26 Haziran 2018 Salı

KAYISI DİYARI MALATYA'DA BİRAZ GEZELİM Mİ?

Ne kadar çok gezersek gezelim yine de görülecek bir yerler kalıyor illa ki. Doğu Anadolu'da çok dolaşsak da Malatya gitmediğimiz köşelerden biriydi. Bir hafta arası dersimin olmadığı bir günü de değerlendirerek, önceden alınmış ucuz uçak biletleriyle şehrin merkezinde ve merkez dışı birkaç noktada en azından bir ön bilgilenme gerçekleştirdik Malatya için.
Merak ettiğim başka ilçeleri arasında Darende ve  özelikle tarihimizde adı çok geçen Arapgir geliyor. Bir gün kısmet olursa oraları da görmek dileğiyle diyor ve gezimizi kısaca özetlemek istiyorum.

29 MAYIS 2018 SALI günü okulumda öğle saatlerinde biten dersim sonrası koşa koşa eve gittim.
Bu cümleyi özellikle yazıyorum ki; çünkü herkes;
"Sen çalışmıyor musun? ","Nasıl bu kadar geziyorsun?" gibi cümleler sarf ediyor bana, merakı olanlar için kısaca burada belirtsem, artık bu konuya bir yerde değinsem iyi olur sanki.
Ben hem işimi aksatmıyorum hem de iyi geziyorum. İşin sırrı Olin'de misali, liseyi bitirirken, ehh biraz da kafası çalışan, öngörülü bir öğrenci olarak 
"Ben 365 gün çalışmak istemiyorum, gezmek istiyorum." demekle ve bunu hayatıma uygulamakla  şimdi ne kadar doğru karar verdiğimi bir kere daha anlıyorum.
Şimdi de aynı cümleyi kullanıyorum: "Ben 365 gün çalışamam; gezmem, görmem, hareket etmem lazım!".Yoksa mutsuz olurum!
Salı günü öğleden sonra ve çarşamba günleri okulda dersim olmadığı için bu güzel zaman dilimine Malatya gezisini sıkıştırmak iyi fikirdi. Bu sebeple salı günü okuldan çıkıp, doğruca eve gidip, bir önceki akşam hazırladığım çantamı alarak, Ayhan'ı da koluma takarak, bizi hava alanına taşıyacak otobüse binmek için sahil yoluna yürüyoruz.
E-9 hızlı gitmesi ve tabi ki evimize yakın olması nedeniyle uygun olan saatlerde hava alanına ulaşımda tercihimizdir.
Hava alanına ulaştığımızda bu kez dağa, kıra, bayıra gitmediğimiz için eşyalarımız da bagaja vermemenin rahatlığı ile biletimizi alıp, uçağı bekleyeceğimiz bölüme geçiyoruz.
Uçağımız 17.50'de hiç rötar yapmadan kalkıyor . Anadolu'yu bir baştan bir başa geçerken inişimize yakın bir anda Karakaya Barajı'nın kollarından birini görünce seviniyoruz.
UÇAKTAN KARAKAYA BARAJI'NIN GÖRÜNÜMÜ
Ve sempatik pilotumuz saat 19.10'da bizi Malatya Hava Alanı'na indiriyor. Daha önceden Enterprice'dan ayarladığımız kiralık arabamızı da aldıktan sonra hava kararmaya yüz tutarken, Malatya'ya giriş yapıyoruz.
MALATYA ŞEHİR TABELASI FOTOĞRAFI ÇEKİLMEDEN OLMAZ
İlk önce hiç oyalanmadan otelimize yerleşmeye gidiyoruz. Otelimiz Yeni Cami'nin bir paralelinde Malatya Palace Otel. Bir geceliğine 90 tl ödüyoruz. Seyahatlerimizde otele sadece geceleme yapacağımız için fazla para harcamaktan yana değiliz. Kahvaltısı olsun, minimum ücret ve tabi ki merkezi bir yerde olsun yeterli.
Otele eşyalarımızı bırakır bırakmaz dışarı çıkıp, önce güzel bir yemek yiyelim diyoruz. Gelmeden araştırıp, adını öğrendiğimiz Hacıbaba Et Lokantası-Sinan'a gidiyoruz. Hemen Yeni Cami'nin önünden yürüyüp, biraz ileriden sola döndüğünüzde bu ünlü mekana ulaşıyorsunuz.
Mekana girince ortam biraz vasat da gözükse de yerleşip, menüyü isteyip, sipariş verdikten sonra biraz etrafı geziyorum.
HACIBABA ET LOKANTASI'NIN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
Duvarlarda asılanları görünce kendi kendime "Vayy burası beklediğimden de ünlüymüş." diyorum. Gelmeyen yok mübarek! 
Vedat Milör'ünden, Canan Karatay'ına, Atilla Dorsay'ından Tayyip Erdoğan'ına. Demek ki kayda değer bir yer burası demeden edemiyorum.
GURMELERİN TERCİHİ HACIBABA
HACIBABA'NIN İÇİNDEN BAŞKA BİR KÖŞE
Etrafı dolaştıktan sonra yerime oturuyorum ama size ne sipariş verdiğimizi de  eklemek istiyorum. Saatin 20:30 gibi bir sayısal veriyi göstermesi ve bizim normalde bunun bir saat öncesi akşam yemeğimizi yemiş olmamız gibi rasyonel gerçeklerin etkisiyle Ayhan'ın sipariş ettiği iki kişilik yöresel tabağa itirazlarımı sunduğumu ve tüm itirazlarıma rağmen dinlenilmeden, bu siparişin verildiği belirtmek isterim. Ama bekleyin. Sonunu anlatayım.
Yemeğe et suyu ile yapılmış az mercimek çorbasıyla başladık. Keskin et suyu tadı beni biraz rahatsız etse de lezzetliydi. Daha sonra önümüze işte demin bahsettiğim koca tabak geldi.
2 KİŞİLİK MALAYA TABAĞI
Ama bu tepsi için söylediğim sözleri, biraz sonra ağzıma attığım ilk eti çiğnedikten sonra geri aldığımı itiraf etmek zorundayım. Yediğim et uzun zamandır yediğim en lezzetli etti. Doğu Anadolu'da birçok kereler et yeme şansı bulmuş biri olarak buraya gelip, mutlaka HacıBaba'nın etinden yiyin derim.
MALATYA TABAĞINI GÖREN AYHAN'IN HALİ
Zaten garsondan öğrendiğimize göre bir gün sonra kente gelecek cumhurbaşkanına 4000 kişilik bir iftar yemeği vereceklermiş.

Efendim tarafımızca tabaktaki pilavlar yenmezken, geri kalan et bitirilmiş bir halde tabağımızla vedalaştık. Bir Erzurumlu olan Ayhan gelen tabaksız çay bardağından çayını yudumlarken bendeniz yine dolaşmaya çıkmışken, hani dışarıdan da bu restoranın fotoğrafı alınır diyorum.
BİR ERZURUMLU'NUN MALATYA'DA ÇAY KEYFİ
Gecenin karanlığında sakin sokakta, tabureler üzerinde çaylarını yudumlayan Malatyalılar'a nazır bir güzel fotoğraf alıyorum.
HACI BABA ET LOKANTASI'NDA AYHAN
Hacı Baba'ya yediklerimiz için 80 tl ödüyoruz. Yediğimiz etin lezzetini hatırlayınca hak ettiler demeden edemiyorum. 
Hacıbaba'dan ayrıldıktan sonra yediklerimizi de sindirmek için İnönü Caddesi'ne doğru yürüyoruz. İnönü Meydanı'nda İnönü Heykeli'ni görmekle gezimize başlıyoruz aslında.
İSMET İNÖNÜ HEYKELİ
Ara sokaklardan meydana doğru yürürken meydanın hatta sokakların bile insanla dolu olması dikkatimizi çekiyor. Doğu Anadolu'da bu saatte bir sürü insan sokaklarda, bir sürü dükkan açık! İlginç. Acaba bu Ramazan Ayı'ndan mı kaynaklanıyor yoksa Malatya'dan mı? Anlayamadık.
İnönü Meydanı'na ulaştığımızda meydanın Ramazan çadırı ve masa-sandalyeleriyle dolu olduğunu görüyoruz. Ucundan, alabileceğim şekilde gece de olsa anıtı fotoğraflamak istiyorum. Yarın nasılsa tekrar görürüz ama olsun. Bu arada İsmet İnönü'nün Malatyalı olduğunu hepimiz biliriz değil mi?
Vilayet Konağı önündeki meydanda bulunan anıtın yapımına 1946 yılında başlanmış, 1947 yılında bitirilmiş. Heykeltıraşı Nejat Sirel ve Hakkı Atamulu’dur. Kaide kısmında antik beyaz taş kullanılmış. Anıtın dört cephesinde İstiklal Savaşı’na katılmış olan tam teçhizatlı Mehmetçik, elinde disk tutan genç bir sporcu, sol elinde kitabı, sağ elinde meşalesiyle bir öğrenci, buğday tarlası içerisinde kadın ve erkek çiftçi ve çekici ve örsüyle erkek figürleri bulunuyor. Yarın bu heykeli bir de gündüz gözüyle görürüz diye yanından ayrılırken aynı meydanda Ramazan programı yapıldığını görüyoruz.
İNÖNÜ MEYDANI'NDAKİ RAMAZAN PROGRAMINDAN GÖRÜNÜM
Bu meydanın önündeki cadde İnönü Caddesi diye anılıyor. Cadde boyunca yürümek istiyoruz. Ama önce yolun tam karşısına geçip, Yeni Cami'yi bir de gece fotoğraflamak istiyoruz. Cami'nin tam önünde bir de klasik şehir yazılarından birini görebilirsiniz.
MALATYA YAZISI İLE AYHAN
Renk renk gece ışıklandırmasıyla hoş bir ambiansı var caminin. Etrafındaki banklarda tek tük  oturanlarla gece oturmak için sakin bir ortam gibi gözüküyor.
YENİ CAMİ'DEN BİR GÖRÜNÜM
İnönü Caddesi boyunca yavaş yavaş yürüyoruz. Dükkanların hepsi açık, yürüyenler bol bol.Tabi 2 dükkanda bir gözümüze çarpan kayısı satış dükkanları oluyor.İçine girip, satış fiyatları hakkında ve ürünler hakkında bilgi alıyoruz.
KAYISI SATIŞ DÜKKANLARINDAN BİRİ
Yürüdüğümüz bu cadde oldukça uzun bir cadde. Çeşit çeşit markanın satış yerini burada görebilirsiniz. Bu açıdan Malatya gözümüze hoş geliyor. Bir memur burada rahatlıkla farklı bir şehre gitmeden yaşantısını sürdürebilir. Tabi diğer yaşam koşulları sağlık vs..ne durumda yaşamadan bilinmez.
Yürüyüşümüzü fazla uzatmadan aynı yoldan otelimize dönme kararı alıyoruz. Yarın bizim için uzun bir gün olacak gibi gözüküyor.
Otelimizin sokağına girerken bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Ramazan için bedava şerbet dağıtımı yapıldığını görüyoruz. Biz de deneyelim diyoruz.
RAMAZAN ŞERBETİNE GELL
Tadınca, bol şekeri dışında çok alıştığımız bir tat olduğunu görüyoruz. Tarçın ve karanfil kokusunu baskın bir şekilde hissediyorsunuz. Tarçın sevengillerden biri olarak tekrar içmek istiyorum. Şerbet içimi sonrası otelimizin sokağı olan Şemsiye Sokağı'na doğru ilerliyoruz.
ŞEMSİYE SOKAĞI'NDA AYHAN ŞERBETİYLE
Yeri gelmişken hatırlatalım merkezde birçok sokağın farklı konsept olarak düzenlendiğini görüyoruz. Şemsiye Sokağı, Spor Sokağı..
ŞEMSİYE SOKAĞI'NDAN GÖRÜNÜM
Yarın bu eski şehirde bizi neler bekliyor bakalım. Umarım merakta kaldığımız her yeri görürüz.


30 MAYIS ÇARŞAMBA Günü erkenden kalkıp, kahvaltımızı yapıp, otelden ayrılıyoruz.
Arabamızı park ettiğimiz yerin yanındaki Yeni Cami'yi bir de gündüz haliyle görmek istiyoruz.
MALATYA YENİ CAMİ
Şehrin göbeğinde eksik minaresiyle bize selam veren Yeni Cami işte burada. Cami Malatya'da, 1894 yılında yaşanan büyük depremden sonra yıkılan Hacı Yusuf Cami'nin yerine yapılmış ama yapımı biraz uzun sürmüş. Yapımı sırasında minareden Hristiyan bir ustanın düşmesi sonucu minarenin yapımı durdurulmuş. O gün bugün de bu şekilde kalmış.
1964'te tekrar büyük bir deprem meydana gelmiş Malatya'da.  Yeni Cami tekrar bir restorasyondan geçip, bırakılmış.
MALATYA ŞEHİR MEYDANI
Cami önündeki şehir yazısına tekrar bir göz atıp, arabamıza binip, Kernek Şelalesi diye anılan yere doğru ilerliyoruz. Vakit kaybetmemek adına şelalenin arka girişine arabayı park edip, içeri giriyoruz. Şehrin Kernek Meydanı diye anılan bölümünde bulunan ve Şelale Park diye de anılan bu yer sabahın bu saatinde pek gözde değil gibi gözüküyor. Parka yukarıdan girişte, solda bir cafe bulunuyor.
PARKA GİRİŞTEKİ TESİS
Bu işletmeden aşağıya doğru inilirken yapay bir şekilde yapılmış bir şelale görüyoruz. Fakat birkaç gündür bakım nedeniyle kapalı olduğunu söylüyor görevliler . Kernek Suyu'nun bir hikayesi var tabi ki! Bahsetmeli.
Bu kısımda göremediğimiz su Malatya'nın şehir merkezinde Kernek semtinde Beydağı'nın eteklerinden çıkarmış. Bir gölet oluşturur, göletten taşan sular ise küçük bir dere haline gelir Malatya şehir merkezine doğru akarmış. Malatya bahçelerini sularmış. Yanında da Derme Suyu Şelalesi de  akarmış.
SUYUN AKIŞ ALANI
O zamanlar  Kernek Dağı'nda ve de Kernek'in etrafında yapılaşma yokmuş. Gölette faytoncular arabalarını yıkarlar, atlarını sularlarmış. Gölün etrafı söğüt ağaçları ile kaplıymış. Malatyalılar ve belediyeciler ne yapmış etmişler, Kernek Suyunu yerin dibine betonların altına hapsetmişler. İşte bir zamanların güzel suyunun hali bugün gördüğümüz gibi. Bugün park suyun açık olduğu zamanlarda içinden geçeceği bir de değirmen barındırıyor.
PARKIN İÇİNDEKİ DEĞİRMEN
Tabi bu su yine son dönemde yenilenen kanalla şehir içinde yol ortasından ilerliyor.
Bu parkın içinde sağ kolda bir de Malatya Müzesi bulunuyor.  Onu da görelim istiyoruz. Müze Kart'ımızla ücretsiz bir şekilde içine giriyoruz.
MÜZENİN GİRİŞİ
Malatya Müzesi’nde Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı, Hitit, Asur, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait eserler sergileniyor.
MÜZENİN GİRİŞİNDEN GÖRÜNÜM
Önemli eserler arasında; M.Ö. 8000 yılında kireç taşından yapıldıkları tahmin edilen Caferhöyük’ten çıkarılan heykelcikler, Karakaya Baraj Gölü altında kalan ören yerlerinde kurtarma kazılarıyla elde edilen buluntular,
MÜZEDEN BİR GÖRÜNÜM
Arslantepe buluntusundaki Eski Tunç Dönemi’ne ait bronzdan yapılmış gümüş kakmalı kılıç ve mızrak uçları,
DOĞANŞEHİR'DE BULUNAN 2000 YILLIK OTLAYAN KARACA MOZAİĞİ
Geç Kalkolitik Çağı'ndan kalma insan mezarları ve Eski Tunç Çağı'na ait bölgenin ticari merkez olduğunu gösteren mühürler yer alıyor.
MÜZEDEKİ ESERLERDEN BAZILARI
MÜZEDEKİ ESERLERDEN BAZILARI

MÜZEDEKİ ESERLERDEN BAZILARI
Malatya Müzesi küçük ama değerli eserlerin bulunduğu güzel bir müze. Müze, pazartesi hariç haftanın her günü açık.
Müzeden çıkıp, kanal yoluna doğru ilerliyoruz. Kernek Şelalesi'nden gelen su şehrin tam ortasından bir kanal halinde ilerliyor.
KANALDAN BİR GÖRÜNÜM
Kanalın her iki yanında cafeler, restoranlar bulunuyor. Biz de kanal dibinden ilerliyoruz. Tabi hafta içi sabahın bu saati ortalıklarda kimsecikler yok. Kanal boyu Hürriyet Parkı'na doğru ilerlerken bir süre sonra sola sapıp, Beşkonaklar Caddesi'ne doğru ilerliyoruz. Beşkonaklar Malatya'nın ünlü bir semti. 
1900'lü yıllarda Hacı Sait Efendi (Turfanda) tarafından yaptırılan konaklar bir bütün olarak inşa edilmiş. Malatya’da sivil mimarinin en güzel örneklerinden biri olan bu konakla ikişer katlı beş adet konaktan oluşuyor. 
Konakların dış cephelerinde ana yapı malzemesi olarak kerpiç kullanılmış.
BEŞKONAKLAR
Duvarlarını bağlayan hatılları, döşeme ve iç doğramaları, yüklükleri, kapı ve pencereleri, tavanları ve sekilerinin ahşaptan yapılmış olduğu görülüyor. Konaklardan biri günümüzde cafe olarak kullanılıp, yöresel Malatya Yemekleri'ni de sunuyor.
BEŞKONAKLAR HANZADE CAFE
Konakların yapımında demir fazla tercih edilmemiş. Sadece kapı, pencere ve kapıların üstündeki havalandırmalarda parmaklık olarak demir kullanılmış.
BEŞKONAKLAR'A HAS KAPI ÜSTÜ RÜZGARLIĞI
Beşkonaklar'dan biri günümüzde Elmalı Ailesi’ne satılmış, diğerleri ise Hacı Sait Turfanda’nın mirasçılarına geçmiş.
Konakların tam ters istikametinde, aynı sokakta Beşkonaklar Etnoğrafya Müzesi'ni de görebilirsiniz.
ETNOĞRAFYA MÜZESİ'NE DOĞRU
Müze 
iki binadan ve arka tarafta bir bahçeden oluşuyor. Müzeye giriş ücretsiz.
MÜZENİN GİRİŞİ
Sergi salonlarında tarım araçları, giyim örnekleri, erkek aksesuarları, para-saat keseleri, saatler, kadın aksesuarları, takılar, el işleri, mutfak araç ve gereçleri, silahlar, dokuma araçları örnekleri, ölçü-tartı araçları, aydınlatma araçları, mühürler, kilitler, kapı tokmakları, müzik aletleri gibi Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait günlük kullanım araç ve gereçleri sergileniyor.
Biz ilk önce bahçe kısmını geziyoruz. Ama bahçe kısmında fazla bir şey bulamıyoruz.
ETNOĞRAFYA MÜZESİ'NİN BAHÇESİNDEN BİR GÖRÜNÜM
BAHÇEDE SERGİLENENLER
BAHÇEDEN MÜZE BİNASININ GÖRÜNÜMÜ
Daha sonra galoşları ayağımıza geçirip, üst kata çıkıyoruz. Üst katta birçok müzede karşımıza çıkabilecek günlük yaşama ait canlandırmaları görüyoruz.
ÜST KAT ODALARINDAN BİRİ
ÜST KAT ODALARINDAN BAŞKA BİRİ
BAŞKA BİR ODA
BİR BAŞKA ODADAN GÖRÜNÜM

Müzeden çıkıp, Atatürk Anıtı'na doğru yürüyoruz. Hürriyet Parkı, Askeriye, Atatürk Evi'nin tam ortasında bulunan anıta ulaşmamız pek uzun sürmüyor. Atatürk Anıtı Kışla Caddesi ile Tandoğan Caddesi’nin kesiştiği dört yol kavşağında bulunuyor.
ATATÜRK ANITI
1945 yılında yapımına başlanan anıt 1947 yılında tamamlanarak açılmış. Anıt, heykeltıraş Hakkı Atamulu tarafından yapılmış. Anıt, taş kaide ve bronz heykeller kombinasyonundan oluşuyor.
Heykeller Atatürk ve genç bir atletten oluşuyor. Atatürk gençten daha uzun, şapkasız, askeri kıyafetiyle, arkasında pelerini, sol ayak ileride ve yüzü gence dönük sağ elinin işaret parmağıyla ileriyi gösteriyor. Sanki gence izleyeceği yolu gösterir gibi gözüküyor. Genç ise Türk bayrağını tutuyor. Bu heykelin tam bizim insanımıza uygun komik bir de hikayesi var.
Genç aslında heykelde çıplak fakat halkın tepkisi nedeniyle ön kısmına bir çınar yaprağı ilave edilmiş haliyle günümüzde yolun ortasında dikiliyor. Yine de bu değiştirilmiş haliyle bile eskilerden güzel bir görüntü. Artık böyle anlamlı heykelleri bu ülkede göremiyoruz ne yazık ki!
Bu güzel anıtı inceledikten sonra anıtın sol tarafında bulunan bol yeşillikli Hürriyet Parkı'na doğru giriyoruz.
PARKIN GİRİŞİNDEYİZ
20 dönümlük bir araziye kurulmuş Hürriyet ya da diğer adıyla İsmetpaşa Parkı bünyesinde 2 bin metrekare büyüklüğünde büyük bir gölet, yürüyüş parkuru, oyun alanları, cafeler bulunuyor.
GÖLETTEN BİR GÖRÜNÜM
PARKIN İÇLERİNE DOĞRU BİR BAKIŞ
Malatyalılar adına dinlenmek için ferah bir kent noktası gibi gözüküyor. Günün bu saatinde de oldukça sakin. Parkın tam karşısında ise Atatürk Evi'ni görebilirsiniz. Bu bina da günümüzde müze olarak geçiyor.
ATATÜRK EVİ MÜZESİ
Bina kesme taştan yapılmış 19.yüzyıl Osmanlı yapısıdır. Atatürk 1931 ve 1937 yılında Malatya’ya geldiğinde bu binayı kullanmış.
MÜZE EVİN GİRİŞİ
Atatürk'ün 1931 yılında Malatya'ya gelme sebebi Fevzipaşa-Malatya demiryolunun açılışıymış.
MÜZENİN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
1937 yılında ise Devletçilik Politikası gereği inşaatına başlanılan Dokuma Fabrikası'nı incelemek için gelmiş.
ATATÜRK'ÜN MALATYA'YA GELDİĞİ ZAMANDAN BİR FOTOĞRAF
Bina önceleri CHP binası iken sonra Halk Evi ve Halk Eğitim Merkezi binası olarak kullanılmış. Bir süre okul olarak da kullanılmış. Son yapılan düzenlemeyle de müzeye dönüştürülmüş.
MÜZEDEN BİR GÖRÜNÜM
1 salon ve 6 ayrı oda halinde düzenlenen müzede konferans salonu, Atatürk’ün Malatya’ya geldiği zaman kullandığı eşyaların sergilendiği bir oda, Atatürk kitaplığı ve Cumhuriyet dönemi fotoğrafları yer alıyor.
ATATÜRK ERZURUM'A GELDİĞİNDE BU ODADA AĞIRLANMIŞ
Salon bölümünde, duvarlardaki halı eserlere dikkat edin. Bunlardan Atatürklü olanının rivayete göre siz ne yana dönerseniz o tarafa baktığı söyleniyor. Biz denedik. Sanki gerçekten de öyle.
HALIDAN YAPILMIŞ BİR ATATÜRK TABLOSU

HALIDAN İSTİKLAL MARŞI

Müze Pazartesi hariç haftanın her günü saat 08.00-17.00 arası açıkmış bilginize. İçeride bir de size kısa kısa açıklama yapan bir görevli bulunuyor. 
Müze evden çıkıp, sola dönüp biraz kanalboyu üzerinden yürümeyi tercih ediyoruz.
KANALBOYU YÜRÜYORUZ
Sonra da merkeze, Şire Pazarı'na doğru ilerliyoruz. Şire Pazarı Malatya'nın kayısı ve kayısı türevi ürünlerinin satıldığı yer.
ŞİRE PAZARINDAN BİR GÖRÜNÜM
Dip dibe bir sürü dükkan bulunuyor. Her dükkan sahibi size satış yapmaya çalışıyor. İkram etmeden de bırakmıyorlar.
ÇARŞIDAN BAŞKA BİR GÖRÜNÜM
Bizse açıkta, üstünde bir sürü sineğin uçuştuğu bu renk cümbüşüne pek sıcak bakamıyoruz. İnönü Meydanı'na doğru gezinerek, ilerliyoruz.
MALATYA SOKAKLARI'NDAN BİRİ: ÇARŞI SOKAĞI
İNÖNÜ MEYDANI'NIN ALTINDAKİ YERALTI ÇARŞISI
Sokaklar bolca çarşı ve dükkanla çevrili. Yürüyerek de olsa İnönü Meydanı'na ulaşmamız fazla uzun sürmüyor. Dün akşam gördüğümüz İnönü Heykeli'ni bir de gündüz gözüyle görmek istiyoruz.
İSMET İNÖNÜ HEYKELİ
Vilayet Konağı önündeki meydanda bulunan anıtın yapımına 1946 yılında başlanmış, 1947 yılında bitirilmiş. Heykeltıraşı Nejat Sirel ve Hakkı Atamulu’ymuş. Kaide kısmında antik beyaz taş kullanılmış.
HEYKELİN ALT KAİDESİ
Anıtın dört cephesinde İstiklal Savaşı’na katılmış olan tam teçhizatlı Mehmetçik, elinde disk tutan genç bir sporcu, sol elinde kitabı, sağ elinde meşalesiyle bir öğrenci, buğday tarlası içerisinde kadın ve erkek çiftçi ve çekici ve örsüyle erkek figürleri bulunuyor.
Artık merkezde gezilecek yerleri bitirdiğimize göre Atatürk Caddesi'ni takip ederek, Eski Malatya'yı gezmek için arabamıza doğru yürümeye başlıyoruz.Yol güzergahında ilerlerken 2016 yılında yapılan saat kulesini de görüyoruz.
MALATYA SAAT KULESİ
Eski Malatya şehir merkezine 9-10 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Ama biz önce merkeze gelmeden Arslantepe Açık Hava Müzesi'ne gitmek istiyoruz.
ESKİ MALATYA TABELASI
Yollar sakin hatta kimsecikler yok gibi. Yol güzergahında tabelalar sizi höyüğe doğru yönlendiriyor. Çok oyalanmadan höyüğün girişine ulaşıyoruz. Girişte tarihi parçaların bazı taklitlerini göreceksiniz.
ARSLANTEPE  HÖYÜĞÜNÜN GİRİŞİ
Girişteki aslancığın yanındaki vanayı açarsanız sıcak bir öğle saati sizi serinletecek suyu bulursunuz.

HÖYÜĞÜN GİRİŞİNDEKİ SAKLI ÇEŞME
Höyüğün girişinde ziyaretçileri Asur Kralı Tartunza'nın heykeli karşılıyor. Böylelikle girişe ücret ödemiyorsunuz.
KRAL TARTUNZA VE BİZ
Arslantepe Höyüğü 1961 yılından beri Doğu Anadolu’da İtalyan Arkeoloji Heyeti tarafından kazılıyormuş. Yerleşimde yürütülen başlıca projeler bir taraftan Arslantepe’yi diğer taraftan da yerleşimi çevreleyen ovayı tanıtıyor. Yaklaşık 4,5 hektarlık yerleşim alanına sahip Arslantepe, 30 metre yüksekliğinde ve 250 x 180 m boyutlarında bir höyüktür.
HÖYÜĞÜN SARAY ALANININ BULUNDUĞU BÖLÜM
Yukarı Fırat Vadisi’nde yer alan höyük, Malatya’nın 6 km kuzeydoğusunda, Fırat Nehri’nin ise 15 km güneyinde yer alıyor. Oldukça zengin su kaynakları ve verimli ovaların yer aldığı vadi, Orta Anadolu ile Doğu Anadolu bölgelerinin sınırları arasında bulunan konumu nedeniyle de önemli bir  stratejik bir bölgedir.
HÖYÜĞÜN KAZI ALANINA DOĞRU
Doğu Anadolu’da İtalyan Arkeoloji Heyeti’nin (MAIAO) 50 yılı aşkın süredir devam eden kazı ve araştırmaları, sadece ovanın tarihini değil aynı zamanda medeniyetimizin yapı taşlarını oluşturan değerleri ortaya koyması bakımından da önem taşıyor.
HÖYÜKTEKİ SARAYIN GİRİŞİ

Özellikle erken devlet olgusunun doğuşu ile ilgili saptanan buluntular, bugüne kadar bildiklerimizi zenginleştirmiş ve sonsuza dek değiştirmiş. Arslantepe, bütün dönemlerde bölgenin ekonomik ve politik yönden merkezini oluşturmuş. Bilinen tüm tarihi boyunca Arslantepe bu merkezi konumunu, yakın ve uzak bölgelerle geliştirdiği ilişkileri yöneterek ve sahip olduğu çekim kapasitesini kontrol ederek sağlamış.

KAZI ALANINDAN GÖRÜNÜM
İÇERİDEN BİR GÖRÜNTÜ

Kazı alanının içinde perdeyle kapatılmış 2 bölüm var. Burada binlerce yıl önceden kalmış ve korunan bazı boyalı alanlar bulunuyor.
PERDEYLE KAPATILMIŞ BÖLÜMLERDEN BİRİ


KRAL VE KRALİÇE OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN AŞI BOYALI İZLER

Kazı alanından çıkarılan birçok parçayı sabah Malatya Müzesi'nde görmüştük. 2014 yılının Nisan ayında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptığı başvuru sonucu Arslantepe Höyüğü UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aday olmuş.

Arslantepe Höyüğü'nden ayrılarak kayısı bahçeleri içinden geçerek Battalgazi merkeze doğru ilerliyoruz.Her taraf yemyeşil ve kayısı ağaçlarıyla dolu. Kocaman düzlük bu alan bin yıllardır neler görüp, neler geçirmiştir kim bilir?
YOL BOYU KAYISI BAHÇELERİ
Merkeze yani Eski Malatya diye anılan Battalgazi'ye girerken şehrin ilginç kapısından geçiyorsunuz.
BATTALGAZ'YE GİRERKEN
Ve biraz daha ileride sizi at üstünde efsanelerde Bizans'a karşı tüm gücüyle savaşan Battalgazi'nn anıtı karşılıyor.
Battalgazi gerçekten ESKİ kelimesini hak eden bir ilçe. Her tarafından tarih fışkırıyor. Hangi yana baksanız bir tarihi eserle göz göze geliyorsunuz. Bu sebeple biraz tarihinden bahsetmeli bu güzel şehrin.
İlçe 1988 yılına kadar Eskimalatya diye anılmış. Şehrin ilk kuruluş yeri biraz önce ziyaret ettiğimiz höyüğün olduğu yermiş. Kervan yollarının kesiştiği bu şehir MALDİA, MELİT, MELİDE ve MELİTEA gibi isimlerle anılmış.
Romalılar ve Bizanslılar döneminde büyük bir şehir haline gelen Eskimalatya etrafı surlarla çevrilmiş, doğuda askeri bir üs olarak önem kazanmış. Bizans egemenliğinde olduğu halde yıllarca Sasanilerin akınına uğramış, VII. yüzyıldan X.yüzyıla kadar Araplarla Bizanslılar arasında el değiştirmiş. Araplar tarafından MALATİYA adıyla anılan kent 1101 yılında Danişmentliler'in, 1105 yılında Anadolu Selçukluları'nın, 1399 yılında ise Osmanlılar'ın eline geçmiş. 1401 yılında Timur'un ordusu tarafından yağmalanmış. Daha sonra Osmanlılarla Memluklular arasında çekişmeye konu olmuş ve Dulkadiroğullarının yönetimine girmiş. 1515'de I. Selim'in Osmanlı topraklarına kattığı kent daha sonra Dulkadiriye Eyaletine bağlı Malatya Sancağının Merkezi yapılmış.
XIX.yüzyılın başında sürekli ayaklanma ve eşkiya saldırıları yüzünden şehir harap duruma düşmüş ve halk kent çevresindeki bağlarda yaşayınca kentin gelişmesi durmuş. Doğu Anadolu'daki Osmanlı orduları komutanı Hafız Mehmet Paşa karargahını Harput'tan Malatya'ya taşıyınca halk kenti terk etmiş ve boş kalan evlere de askerler yerleştirilince bağların yoğun olduğu Aspusu yöresine giden halk geri dönmemiş ve bu bölgede yeni Malatya gelişmeye başlamış. Ordu Nizip savaşı için Eskimalatya'dan ayrılınca kent boş kalmış. Halk harabeye dönmüş evlere dönmemiş. 1839 Mayıs'ından sonra Eskimalatya eski bir yerleşim birimi olarak varlığını sürdürmeye devam etmiş.
Cumhuriyet döneminde Malatya'nın il olmasından sonra Eskimalatya da 1928 yılında belediye, 1932 yılında nahiye olmuş. 1987 yılında Eskimalatya Belediyesi Encümeninin ittifakla aldığı kararla "ESKİMALATYA" ismi ünlü Türk İslam Komutanı ve Kahramanı Battalgazi'nin burada yaşamasından dolayı değiştirilerek "BATTALGAZİ" olmuş.
Artık bunca anlatımdan sonra Battalgazi'ye giriş yapalım değil mi? Girer girmez yol üzerinde sol hatta Nefise Hatun Kümbeti'ni görünce duruyoruz.
NEFİSE HATUN KÜMBETİ-BATTALGAZİ
Türbede Emir Sührap Bey'in kızı Hacı Nefise Hatun'un yatırı bulunuyor. Peygamber sülalesinden olduğu rivayet ediliyor. Türbenin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafında 2007 yılında onarımı tamamlanmış.
Bu türbenin biraz daha aşağısında,  yol ağzında başka bir kümbeti; Kanlı Kümbet'i görüyoruz.
KANLI KÜMBET
Kümbet eski mezarlığın içinde yer alıyor. Yanlışlıkla cellathane olarak tanınan bu yapı aslında kripta odası bulunan bir anıt mezarmış.
KANLI KÜMBET
Kare bir plan üzerine inşa edilen yapıt iki kısımdan meydan geliyor. Birinci kısımda cenazenin gömülü olduğu yer yani kripta görülüyor. İkinci kısımda ise türbe denilen halkın bir zamanlar ziyaret ettiği üst kısım görülüyor. Bu kısımdaki duvar örgüsünde ağırlığı tuğla malzemesi oluşturur. Yapının üst kısmını hafif sivrilik gösteren bir kubbe örtüyor.
KANLI KÜMBET'TEN BAŞKA BİR GÖRÜNÜM
2007 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restorasyonu gerçekleştirilmiş.
Kanlı Kümbet'ten ayrılıp, Ulu Cami'ye doğru ilerliyoruz. Ulu Cami Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında 1224 yılında inşa edilmiş.
ULU CAMİ-BATTALGAZİ
BAŞKA BİR AÇIDAN ULU CAMİ
Kitabesine göre mimarları Yakup bin Ebubekir el-Malati ve Mansur bin Yakup’muş. Tuğladan yapılmış kısımlar ilk cami şeklini, taş olanlar ise daha sonra yapılan ilaveleri gösteriyormuş. Dört eyvanlı plan ile İran’daki Büyük Selçuklu camilerinin Anadolu’daki ilk ve tek örneği sayılıyormuş Ulu Cami.
CAMİNİN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
Mihrap önü kubbesine bitişik, ortasında bahçesi ve havuzu ile iç avlu, planın merkezi oluyormuş.
İÇ AVLUDAN BİR GÖRÜNÜM
Firuze ve patlıcan moru çini mozaiklerden geometrik yıldız ve geçmeler, kemer yüzünde kalmış olan kitabe ve yine zikzak biçiminde çini mozaiklerle kaplı sütunlar caminin göz alıcı süslemeleri arasında gibi.
CAMİNİN ÇİNİLERİNDEN BİR GÖRÜNÜM
CAMİNİN KUBBESİ
Kubbe iç yüzeyi tuğla kaplamalı muazzam bir çini süslemeye sahip. Kubbe etekleri ise üçgenlerin geometrik sanatı şeklinde örgü tuğlalar ile süslenmiş. Caminin güzel ağaçlarla çevrilmiş bir de yemyeşil bir bahçesi bulunuyor.
ULU CAMİ'NİN BAHÇESİNDEN BİR GÖRÜNÜM
Cami ilçe merkezinde olup haftanın her günü ziyaretçilere açıkmış. Ulu Cami'nin karşısında, sağında, solunda birçok tarihi eser görebilirsiniz. Şu an yıkıntı halinde olan bir medrese ve Ak Minare Cami bunlardan bazıları.
ULU CAMİ ETRAFINDAKİ KALINTILARDAN BİRİ
Artık sıra Battalgazi'nin merkezine doğru ilerlemeye geliyor. İlk durağımız Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı oluyor.
SİLAHTAR MUSTAFA PAŞA KERVANSARAYI GİRİŞİ
1637 Yılında IV. Murat’ın silahtarı Bosnalı Mustafa Paşa tarafından yaptırılan kervansaray 68 x 76 metre boyutunda dikdörtgen bir alan üzerine, açık avlu ve kapalı hol olarak inşa edilmiş.
KERVANSARAYIN GİRİŞİNDEN BİR ENSTANTANE
Kervansarayın girişinde, solda ağaçtan yapılmış bir heykel bulunuyor. Yapının restorasyonu sırasında kesilmek zorunda kalan bir çınardan yapıldığı söyleniyor. Tek parça ağaçtan yapılmış, 4,5 metre boyundaki bu heykelin önünde "İki dünyanın yükünü sırtında taşıyan irfan sahibi insan" yazısını görebilirsiniz.
ÇINAR AĞACINDAN BİR HEYKEL
Kemerli olan giriş kapısının her iki yanında bir oda bulunuyor. Bu kapının üstünde duvar içerisinden merdivenle çıkılan bir mescit olduğu sanılan kısma ulaşılıyormuş. Holün avluya bakan yüzünde ve girişin her iki yakasında üstleri tonozla örtülü altışar oda sıralanıyormuş. Asıl kapalı kısmın üstü ise üç sıra tonozla örtülmüş. Kapıdan iç avluya girer girmez solda ne göreceksiniz peki?
GİRİŞTE SİZİ KARŞILAYAN YAZI
Yapının mimarı Halep Mimarbaşısı Üstat Mehmet’in oğlu Üstat Ebubekir’miş. Doğu'ya giden yollar üzerinde bulunan bu kervansaray, şehrin ticari yoğunluğunu göstermesi açısından önemliymiş. Ticari olduğu kadar askeri fonksiyonu da bulunan han çok sağlam bir temel üzerine kurulmuş. Bir çizgi üzerinde sıralanmış olan dükkanlarda günümüzde çeşitli el sanatları çalışmaları yapılıyor. Kimileri de cafe olarak işlev görüyor gibi.
ÜSTÜ KAPALI HOLLERDEN BİRİ
Hanın iki kitabesi mevcut. Biri iç han girişinin kapısının üstünde, diğeri avlu giriş kapısının üzerindedir.
KERVANSARAYIN AVLUSUNDAN BİR GÖRÜNÜM
2007-2010 yılları arasında yapılan restorasyonda kervansarayın ön yüzünü çevreleyen dükkanlar kaldırılmış, mescit bölümü, revaklar, havuz bölümü ve duvarlar restore edilmiş. Kervansaray haftanın her günü 09.00-17.00 arası ziyarete açıkmış.
Kervansaray gezisinden sonra artık bir şeyler yemenin zamanıdır diyoruz ama ramazan günü burada açık bir yer bulabilir miyiz? Bilmiyoruz. Arabaya doğru ilerlerken sol kolda gözümüze güzel, bakımlı bir sokak çarpınca hemen oraya yöneliyoruz.
SOKAKTAN BİR GÖRÜNÜM
Sokak düzenleme projesi kapsamında Roma surlarının çevirdiği alanın içinde kalan tarihi kültürel değerlerle ön plana çıkan Battalgazi sınırları içerisinde yer alan bu sanat sokağına ÇEKÜL Başkanı Prf.Dr. Metin Sözen'in  ismi verilmiş.
PROF.DR.METİN SÖZEN SOKAĞI
Araç trafiğine kapalı bu sokakta, İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik bölümü öğrencilerinin yaptığı eserler, beyaza boyanan 84 adet binanın cephesini süslüyor ve halk normal yaşamına devam ediyor. Şehir merkezine yakınlığı nedeniyle önemli bir yere sahip olan alanının kentin ekonomik yaşamına da katkısı bulunuyor.
Bu sokakta yemek yemek isterseniz sokakta yürürken duvarlarda ara ara görebileceğiniz işaretlerle yöresel yemekler yapan Konukevi'ne ulaşabilirsiniz.
DUVARLARDA ÖĞRENCİLERİN YAPTIĞI SERAMİKLER
EVLERDEN BİRİNİN CEPHESİ
Sanat Sokağının yapılış amaçlarından biri de çevreye uyumlu tasarımlarla çevre kalitesinin yükselmesi yanında ayrıca ilçenin tarihi ve kültürel dokusunu koruyarak gelecek kuşaklara kültürel bir miras bırakmakmış. Vee işte sonunda takip ettiğimiz tabelalar bizi hedefe ulaştırıyor.
KONUKEVİ KAHVALTI SALONU
İçeri hiç düşünmeden giriyoruz. Hem bahaneyle Malatya'nın yöresel lezzetlerinden de tadarız artık değil mi? Şansa bak ki; tam biz içeri giriyoruz. Feci bir yağmur başlıyor. Yağmuru burada dindireceğimiz kesin gibi.
Mekanı yirmilerinde genç bir kadın işletiyor. Kapısında yazdığı gibi de cidden kahvaltı salonu. İnsanlar sahurda buraya gelip, kahvaltı yapar ve giderlermiş. Bize de Malatya'nın içli köftesini ve soğuk çorbası Gendime'yi tatmak düşüyor.
GENDİME ÇORBASI

İÇLİ KÖFTEMİZ
Hem çorba hem de içli köfte lezzetleri ve kıvamıyla bu yağmurlu havada bize iyi geliyor. Yağmur biraz dinse de tam kesilmediğinden biz de Türk kahvelerimizi müessesenin taze taze yaptığı sütlaç ile birlikte içelim diyoruz. Mekanın 4 yaşındaki kabadayı oğlu Ramazan da bize eşlik ediyor.
4 YAŞINDAKİ RAMAZAN AĞA KAHVESİ VE SÜTLACIYLA
Bu güzel sokaktan ayrılıp, ilçenin Poyraz Konağı diye bilinen konağına gidiyoruz.Mesafe bir kilometre bile değil.
POYRAZ KONAĞI
Konağın 1890 yılında yapıldığı tahmin ediliyor. Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda yörenin en güzel yapısı olarak biliniyormuş. Gerçi şimdi de pek farklı değil ya! Osmanlı'nın son dönem sivil mimari eserlerinden biri kabul edilebilir sanırım.
KONAĞIN AVLUDAN GÖRÜNÜMÜ
Poyrazlar Konağı'nın birçok özelliği, o dönemde yapılan binalarla mukayese edildiğinde, kullanım ve yaşam standardı yönünden önemli farklılıkları varmış.
GİRİŞ KAPISININ DİBİNDEKİ TULUMBA
Konak, kerpiç, taş ve ahşap malzemeden yapılmış olup iki katlı ve kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Yapının kuzey ve güney cepheden olmak üzere iki girişi bulunuyor. 
Galoşları takıp, içeri girdiğinizde hemen sağınızda dönemin ev halkı yaşam canlandırmaları başlıyor.
CANLANDIRMALARA ÖRNEK
Sensörle hareket eden mankenleri görebilirsiniz bu canlandırmalarda.
Alt katta ayrıca mutfak, kiler, samanlık gibi ihtiyaçları karşılayan bölümler bulunuyor.
Ahşap merdivenle çıkılan birinci katta ise haremlik ve selamlık kısmı yer alıyor.
GELİN ODASI

MUTFAK BÖLÜMÜ

AİLE BÜYÜKLERİNİN ODASI

OTURMA ODASI
Ayrıca burada balkon şeklinde Hayat adı verilen yazlık mekan da bulunuyor. Yapının sokağa bakan yüzünde artık fonksiyonu bulunmayan bir de çeşme de yer alıyor.
HAYATTAN AVLUNUN GÖRÜNÜMÜ
Konakta ahşap işine önem verildiği gözden kaçmıyor. Zaman zaman kısmen tamir gören konak, cumhuriyetin kurulduğu yıllarda okul olarak da hizmet vermiş. O zamanki okul Eski Malatya’nın ilk okulu olarak biliniyormuş. Bu arada bu konağı ücretsiz olarak gezmenin mümkün.
Konaktan çıktıktan sonra hemen yolun karşısındaki Sütlü Minare'ye doğru ilerliyoruz. Tam kavşakta gördüğümüz heykel hoşumuza gidince fotoğraflamadan edemiyoruz.
YOL AĞZINDAKİ HEYKEL
Sağa dönüp, ilerlerken üzerine ev yapılmış Roma Surları'nın bir parçasını görme şansını da buluyoruz.
ROMA'DAN KALMA SUR KALINTILARI
Ve bir 50 metre sonra sağda Sütlü Minare'yi görüyoruz. Sütlü Minare Yol kenarında, tek kubbeli, minareli, küçük bir Osmanlı eseridir. Evliya Çelebi'den öğrendiğimize göre kullanılan malzeme bakımından, beyazlığını koruyan temiz görünümlü taşlarla inşa edilmiş olması sebebiyle beyazlık özelliği nedeniyle bu isim verilmiş yapıya.
SÜTLÜ MİNARE
Minarenin bir diğer dikkat çeken yanı ise uzun yıllar dış etkenlere karşı dayanabilmesi için, mafsal tekniği uygulanarak, taş birleşim noktalarına kurşun dökülüp değişik bir stil meydana getirilmesiymiş. Osmanlı döneminde yapılmış tek kubbeli cami 17. yüzyılda yapılmış. Fotoğrafta gördüğünüz ise camiden günümüze kalan bölümler. Caminin minaresinde 1808 tarihli bir de onarım kitabesi varmış.
Efendim artık şehrin biraz dışlarına doğru açılmanın zamanıdır. İstikamet Orduzu olsun o zaman. Şehrin 7 kilometre dışında Orduzu Göleti dibinde Orduzu tarihi çınarını da korumak amacıyla yapılan bir parka doğru gidiyoruz.
ORDUZU GÖLETİNDEN BİR GÖRÜNÜM

KARŞIDAKİ AĞAÇLIKLI ALAN PARKIN OLDUĞU BÖLÜM
Burası restoranı, belediye tesisleri, oyun alanları, çardaklarıyla yöre insanı için bir kaçamak yeri gibi olmuş. Hala daha da düzenleme çalışmaları devam ediyor gibi.
Orduzu Parkı'na yükseklerden baktığımız yerden hızlıca ana yola bağlanıp, gezimizin son durağı olan Levent Vadisi'ne doğru yola çıkıyoruz. Vadiye ulaşmak için 50 kilometrelik yolumuz var.
Şehir merkezini geçtikten sonra Malatya-Kayseri yoluna saparak vadiye ulaşabilirsiniz.
Levent Vadisi Malatya'nın Akçadağ ilçesine bağlı, geçmişi 65 milyon yıl öncesine dayalı olan kaya oluşumlarından oluşan güzel bir vadi.
VADİDE İLERLERKEN
Vadi bünyesinde mağaralar, uçurumlar, sarp kayalıkları görmek mümkün. Tabi buranın en ilgi çekici yanı 1400 metre rakımda, vadi tabanından 240 metre yukarıya kurulmuş olan seyir terası.
Bu seyir terasına ıssız, sarp kaya manzaralarını izleyerek, döne dolaşa ulaşıyoruz.
LEVENT VADİSİ'NE GİRİŞ

AKÇADAĞ BELEDİYESİ

SEYİR TERASININ DIŞARIDAN GÖRÜNÜMÜ
Hafta içi olduğu için terasta sadece 1-2 araba görüyoruz. Küçük teras alanı binasına bir de dışarıdan bakıyoruz. Teras bölümünü içine girdiğimizde içerisinin bir cafe gibi olduğunu, uç kısımda da cam teras alanını görüyoruz.
TERASIN OTURMA ALANI

TERASIN CAM BÖLÜMÜ
Ve cam terasta yürüyüşe geçiyoruz. Bu kalın cam üzerinde yürümek gerçekten insanın içini bir tuhaf yapıyor. Cam bölümün önüne tansiyon hastası ve yükseklikten korkuyorsanız alana çıkmayın diye bir uyarı yazısı yazılmış.

TERASTAN AŞAĞININ GÖRÜNÜMÜ

BİR DE KENDİMİZİ ÇEKELİM DEĞİL Mİ?
Cam bölüme kadar gelip, üzerinde yürüyemeyen birkaç teyze geliyor biz üzerindeyken. Biraz gülüp, eğleniyoruz onlarla birlikte. Oturma alanında birer çay içtikten sonra da dış bölümden etraftaki mağaralara göz atalım diyoruz.
VADİ OLUŞUMDAN BİR GÖRÜNÜM

TERASTAN VADİYE BAKIŞ

MAĞARALARDAN BAZILARI
Aslında mağaralara iniş yapılabilir ama hava biraz yağışlı gibi olduğundan biz yukarıdan bakmakla yetiniyoruz. 
Levent Vadisi hafta içi bu sessiz haliyle, insanı heyecanlandıran cam terasıyla hoşumuza gidiyor. Dönüş yoluna geçmeden çok yakında olan Akçadağ'a da uğrayıp, hava alanına gitmeyi tercih ediyoruz. 
Ama Akçadağ çok vasat bir belde gibi gözüküyor bize. Alış veriş yapacağınız, yemek yiyeceğiniz doğru düzgün bir yer yok. Karnımızı sadece pide yapan bir fırından aldığımız sıcacık pidelerle doyurup, hava alanına doğru yola çıkıyoruz.

Sona geldiğimizde ilk kez Malatya'ya gelen bizler şehri nasıl bulduk peki? Tahminimizden daha gelişmiş bulduk. Tabi yaşayanlardaki hayata bakış, kafalar nasıl? Bilemeyiz. Ama bir ramazan gününde Sivas'tan daha rahat yemek yeme yeri bulduğumuza göre bir tık fazlası var en azından.
Renkli, hareketli, insanının iletişimi sevdiği, özellikle eski Malatya kısmında oldukça tarih barındıran bir şehir. Anladığım kadarıyla belki İsmet İnönü'nün memleketi olduğu için Atatürk ya da diğer siyasiler bu şehir için epeyi emek harcamış. Kıymetini kim biliyor? Muamma!
Doğu Anadolu ya da herhangi bir yer için ön yargıları bir kenara atıp, gezin, görün, anlatın, yazın derim. Bu ülke insanının bilmeye ihtiyacı var!


ŞENAY KILIÇ

Hiç yorum yok: