILARDAN BİR DİĞERİ

BAŞKA DUVAR YAZILARI
Buradan direk Ali  Gürer Müzesi'ne geçiş yapıyoruz. Müzenin de bir hikayesi var tabi ki.
İş adamı Mustafa Gürer oğlu Ali Gürer'i bir trafik kazasında kaybedince onun anısına buraya bir müze yaptırmış.
ALİ GÜRER MÜZESİ'NİN GİRİŞİ
Bu müze de diğer gezdiğimiz müzeler gibi köy halkı tarafından desteklenip, bir etnoğrafya müzesine dönüşmüş.
MÜZEDEKİ ESERLERDEN

MÜZEDEKİ ESERLERDEN

SERGİLENENLERDEN

MÜZEDEKİ KİTAPLARDAN

RECEP YAZICIOĞLU HER YERDE

ÇANAKKALE SAVAŞI'NDA KULLANILMIŞ BİR KAĞNI
Müzeye giriş ücretsiz. Bu müze ayrıca Kültür Bakanlığı tarafından da denetleniyormuş.
Müzeden çıktığınızda karşınızda kocaman bir teras ve bu terası süsleyen bazı ağaçlar bulunuyor.
MUNZURLARA NAZIR OTURMAK İÇİN İDEAL BİR ALAN
Sağ tarafta Hıdır Abdal Sultan'ın türbesine doğru ilerliyoruz. Hıdır Abdal Sultan'ın ne zaman doğup, ne zaman öldüğü bilinmiyor fakat soy ağacından babasının Karacaahmet Sultan olduğu biliniyor.
TEKKENİN KİTABESİ

TÜRBENİN DÜZENLENMESİNE DAİR


HIDIR ABDAL SULTAN'IN TÜRBESİ
Hıdır Abdal Sultan yaklaşık 700 yıl önce Hacı Bektaş Veli'nin izinden giderek hizmete başlamış. Bu ocak çevrede düşkünler ocağı olarak bilinmiş hep. Hıdır Abdal Sultan'ın Alevi inancının bölgede yerleşmesinde büyük katkısı olmuş.
Bu arada türbenin sağı solu anıt dut ağaçlarıyla dolu. Türbeye bakan bekçi topladığı dutlardan şifa niyetine bize veriyor ve tatmamızı istiyor.
ANIT AĞAÇLARDAN BİRİ
AĞACIN ÜSTÜNDEKİ TABELA
Hatta bu anıt ağaçlardan birinin, hemen girişte sağda bulunanın Hıdır Abdal tarafından  dikildiğine inanılıyor.
ANIT AĞAÇLARDAN DİĞERİ

AĞACIN ÜSTÜNDEKİ TABELA
Burayı bir külliye olarak kabul edersek bünyesinde birçok şey barındırıyor. Onlardan bazıları da türbenin tam karşısında konumlanmış Cem Evi ve konuk evidir.
Binanın girişinde yine Recep Yazıcıoğlu'na teşekkürlerin sunulduğu bir alan bulunuyor.
KONUK EVİ
KONUK EVİ'NİN GİRİŞİNDEKİ TEŞEKKÜR PANOLARI

İÇ KISMINDAN BİR GÖRÜNÜM

İÇ KISMINDAN BİR GÖRÜNÜM

İÇ KISMINDAN BİR GÖRÜNÜM
Türbeden ayrılıp, artık Ocak Köyü'nden çıkmaya niyetleniyoruz. Köyden çıkarken de girerken dikkat etmediğimiz manileri görüyoruz.
OCAK KÖYÜ MANİLERİ
Maniler Kemaliye'nin her yerinde bizi bir şekilde buluyorlar inanın. Birkaç mani tabelası okuyup, köyün aşağısında, Dutluca'da yol kenarında bulunan bir kahvede çay içmek için oturuyoruz. Bu bölgenin keçi sütünden yapılmış dondurmasını mutlaka tatmanızı öneririm.
Kemaliye'ye dönerken Şevket Hoca'nın Fırat kıyısına yakın bir yerde bulunan Doğaperest işletmesini de görmeye gidiyoruz.
DOĞAPEREST RESTORAN KAMPİNG GİRİŞİ
Ç
ınar ağaçları içinde, kamp yapılabilecek, restoranı ve kocaman bir havuzu olan bir işletme burası.
ÇADIR KURULACAK ALANLARIN BİR KISMI

KOCAMAN BİR DE HAVUZU VAR
Kamplı gruplarla kalınabilecek bir yer yani. Bu koca havuzun yapılma nedeni de Fırat'da yaşanan boğulma olayları yüzündenmiş.
Doğaperest'te bir yorgunluk kahvesi içtikten sonra ilçe merkezine doğru ilerlerken sağ kolda hemen Fırat'ın kıyısında bir zamanlar Recep Yazıcıoğlu tarafından yaptırılan ve ilçeye geldiğinde kaldığı şu an da ilçe kaymakamının kaldığı binayı görüyoruz.
İLÇE KAYMAKAMININ KALDIĞI BİNA
Ve uzun ve yorucu bir gün sonrası direk otelimize doğru ilerliyoruz.

KİŞİ BAŞI YAPILAN HARCAMALAR
Öğleden Sonra Yapılan Gezi İçin Taksi Ücreti: 125 TL
Öğle Yemeği: 18 TL
Çay: 5 tl

7 TEMMUZ 2018 Cumartesi günü Kemaliye'de son günümüz olduğu için kahvaltı sonrası otelimizi terk etme saatine kadar otelde kalıp,  dinleniyor ve vaktin geçmesini bekliyoruz.
Öğle saatlerinde çantalarımızı otelde bırakıp, otelden ayrılıyoruz. İstanbul'a dönmeden lök alma düşüncesiyle Lökhane'ye doğru ilerliyoruz.
Lökhane'de Salim Usta lök yapımına devam ederken içeri giriyoruz. Lök, dut pekmezi ve mürver çiçeği reçeli aldıktan sonra sade Türk kahvelerimizi lök tatlısı eşliğinde içiyoruz.
SALİM USTA LÖK HAZIRLARKEN
KAHVELERİMİZLE LÖK TATLISI

AYHAN LÖKHANE'YE İLK KEZ GELİYOR
Hemen yanımızda oturan bir kafile yan binadaki değirmeni görmek istiyor. Meğer o değirmenin de anahtarı Salim Usta'daymış. Biz de fırsat bu fırsat değirmeni görmek için ayaklanıyoruz.
DOÇENT DOKTOR AHMET ÇETİNKAYA DEĞİRMENİNİ

DEĞİRMENİN İÇİ
Değirmen Kadıgölü'nden gelen suyun gücüyle dönüp, yörenin güzel buğdayını gözlerimizin önünde az da olsa öğütüyor.
Değirmenden lökhaneye geldiğimizde de oyalanmadan aldığımız ürünleri de alıp, Kadıkgölü'nün suyu boyu ilerleyerek aşağılara yürüyoruz.
KADIGÖLÜ SUYUNU TAKİP EDİYORUZ
Yürüdüğümüz yol çok güzel. Su yolu hattında güzel bir yürüyüş yolu ve ara ara da oturma yerleri, alanlar yapılmış. Bu güzel yol ana yol üzerindeki Tahta Cami'ye kadar iniyor.
SU BOYU İLERLEYEN HAT

ARA ARA OTURMA HATLARI

TAHTA CAMİ
Merkeze doğru ana yoldan yürüyerek dönüyoruz. Kemaliye'de yapacağımız son ve önemli bir şey kaldı. O da Karanlık kanyon'da tekne turu yapmak. 
Eğin Tur'dan bir gün önce saat 13.00-16.00 arası tur olacağına dair bir bilgilendirme alsak da bugün turun saat 16.00'da yapılacağını öğreniyoruz. Tekne turu 45 dakika sürüyor ve kendi imkanlarınızla botlara ulaşıyorsunuz. Botlar Şırzi Köprüsü'nü geçince sol hatta bulunuyor. Kişi başı bot ücreti ise 20 tl.
Turun geç yapılmasının sebebi ise yabani keçilerin daha doğrusu geyiklerin su içmek için su boyuna inişini yakalayabilmek.
Bu arada turu beklerken vakit geçirmek için gitme fırsatı bulamadığımız Kültür Kafe'ye doğru ilerliyoruz. Kültür Kafe hemen kaymakamlık binasının yanındaki bina.
KÜLTÜR KAFE
İçine girmek için merdivenlere adımımızı atar atmaz mekandan gelen yüksek müzik sesi bizi rahatsız etmeye yetiyor ama yine de içini görmek adına kafeye giriş yapıyoruz.
Kafenin  bahçe alanını geçip, iç bölümüne geçiyoruz. İç bölüm sedirle döşenmiş ve kimsecikler yok.
KÜLTÜR KAFE'NİN BAHÇE BÖLÜMÜ

KAFENİN İÇ BÖLÜMÜNDEN BİR GÖRÜNÜM

KAFENİN İÇ BÖLÜMÜNDEN GÖRÜNÜM
Kitap okumak istesek de müzik sesi gereğinden fazla gürültü yaptığı için burada soğuk bir şeyler içip hemen kalkıyoruz. Sanırım oturmak istediğimizde gideceğimiz yer Kemaliye'de Kanyon Kafe, Şehir Kulübü ya da Lökhane olacak gibi gözüküyor.
Ve işte beklenen an geliyor. Kanyon turu için Eğin Tur Ofisi önünden taksiye binip, bota biniş alanına gidiyoruz. Taksi bizi dönüşte de alacak ve bunun için taksiye 25 Tl ödeyeceğiz.
Botta biz dahil 20 kişi var gibi gözüküyor. Botla önce Şırzi Köprüsü tarafına doğru bir tur atıp, sonra tekrar kanyona doğru giriş yapıyoruz.
BOTTA AYHAN VE BEN
Bir gün önce bisikletle üst kısımda yaptığımız turu bugün su üzerinden tamamlayacağız sanırım.
A
rtık Karanlık Kanyon'dan da bahsetmenin zamanıdır sanırım. Kanyon  Grand Kanyon'dan sonra dünyanın ikinci büyük kanyonu olarak anılıyor.
KARANLIK KANYON'DA İLERLERKEN
Kanyonun her iki yanında yükseklikleri 800 metreye kadar ulaşan kayalar bir duvar gibi yükseliyor.

KANYONUN MUHTEŞEM MANZARALARINDAN BİRİ
İlerken sol kesimde kanyona paralel ilerleyen Taşyol'u ve yola açılan pencere gibi yuvarlak oyukları görebilirsiniz.
Kanyona Karanlık isminin verilmesinin nedeni ise kanyonun bazı kısımlarının hiç gün ışığı görmemesiymiş. 
Seyir halindeyken yabani geyikleri de görmüş olmak bize Kemaliye'de güzel bir faaliyetin son hediyesiydi diyebiliriz.
Artık dönüşe hazırlanma zamanı. Turu bitirip, merkeze döndüğümüzde Kemaliye gezimizde bize her konuda yardımcı olan Şevket Gültekin'e yüz yüze olmasa da telefonla teşekkür ederek, onun sevgili oğlu Görkem ile Bağıştaş İstasyonu'na doğru yola çıkıyoruz.

YİNE BAŞLADIĞIMIZ YERDE BAĞIŞTAŞ İSTASYONU'NDAYIZ

TRENİMİZ GELİYOORRR!!
Trenimiz şaşırtacak biçimde rötar yapmadan bizi bağrına basıyor ve ters istikamette İstanbul'a doğru tıkır tıkır yol katetmeye başlıyoruz.

YAPILAN KİŞİ BAŞI HARCAMALAR
Konaklama :65 Tl
3 Paket Lök: 45 TL
1 Adet Dut Pekmezi: 15 Tl
1 Adet Mürver Çiçeği Receli: 10 Tl
Tekne Turu: 20 TL
Tekneye Gidiş-Dönüş: 25 Tl
Kültür Kafe: 6 Tl
Bağıştaş İstasyonu'na Ulaşım: 60 Tl

Üç gün boyunca Kemaliye'de güvenin ve huzurun hakim olduğu bir ortamda geleneklerini yaşatmaya çalışan insanlarla birlikte olduk.
Dükkanlarını kilitlemeyen insanlar, bisikletlerini ortada bırakan insanlar; gülen ve çocukluklarını doyasıya yaşayarak eğlenen çocuklar gördük. İnsanların yüzünde tebessüm en önemlisi de mutluluk gördük. 

Galiba biz de mutluyduk!


 Şenay KILIÇ


Hiç yorum yok: