28 Ekim 2013 Pazartesi

29 EKİM CUMHURİYET TIRMANIŞI-AKDAĞ-3014 mt-ANTALYA

  "Ey yükselen yeni nesil!
   İstikbal sizsiniz. 
   Cumhuriyeti biz kurduk,
   Onu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz."


   Mustafa Kemal Atatürk


  Cumhuriyetimizin 90. yılını kutlamak sebebiyle birçok farklı dağcı arkadaşımız gibi biz de Trek Beşbin olarak yurdumuzun zirvelerinden birine, güzel Akdağ'a tırmanmayı bir ay önceden planlarımıza dahil ettik.  Akdağ'ı seçmemizin sebebi ise hem Antalya'da olması yani sıcaklığın daha yüksek olması hem de sahip olduğu manzaranın güzelliğiydi.
   Akdağ planı iyice kesinleşince de daha önce gidenlerin raporları okundu, fotoğraflara bakıldı ve yörede yaşayan sevgili arkadaşımız Barış Künar'a danışıldı. Barış'ın bizi yönlendirmesi ile eski Todosk başkanlarından Ömer Faruk Gülşen Hoca'yla bağlantıya geçilerek kamp alanı, rota ve dağ hakkında oldukça açık bilgiler edinildi. Bu sebeple Ömer Faruk Hoca'mıza yardımlarından dolayı teşekkürlerimizi sunuyoruz.
    Her şey hazır ve yola çıkıyoruz tamam da peki tırmanış ekibimizde kimler var, bir bakalım isterseniz. Öncelikle rehberlerimiz Ayhan Kılıç ve Güven Yüksek ekibin olmazsa olmaz elemanları, diğer ekip  arkadaşlarımıza gelince Mehtap Akman, Filiz Berber, Barış Tuncaboylu, Uğur Yılmaz, Engin Fikir, Mustafa Avcı, Erden Er, Eyüp Can Çelik, Mustafa Öztabak, Özlem Dilmegani, Şirin Çetin, Mete Günyol, Sevgi Kılıç, Tanju Batıbeki, Nursel Akın, Serdar Özer, Seda Güler ve ben Şenay Kılıç. Bunun dışında Müge Çavdar ve Ebru Keskin arkadaşlarımız da sadece kampta kalmak için geliyorlar. 
     Plan hazır, ekip hazır, o zaman hikaye başlar efendim.

26 EKİM CUMARTESİ İSTANBUL'DAN ANTALYA- GÖMBE'YE
    Ekibin büyük çoğunluğu İstanbul'dan 25 Ekim cuma akşamı İhsan Kaptan'ın 27 lik aracıyla yola çıkarken, bir arkadaşımız Mete Günyol kendi aracıyla İzmir'den, başka bir arkadaşımız Uğur Yılmaz da Antalya'dan  katılıyor. Bu arada Ayhan Kılıç, Mustafa Öztabak , Cihan Emre ve ben Şenay Kılıç uçakla Antalya'ya ulaşıp, gruba katılacaklardanız.
   25 Ekim cuma akşamı Güven Yüksek'in önderliğinde saat 22:00 de grup İstanbul'dan yola çıkarken biz de Ayhan'la 26 Ekim cumartesi sabahı saat 05:00 itibariyle evimizden çıkıp, Sabiha Gökçen Hava Alanı'nın yolunu tutuyoruz.
  Uçağımız saat 07:00 da havalandığında elimizdeki gazeteleri bitiremeden pilotumuz Antalya'ya iniş anonsuna geçiyor bile. Antalya'ya gitmenin Kartal'dan Kadıköy'e gitmekten kısa sürede olduğunu görünce, uçak iniş yapana kadar biz de "Bu civarda başka hangi dağlara tırmanabiliriz acaba  " diye düşünmeden edemiyoruz. Anında yeni dağ planları yapılıyor tabi ki. 
    Uçağımız iniş yapınca çantalarımızı alıp, bizden yarım saat sonra gelecek olan Mustafa ve Cihan'ı beklemeye başlıyoruz. Haberleşmek için telefonlarımızı açtığımızda Cihan'dan gıda zehirlenmesi olduğuna dair bir mesaj alıyor ve arkadaşımız adına üzülüyoruz. Bunun üzerine sadece Mustafa'yı beklemeye başlıyoruz. O da bir yarım saat sonra geliyor zaten. Hava alanındaki tüm ekip buluşunca da bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmiyoruz.
UÇUŞ EKİBİ ÇIKIŞA HAZIR-ANTALYA HAVA ALANI
    Antalya Hava Alanı'ndan 09:00 da ayrılıp, otogara giden otobüse biniyoruz ve kişi başı 10 tl ödüyoruz.
    Bir yarım saat sonra Antalya Şehirler Arası Otogarı'nın önünde  inip, ilçeler terminaline ilerliyoruz.
OTOGARIN İLÇELER TERMİNALİNE DOĞRU
    Bir ara Mustafa ocağına benzin almak için bizden ayrılıyor ve kısa bir süre onu bekliyoruz. 
MUSTAFA'YI BEKLİYORUZ
    İlçeler terminali otogarın girişine göre sol tarafta kalıyor. Gömbe'ye gidecek aracın saat 10:30 da kalkacağını öğreniyoruz. Biletlerimizi alıyoruz. Antalya- Gömbe otobüsüne kişi başı 17 tl ödüyoruz. 45 dakikamız olduğunu görünce de kahvaltı yapalım diyoruz. Kahvaltı bittiğinde zaten kalkış saati de gelmiş oluyor.
   Yola çıkıyoruz. Önümüzde üç saatlik bir yol var. Önce Antalya merkezden kuzeye ilerleyip, Korkuteli'ne varıp, oradan Elmalı'ya  sonra da Akçay ilçesini geçerek Gömbe'ye varacağız. 
 Şoförümüzün özel hayatındaki karışıklıkların yolculuğumuzun içine girmesiyle de yolun sıkıcılığını atmaya çalışıyoruz. Şoförümüzden ayrılmak isteyen eşinin tuttuğu özel bir taksiyle bizim aracımızın önünü kesmeye çalışmasını, olaydan habersiz biz yolcular önceleri pek algılayamıyoruz. Araca binmek isteyen bir yolcu sanıp, içten içe "Neden şoför durmuyor " diye kızıyoruz bile. Son bir kaç yol kesme sonrasında, şoförümüz araçtan inip, eşi olduğunu bilmediğimiz bayanla tartışmaya başlayınca diğer şoförün, direksiyona geçip, kapıları kapatıp, yola son sürat devam etmesiyle olayın düğümü çözülüyor. Bu arada tüm yolcular heyecan içinde olan biteni izliyoruz. Korkan yaşlı teyzelere su ikram eden yurdum insanı bile birden ortaya çıkıveriyor.
  Biz yolda böyle Türk filmini aratmayacak sahnelere tanık olurken, bir ara Güvenler'le  konuşuyoruz. Onlar da bize de çok yakın olan Abdal Musa Türbesi'nde olduklarını söylüyorlar. Yani hemen hemen aynı saatlerde Gömbe'ye varacağız gibi gözüküyor.  Bu arada biz türbeye uğramıyoruz ama hemen internetten Abdal Musa hakkında ne yazıyor öğrenmek istiyoruz. 
    Abdal Musa Anadolu'nun ünlü ermişlerinden biriymiş. Aslen Horasan'lıymış. Dergahı, Elmalı Tekke Köyü'nde bulunuyor ve ilk Bektaşilerin dört büyüklerinden biriymiş. Aslında Abdal Musa adına ülkemizin birçok yerinde bu şekilde dergahlar ve türbeler varmış. 
   Abdal Musa bu dergahta sayısız ünlü kişi yetiştirmiş. Bunlardan en önemlisi ise Kaygusuz Abdal'mış.
    Tekke yapıldığından beri mutfağında hiç ateşi sönmemiş. Yeniçeri ocağının dağıtılmasından sonra dağıtılan tekkeler içinde Abdal Musa Tekkesi de nasibini almış. Bugün sadece Abdal Musa, annesi, babası, kız kardeşi ve Kaygusuz Abdal'ın kabirlerinin bulunduğu bu türbe bulunuyormuş.
ABDAL MUSA TÜRBESİ
    Ben Abdal Musa'yı araştırırken saat 13:30 gibi Gömbe'ye vardığımızda herkesi Ömer Faruk Hoca'nın arkadaşı Ali Bey'in meydanın köşesinde bulunan Şafak Restoranı'nda yemek yerken buluyoruz.
YEMEK MASASINDA BEKLEYENLER
EKİBİN DİĞER ELEMANLARINDAN GÖRÜNTÜLER
    Hemen biz de arkadaşlarımızla selamlaşıp, yemek yemek için oturuyoruz. Bu arada bizler yemek yemekle uğraşırken sizlere Gömbe'den biraz bahsetmek isterim.
    Gömbe,  Batı Toroslar'ın bitiminde Akdağ'ın hemen altında yer alan 1200 metrelerde aslında yayla diyebileceğimiz bir yerdir. Kaş'a 60 km ve Elmalı'ya 30 km uzaklıktadır. Türkiye'nin en güzel yaylaları arasındadır. Öğrendiğimize  göre sedir ağaçları akla gelince Lübnan kadar ünlüymüş Gömbe.  Soğuk suları ve aromalı elmalarıyla ülkemizin güneyinde oldukça ünlü bir yerleşim yeri olma özelliğini taşıyor. Güzel elması yanında ceviz ve armudu da oldukça bolmuş.
  Gömbe, adını kasaba merkezine 13 km uzaklıkta bulunan Antik Çağ insanının Komba diye adlandırdığı antik kentten alıyormuş. Artemis adına tapınak yapılan ve erken Hristiyanlık dönemini yaşayan bu kentteki Komba söylemi zamanla Gomba'ya sonra da Gömbe'ye dönüşmüş. 
  Hristiyanlık döneminde başpiskoposluk merkezi olan Gömbe'de kilise kalıntıları da görmeniz mümkün. Osmanlı zamanında da hayvan panayırı olarak kullanılıyormuş. Türkiye'nin en eski yağlı güreş yapılan yerlerinden biri olma özelliğini de söylemeden geçmeyelim. Ayrıca eski zamanlarda Meis ve Rodos gibi adaların tahıl ihtiyaçları da bu güzel yayladan karşılanırmış. Yani anlayacağınız Gömbe, tarih boyunca birçok millete farklı şekillerde hizmet etmiş.
    Kış aylarında 1500-2000 lerde seyir eden kasaba nüfusu, yaz aylarının yani sıcakların gelmesiyle kasabaya ve yaylalara gelenlerle 14- 15 bini buluyormuş. Bu zamanlarda Gömbe, Akdağ'ın eteklerinde binlerce Türkmen köyünün merkez köyü haline geliyormuş. Zaten yaylalardaki Yörük yaşamı bugün de hala sürüyormuş.
  Unutmadan buraya bir daha gelirsek arkadaşlar Gömbe Kebabı, Gömbe Çöreği ve yanık dondurmayı mutlaka yiyeceğiz  . Bu sefer vakitsizlikten fırsat bulamıyoruz. Kebabının özelliği; yaylada yetişmiş, taze oğlak etinden, taş fırınlarda çok yavaş bir şekilde pişmesiymiş. Bu sebeple bu yavaş pişen kebap bu sefer bize hiç uygun olmuyor.
     Bu seferlik biz kebaba değil Ali Bey'in yaptığı köfteye talim edip, karnımızı doyuruyoruz.
   Sonra da tüm ekip, Gömbe'nin marketlerine dağılıp kamp ve dağ için alışveriş yapıyoruz.
    Alışveriş sonrası ben, Güven ve Ayhan Ali Bey'in aracına biniyoruz. Diğer ekip elemanları da İhsan Kaptan'ın aracına biniyor ve Çukurbağ Köyü'ne doğru yükseliyoruz. Bu esnada saatlerimiz 14:00 ı gösteriyor.
  Çukurbağ Köyü'nü geçerken bütün evlerin önünde yığılı olan elmaları görüyoruz. Kavak, ardıç ve sedir ağaçları Gömbe'ye olduğu kadar buraya da hakim gözüküyor.
    İhsan Kaptan'ın aracının en son gidebileceği yerde yani su deposu mevkinde inip, eşyalarımızı boşaltıyoruz. Ali Bey bizi iki grup halinde yukarı, Subaşı Yaylası'na taşıyacak. Araba ilk ekibin eşyaları ile dolduğunda, diğer ekibin bazı elemanları da bulunduğumuz yerin bir km yukarısında, sol tarafta bulunan Yeşil Göl ve Uçarsu Şelalesi'ni görmeye gidiyorlar.
    Yeşil Göl ve Uçarsu Şelalelerini buranın en ünlü ikilisi diye adlandırabiliriz . Yeri gelmişken de onlardan bahsetmek isterim.
   Akdağ'ın doğu yamacından doğan üç su kaynağı varmış. Bunlardan biri şelale şeklini alıp 60 metre yükseklikten akan Uçarsu olarak biliniyor. 1615 metredeki şelale karların erimesiyle uçarcasına aktığı için ismini de biraz bu akış şeklinden alıyormuş. Öğrendiğimize göre şelale iki farklı yöne akarmış. Mayıs ayı itibariyle yani Hıdırellez zamanı sonrası Gömbe'ye, Ekim sonrası da Fethiye'ye doğru akarmış. Bu suyun kendiliğinden yön değiştirmesi efsanelere de konu olmuş.
UÇARSU ŞELALESİ-GÖMBE-ANTALYA
   Efsaneye göre; Abdal Musa Teke yarımadasında bölgeyi dolaşıyormuş. Fethiye yakınlarına geldiğinde, oradaki çobanlardan abdest almak için su istemiş. Ancak ona kimse su vermemiş. Bunun üzerine Yumru Dağı'na gelen Abdal Musa karşısına çıkan bir çobandan yine su istemiş. Çoban gidip, pınardan doldurduğu suyu ona vermiş. Burada namazını kılan Abdal Musa, çobanlara "Bir isteğiniz var mı?" diye sormuş. Su verdikleri bu ak sakallının kim olduğunu bilmeyen çobanlar da ona "Bu pınar yaz aylarında susuzluğumuzu gideriyor ama kışın sel olup, taşıp gidiyor. Bu sebeple tüm ekili alanlarımız yok olup, gidiyor" demişler. Bunun üzerine Abdal Musa Tanrı'ya "Bu pınar yazın Gömbe'ye kışın da bir abdest suyunu çok görenlere aksın" diye yakarmış. İnanışa göre o zamandan beri Uçarsu 6 mayıs itibariyle Gömbe'ye, Ekim ayı itibariyle de Fethiye yönüne akmaya başlamış. 
    Bu inanış sebebiyle Uçarsu Alevi kültüründe kutsal yerlerden biri olarak biliniyor. Bu sebeple her sene Hıdırellez günü çeşitli yerlerden gelen binlerce Alevi, Uçarsu etrafında kurban kesip, adakta bulunuyor, sema törenleri yapıyorlarmış. Suyun aktığı her iki yönde de bulunan ardıç ağaçları, artık üzeri yüzlerce adağın asılı olduğu birer anıt gibi oldukları yerde dikiliyorlar. Su deposu mevkinde bu ağaçları da görmeniz mümkün.
ADAK AĞAÇLARINDAN BİRİ
    Tabi yöre insanı bu olayı mucize olarak değerlendirirken işin içine pozitif bilim girerse ne olur bir de o açıdan bakalım isterseniz.
   Yörenin yapısını inceleyen farklı üniversiteler bu olayın sebebini; killi toprak yapısı olan bölgede, havanın soğumasıyla birlikte toprağın donmasına ve oluşan buz setlerinin suyun yönünü değiştirmesine bağlıyorlarmış.
   Tabi Uçarsu'ya gittiyseniz hemen biraz üstündeki Yeşil Göle de bir göz atmak gerekir.  Deniz seviyesinden 1810 mt yüksekliğindeki Yeşil Göl 'ün en derin yeri 10 mt imiş. Karstik kaynaklarla besleniyormuş. Tabi Hıdırellez zamanı Uçarsu kadar Yeşil Göl'de ilgi görüyormuş. Adını da güzel renginden alıyormuş.
YEŞİL GÖL-GÖMBE-ANTALYA
   Bu kadar bilgilendirme sonrası artık yaylaya doğru yola çıkmanın zamanıdır. İlk ekip olarak biz yola çıkıyoruz. Yol çok bozuk olduğundan arada bir inip, yolu taşlardan temizliyoruz. Yaya olarak gitseydik bir saatte yürüyeceğimiz yolu araba ile yarım saatte alıyoruz ve 2065 metredeki Subaşı Yaylası'na 14:40 da varıyoruz. Aslında buradan da 1,5 km daha yukarıda bulunan yani  2460 metredeki Evkaya Yaylası'na kamp yükü ile yürümeyi planlıyoruz ama Ali Bey yolda gördüğümüz traktörü bizi yukarı götürmesi için göndereceğini söyleyip, aşağı geri dönüyor. 
2065 mt-SUBAŞI YAYLASI-GÖMBE ANTALYA
 Subaşı Yaylası'nda yol kenarında aracın bizi bıraktığı yerde traktörün gelmesini bekliyoruz. Ama bir türlü traktör gelmiyor. Bu kadar yükle yukarı yürümektense gece yüksüz olarak zirveye gitmek daha bir cazip geliyor bize. Bu arada arabasıyla bizi takip eden Mete Bey bizi geçip, yukarıdaki yaylaya bizi beklemeye gidiyor.
SUBAŞI YAYLASI'NDA TRAKTÖRÜMÜZÜ BEKLİYORUZ
     Subaşı Yaylası Gömbe merkezden 10 km uzaklıkta bulunuyor. Yörüklerin Yaylası olarak da biliniyor. Zaten bulunduğumuz yerin tam karşısında da bir Yörük Çadırı bulunuyor.
SUBAŞI YAYLASI'NDAKİ YÖRÜK ÇADIRI
   Biz beklerken çadırdan bir teyze çıkıp, bize "Yukarı gitmeyin, çok soğuk olur, kurtlar var. " diye bağırmaya başlıyor. Teyzenin sesi o kadar tiz ve kuvvetli ki, o kadar çok bağırıyor ki kızlarla bir yanına gidip, konuşalım diyoruz.
    Yanına gittiğimizde elma yanaklı, Yörük teyzenin adının Elif Yeşil olduğunu öğreniyoruz.
ELİF TEYZE-SUBAŞI YAYLASI
    Aslında yaşı teyzelik kadar değil, 54 yaşında ama bir teyze gibi gibi sizinle candan ve yakın konuşması ona öyle hitap etmenizi sağlıyor. Yanına gittiğimizde köpeklerine ekmek yaptığını öğreniyoruz. Yulaf, arpa unu ve tuzdan oluşan ekmekler saçın üzerinde pişiyorlar.
ELİF TEYZENİN KÖPEKLERİNE YAPTIĞI EKMEKLER
    Elif teyze bize tekrar "Yukarı gitmeyin, çok soğuk oluyor, su yok ve kurtlar sürü halinde geçen hafta bir koyuna saldırdılar." diyor. Bunun üzerine yol kenarında bekleyen Ayhan'ı yanıma çağırıyor ve Elif teyzenin söylediklerini söylüyorum. Sanırım artık traktör de gelmediğine göre Subaşı Yaylası kamp yerimiz olacak gibi gözüküyor. Bu arada traktörün Elif teyzenin eşi Mestan amcaya ait olduğunu ve benzininin bittiğini de öğreniyoruz.
    Bu güzel yayla geniş düzlük alanı, menderesler çizmiş deresiyle, koyunuyla, Elif teyzesiyle bize çok hoş görünüyor. Saat 15:30 da kampımızı atmaya karar veriyoruz. Bir yandan da yukarı giden Mete Bey'e nasıl ulaşacağımızı düşünmeden edemiyoruz. Telefonlar çekmediği için geri dönmesini beklemekten başka yapacak bir şeyimiz yok.
   Ayhan yol kenarında bekleyenlere burada kamp atacağımızı söylemeye gittiğinde biz de Elif teyzeyle sohbete devam ediyoruz. Elif teyze benim İran'da yara bere olan ellerime bakıp, "Kız, kızım seni koyun biti yemiş" demez mi! Hem güldüm hem de şaşırdım. İran'da ellerimde ve boynumda çıkan kaşıntı verici izlere doktor "Bir hayvanın maytı" demişti. Ama Elif teyze bir bakışta "Bu ısırıklar koyunun bitidir. Koyunun gübresinde olur ve bazen bizi de ısırır . Eğer ısırıkları tuzlu suyla temizlersen, kurtulursun" dediğinde, karşımdaki bilge kadının yaşam okulunu en güzel biçimde bitirdiğini anlamam çok zor olmuyor açıkçası. 
    Elif teyzeyle, arkadaşlar eşyaları yol kenarından kamp yerine taşıyana kadar kısa ama yoğun bir sohbet ediyoruz. Matematik öğretmeni olduğumu söyleyince bir kızının benim gibi matematik öğretmeni olacağını söyleyen Elif teyze bana bir güzel sarılıyor. Diğer kızından, hayatından bahsediyor da bahsediyor...Ardından da "Bak çayı koyuyorum hadi çadırınızı kurun" diyor.
SUBAŞI YAYLASI'NDAN BİR GÖRÜNÜM
    Elif teyze  bize çay hazırlamaya başladığında ben de kamp hazırlığına yardım için gidiyorum. Saatlerimiz 16:00 yı gösteriyor. Bu arada diğer arkadaşlara da şöyle bir göz atıyorum. Bakalım kimler ne yapıyorlar, değil mi?
  Mehtap ve Filiz çadırlarını kurmaya başlamışlar bile. Ama Korcan'dan aldıkları çok bilinmeyenli çadır biraz onları uğraştırıyor sanki.
MEHTAP VE FİLİZ İŞ BAŞINDALAR
   Yolumun üzerinde bu sefer Mustafa'yı görüyorum. Çadırını kurmuş bile. "Çok hızlısın Mustafa" diyorum.
MUSTAFA 1. LİĞİ HAKEDİYOR
   Mustafa'nın hemen arkasında Mustafa ağabey ödünç aldığı çadırı bir türlü kuramıyor. Çadırın polleri kırık. Şirin ona yardım etmeye çalışıyor ama nafile. İşi çok zor.
MUSTAFA AĞBİ ÇOK DÜŞÜNCELİ-ÇADIR DÜZELMİYOR
   Onların yanından kendi çadır yerimize doğru ilerliyorum, Ayhan'a biraz yardım ediyorum. İş bittikten sonra Ayhan Mustafa ağabeye yardıma gidiyor. Bu sırada da saat 16:30 da ekibin diğer kısmı da geliyor.
EKİBİN DİĞER KISMI NİHAYET GELİYOR
     Gelen arkadaşlarımızı karşılıyor ve onları çadır kurmalarına eşlik ediyoruz.
   Hemen yanı başımızda Barış ve Müge çadır kurmaya başladılar bile. 
BARIŞ VE MÜGE ÇADIRLARINI KURUYORLAR
  Hemen sol tarafımızda da Güven ve Eyüp çadırlarının polleriyle uğraşıyorlar.
GÜVEN VE EYÜP ÇADIRLARINI KURUYORLAR
   Bizim çadırın karşısında Mehtap çadır kurma işini bitirmenin rahatlığı ile dikiliyor.
MEHTAP ÇADIRI BAŞINDA
  Biraz daha ilerilere gidince Erden ve Özlem'in çadır kurma savaşını bitiremediğini görüyorum.
ERDEN VE ÖZLEM ÇADIRI KURMAKLA UĞRAŞIYORLAR
   Onların hemen önünde de daha işe başlamamış Engin' i görüyorum.
ENGİN ÇADIRINI KURMAYA ÇALIŞIYOR
   Tüm kampın çadır kurma faaliyetini izledikten sonra Elif teyzenin evine doğru yürüyorum. Önüme Elif teyzenin kimi yavru olan şirin köpekleri çıkıyor. Öyle sevimliler ki, görmeniz gerekiyor.
ELİF TEYZENİN OYUNCU KÖPEKLERİ
     Birçok köpeği var Elif teyzenin, bazıları da oldukça iri. Bunlardan biri Barış'a yanaşıyor ve Barış da onu seviyor.
SEVİLMEYİ KİM SEVMEZ
    Elif teyze yarı taş, yarı çadır baraka tarzı bir yerde oturuyor. Aslında burası başka birinin kaldığı evin mutfağıymış. Eşi ve kendisi üst yayladaki, İkiz Göllerin oradan buraya indiğinde burada kalanlar gittiği için, onların yerine yerleşmiş.
ELİF TEYZENİN YARI ÇADIR YARI TAŞTAN EVİ
  Elif teyzeye bakmak için evine giriyorum. İzin alıp, evinin fotoğrafını da çekiyorum.
ELİF TEYZENİN EVİNİN İÇİ
   Elif teyze evinden bize vermek için bir tepsiye Gömbe'nin güzel elmalarından dolduruyor. 
ELMALAR TEPSİDE
     Biz dışarı çıktığımızda da Ayhan geliyor ve Elif teyze semaverinin başına geçiyor.
YAYLADA SEMAVERDE ÇAY KEYFİ YAPIYORUZ
   Çay olana kadar bir ara birlikte köpeklere akşamüstü yaptığı ekmekleri atıyoruz.
KÖPEKLERE EKMEK ATIYORUZ
    Biz semaver başına geri döndüğümüzde artık ekibin bir kısmı çay içmek için toplanıyor. 
SEMAVER BAŞINDA BARIŞ, AYHAN VE BEN
ÇAY KEYFİ YAPANLAR ARTIYOR
 Çayımızı içerken bir ara yukarılardan bir jeep konvoyunun geldiğini görüyoruz. Gelenler kim diye merak ediyoruz. Yanımıza geldiklerinde Marmaris ve Fethiye'den gelen bu ekibin bir kısmının  bölgedeki Zirve Dağcılık üyeleri olduğunu öğreniyoruz.
GELEN KONVOY
     Gelen ekipteki üyelerle de çay eşliğinde sohbet ettikten sonra  onları uğurluyoruz.
EKİP ÇAY EŞLİĞİNDE SOHBETE DALIYOR
  Biz sohbete devam ederken yaylanın dibinde yükselen ve Yumru Dağı'nın zirvelerinden biri olan 2534 mt yüksekliğe sahip Eren Tepe'nin gövdesi de günün son gün ışığını bize öyle güzel yansıtıyor ki. Keyfimiz yerinde anlayacağınız.
EREN TEPE-2534 mt
       Artık gün bitmeye yüz tutmuşken bir kayalığın dibinde yığılmış kampımız da da hafif hafif akşam yemeği hazırlıkları, koşturmacaları başlıyor gibi gözüküyor.
AKŞAM YEMEĞİ HAZIRLIKLARI BAŞLIYOR
    Ben de yemek hazırlamak için çadırımıza giderken Mete Bey'in de kamp alanına geldiğini görüyorum. Şu an itibariyle tüm ekip kamp alnında bulunuyor demektir.
    Yemek hazırlıklarımı yaparken hemen bizim çadırın yanında Güven'in Elif teyzenin eşi Mestan Amca ile yaylalar ve dağ hakkında konuştuklarına kulak misafiri oluyorum. Bir öğrenci edasıyla Mestan amcayı dinleyen Güven'in görünüşüyle, vücut dilini çok güzel kullanan Mestan amcanın hali öyle hoş ki fotoğraflarını çekmeden edemiyorum.
MESTAN AMCA GÜVEN'E BİLGİ VERİRKEN
  Akşam yemeği için kamp mutfağımın başına geçiyorum. Hemen hemen herkes de öyle yapıyor gibi. Bu akşam önce soğuyan yayla ortamında içimizi ısıtsın diye  bol baharatlı bir tarhana çorbası yapacağım. Ayhan'ın hazırladığı ocağın başına geçiyorum.
  Bu sene Ayhan'la çıktığımız dağların bir kısmında aç kaldık diyebilirim. Bu yoğun açlığın da etkilerini bariz bir şekilde gördük. Bu sebeple buraya gelirken hiç bir eksiğimiz olmasın istedim.
TARHANA ÇORBASI HAZIR EFENDİM
    Ben çorbayı pişirirken bir ara yan tarafa Uğur ağabey geliyor ve o da ocağını yakıyor. Muhlama yapacak. Bir yandan çorbayı karıştırırken bir yandan da onu izliyorum.
UĞUR AĞABEY MUHLAMA YAPIYOR
   Çorba pişer pişmez arkadaşlarla birlikte sıcak sıcak içiyoruz. Bol baharatlı çorba midemizin soğuğunu söküp, alıyor. Hemen ardından da ocağa mantı için su koyuyoruz. Biz mantı pişirme derdindeyken Güven ve Uğur ağabey muhlamanın dibini bulmaya çalışıyorlar.
 BİR YANDAN YEME BİR YANDAN YEMEK HAZIRLAMA
   Bir ara karşı çadıra göz atıyorum. Bizim kızlar Mehtap ve Filiz ocaklarını daha yeni yakıyorlar. Onlar da etli bulgur pilavı yapma peşindeler.
MEHTAP OCAK YAKIYOR, HADİ KOLAY GELSİN
   Bizim mantıda pişti sayılır. Hemen sarımsaklı yoğurdunu ve salçalı sosunu da hazırlıyorum. Üzerine bir de nane ve pul biber. Malzemeden kısmak yok. Tabaklara koyuyorum. Arkadaşlarla yiyoruz.
KAMPTA MANTI KEYFİ

   Ayhan'a bakıyorum da yemeği seven sevgili kocamın yüzü pırıl pırıl parlıyor vallahi.
KAŞIK KAŞIK MANTI, AFİYET OLSUN

   Yemek benden çay Ayhan'dan. Hemen komşu çadıra geçiyoruz. Akşam sohbeti başlar efendim. Akşam çayımızı Mehtaplar'ın çadırında içiyoruz. Saat 20:30 civarı ayrılıp, sabah 03:30 da kalkmak üzere anlaşıyoruz. Fakat ertesi gün saatler bir saat geri alınacağı için kalkışımızda sorun yaşar mıyız diye de düşünmeden edemiyoruz.
DOSTLARLA ÇADIR SOHBETİ

  Ayhan'la yatmadan sabah çantamız için gerekli tüm hazırlıklarımızı yapıyoruz. Tulumlarımız için sıcak su ısıtıp, içine atıyoruz. Böylelikle hiç üşümeden, güzelce uyuyoruz. Bir ara Mustafa'nın "Ayhan ağabey" diye bağırdığını duyuyorum. Ama sonra çadırına bir şey çarptığı için korkup bağırdığını öğreniyoruz. Ve çıkışa kadar sessizliğe gömülüyoruz.

27 EKİM PAZAR-ZİRVEYE DOĞRU

   Saat 03:30 da kalkıyoruz. Telefonlarımız için servis olmadığından eski saatle 03:30 da kalkıp yeni saatle 03:30 da hareket ediyoruz. Yani hazırlanmamız bir saat kadar sürüyor. İşi biten kampın bitiminde  toplanıyor.
ÇIKIŞA HAZIR OLANLAR TOPLANIYOR
   Herkes hazırlanınca da iki kişiyi kampta bırakıp, çıkış sırasına geçiyoruz.
ÇIKIŞA BAŞLIYORUZ, HADİ HAYIRLISI
   Kamptan önce hemen üstümüzdeki yola çıkıyor ve yol boyunca biraz yürüdükten sonra soldan kesme atarak tırmanıyoruz. Üşürüz diye sıkı sıkı giyindiğimizden, havanın güzel olması sebebiyle bu tırmanma sırasında bir süre sonra üzerimizdeki fazlalıkları çıkartmak için duruyoruz.
FAZLALIKLAR ÇIKIYOR
    Kısa duruştan sonra ayaklarımızın altında gevenleri geçerek yükselmeye devam ediyoruz. Bir iki set yükseldikten sonra dün kamp atmayı düşündüğümüz 2460 metredeki  Evkaya kamp alanına varıyoruz. 
EVKAYA KAMP ALANINA DOĞRU YÜKSELİYORUZ
   Aslında rotamız kamp alanını sağdan teğet geçse de Ayhan kamp alanını görmek istediği için sola dönerek, kamp alanına giriyoruz. Taşlarla çevrilmiş bir ağıl ve koca bir düzlük görüyoruz. Şu an su olmadığını da gördüğümüzden dün buraya gelmemekle iyi bir karar verdiğimizi anlıyoruz. Bu kamp alanı aslında öğrendiğim kadarıyla Son Çeşme ya da Deve Çukurları olarak da adlandırılıyor.
    Kamp alanını geçtikten sonra sağ koldan tepelerin eşiğinden yürüyoruz ama Ayhan arada bir sağ ve sol olmak üzere zikzaklar çiziyor. Bunun da sebebini sonradan anlıyoruz. Gps de gidiş ve dönüş iki ayrı rota olduğundan ve iki rota izi de açık olduğundan rotayı takip ederken arada ikisi karışıyor ve zikzak çizmek zorunda kalıyor. Daha sonra durduğumuzda izlerden birini kapatıyor ve sorunsuz olarak yükselmeye devam ediyoruz.

  Oldukça yavaş ve bol molalı bir ilerleme kaydederken arkamızdaki tepelerden günün ilk ışıklarının göz kırpmalarına şahit olmaya başlıyoruz.
GÜNÜN İLK IŞIKLARI  BELİRDİ BİLE
    Günün ilk ışıkları ile Evkaya kamp alanını geride bırakmışken bir kayalık önünde yine duruyoruz. Grubun toplanmasını bekliyoruz.
GRUBUN TOPLANMASINI BEKLERKEN
    Artık gün ışığı iyice ortama hakim olmaya başladığında karşımızda sivrilen her kütle grup elemanları için zirve olmaya aday oluyor. Orasıydı, burasıydı derken ilerlemeye de devam ediyoruz.
BU ZİRVE Mİ ACABA ???
    Bu görüntüyü soldan izleyerek, yükseliyoruz. Bu yükselme bizi 2600-2700 mt ler arası geniş bir düzlüğe doğru götürüyor.
DÜZLÜĞE DOĞRU YÜKSELMEYE DEVAM
    Yükselirken arkamızda kalan gün ışığının önümüzdeki sivri tepeleri de aydınlattığını görüyoruz. Çok güzel bir görüntü önümüzü süslüyor anlayacağınız.
IŞIKLAR TEPELERE YANSIYOR
    Bu görüntüyü görünce bir ara Akdağ'ın ismini tartışıyoruz. Tamamen beyaz gövdeye sahip, ışıkları yalayan bu tepeler silsilesi boşuna Akdağ ismini almamış anlayacağınız.

 Bu görüntüler eşliğinde hala dağın gövde bölümünün dibinde olan düzlüğe tırmanma peşindeyiz. Ara sıra durup, bir şeyler yemeyi ihmal etmiyoruz.
BİR MOLA SIRASINDA
MOLADA BEKLEYEN ARKADAŞLARIMIZ

    Saat sekize doğru  düzlüğe varıyoruz. Dağın kanatlarının birazını görebileceğimiz düzlüğe doğru yaklaşıyoruz. Ve koca bir kaya bloğu görüyoruz.
BU KAYA BLOĞUNA DOĞRU İLERLEYECEĞİZ-OKU TAKİP EDİN
    Biraz daha ilerlediğimizde, kayanın dibine yaklaşınca mola veriyoruz. Güneş artık üzerimize doğru geleceğinden, güneş kremlerimizi sürüyoruz.
KAYA BLOĞUNA İYİCE YAKLAŞIYORUZ
     Artık güneş iyice peşimizde, gölgelerimiz bizim peşimizi hiç bırakmıyor.
GÖLGELERİMİZ PEŞİMİZDE
     Koca kaya bloğunun yanından yavaş yavaş yükseliyoruz. Bu arada Mustafa artık iyice yorulduğundan dem vuruyor. Onu zirve çıkışını bırakmaması konusunda desteklemeye çalışıyoruz.
KAYA BLOĞU YANINDAN YÜKSELİYORUZ
   Aslında bulunduğumuz bölgede artık Akdağ'ın tepeler silsilesi yavaş yavaş bize poz vermeye başlıyor. Biliyorsunuz Akdağ bir tepeler topluluğudur. Dağın üst bölümünde birçok tepe bulabilirsiniz.   Bizse hem bu tepelere bakıyor hem de içinde bulunduğumuz dik çıkışı, hafif zikzaklar yaparak çıkmaya çalışıyoruz.
BİR SOLA DOĞRU ÇIKIŞ YAPIYORUZ
BİR SAĞA DOĞRU ÇIKIŞ YAPIYORUZ
      Bu setteki çıkışı tamamladığımızda Akdağ'ın çanak bölümünün hemen altında olacağız. Yani yolumuz oldukça kısalacak.
ÇANAK BÖLÜMÜNÜN ALTINA DOĞRU SON ÇIKIŞ
     Nihayet bu bölümün atlatınca bir düzlüğe kavuşuyor ve bir mola veriyoruz.
DÜZLÜKTE MOLA
   Kimimiz yemek yiyor, kimimiz yatıp güneşe karşı dinleniyor, kimimiz güneşleniyoruz. Ve karşımızda muhteşem Beydağları silsilesine karşı sabahın ilk saatlerinin tadını çıkartıyoruz.
MANZARAM VE ARKADAŞLARIM
     2800 lerdeki bu düzlükten bacamsı bir çıkışla yükselerek artık dağın doğu bölümünde bulunan çanak ya da çukur denilen yerine varacağız.
ÇANAK BÖLÜMÜNE DOĞRU SON ÇIKIŞ
ÇIKIŞI YAVAŞ YAVAŞ YAPIYORUZ
   Bu bölümde çıkış biraz dik olduğundan herkes birbirine elinden geldiğince yardım ediyor.
HERKES BİRBİRİNE YARDIM EDİYOR
     Bir ara arkamda kalanlara da göz atıyorum. Eyüp hemen arkamdan geliyor.
EYÜP ÇIKIŞ İÇİN BEKLİYOR

  Onun hemen arkasından da Güven, Nursel ve arkadaki diğer arkadaşlar geliyorlar.
DİK ETAPTA NURSEL VE GÜVEN

  Artık bu çıkışla 2800-2900 metrelerdeki dağ çanağına çok az bir mesafe kalıyor. Herkes bir tepede tüm ekibin toplanması için bekliyor.
ÇANAĞI GÖRMEYE SON METRELER
     Bulunduğumuz yerden geri dönüp baktığımızda manzara çok güzel. Akdağ dağ silsilesinin Roma Antik yollarının izinde olduğunu düşününce insan bir tuhaf oluyor. Kim bilir yüzyıllar boyunca bu bastığımız topraklardan kimler geldi, kimler geçti.
AKDAĞLAR SİLSİLESİNE BAKIŞ
   Ve sonunda Akdağ'ın beş zirveden oluşan silsilesi karşımıza tüm heybetiyle çıkıyor.
AKDAĞ SİLSİLESİNİN GÖRÜNTÜSÜ
    Bulunduğumuz yerden zirve sırtına doğru son çıkışımızı yapıyoruz. Saatlerimiz 09:00 a doğru geliyor.
ZİRVE SIRTINA DOĞRU YÜKSELİŞ
SIRTA SON METRELER
  Sırtın dibine gelince son bir mola veriyoruz. Ve karşımızda duran koca çanağa bakıyoruz.
ZİRVEDEN ÖNCE SON MOLA

    Molada karşımızda duran, dağın doğu yüzünün dibinde oluşan çanak ya da çukurun adı Veysel Uçuran Çukuru'dur. Hikayesi nedir bilmiyorum ama Veysel diye birinin içine uçtuğu büyük olasıdır.
VEYSEL UÇURAN ÇUKURU
   Ve sonunda zirveye giden sırt hattındayız. Mutluyuz. Saatlerimiz 09:00 u gösteriyor. Karşımızda sol tarafa baktığımızda sırtın doğuya doğru giden hattını görebiliyoruz.
AKDAĞ'IN DOĞU YÖNÜNE GİDEN SIRT HATTI
    Ve sırt hattında ilerlemeye başlıyoruz. Zirveye yaklaşmanın sevinci var üzerimizde. 2920 metrelerdeyiz.
ADIM ADIM İLERLİYORUZ
ÇIKIŞA DEVAM
  Bu arada grubun bir kısmı hep arkada kaldığından ben hep bir bölümünü fotoğraflamak zorunda kalıyorum. Bu sebeple bir ara durup, bekliyoruz.
SIRT HATTINDA FOTOĞRAF ÇEKİMİ
   Bir ara grubun önüne geçip, arkalarında kalan güzel manzarayla birlikte fotoğraflarını çekmek istiyorum.
YÜKSEKLERDEN GERİYE BİR BAKIŞ
   Uzaklarda manzara gerçekten çok hoş. İnsan burada durup etrafı izlemek istiyor ama zirve bizi bekler, yola devam ediyoruz.

  Bulunduğumuz yerden bir de çıktığımız tarafa bakınca dibinden geçtiğimiz o koca kaya bloğunun küçücük kaldığını görüyoruz.
ÇIKIŞ YÖNÜNE BİR BAKIŞ

 Ayhan tekrar öne geçiyor ve ilerliyor. Aşağılardan ve karşıdan zirve sandığımız tepeye doğru gidiyor fakat oranın 2990 larda olduğunu görüyor. Ve bize "Burası zirve değil." diye bağırıyor. 
ZİRVE SANDIĞIMIZ TEPE

   Bu tepenin biraz daha sağına ilerliyor ve "Zirve burası" diye bağırıyor. Bizler de heyecanla daha bir hızlanıyoruz. Zirve platosuna vardığımda Ayhan'ı zirve bayrağını elinde sallarken buluyorum.
AYHAN AKDAĞ ZİRVEDE BAYRAK SALLIYOR

   Ayhan'ın arkasından zirveye ulaşan Engin ile birlikte ikisinin bir fotoğrafını çekiyorum.
ENGİN VE AYHAN AKDAĞ ZİRVEDELER

    Saat 09:15 te zirveye herkes varıyor. Takribi 6 saat gibi bir zaman diliminde oldukça yavaş tempoda bir zirve çıkışını daha tamamlıyoruz. Kamp alanından zirve tam 10 km tutuyor. Ayhan ve ben zirvede bir fotoğraf çektiriyoruz. Sayısını hatırlamadığımız zirvelerimize bir yenisini daha eklemenin sevinci içinde birbirimizi tebrik ediyoruz.
AKDAĞ ZİRVE VE BİZ KILIÇLAR

   Grubun hepsi tamamlanınca günün anlam ve önemine dair aldığım 14 tane al bayrağımızı gruba dağıtıp, büyük bayraklarımızı da açarak Cumhuriyetimizin 90. yılını burada,  Akdağ zirvede kutlamaya çalışıyoruz.
TREK BEŞBİN EKİBİ-AKDAĞ ZİRVE 3014 mt

    Fotoğraf işi bitince herkes çantasındaki çıkını çıkartıp, sabah yemeğinin tadını Akdağ zirvede çıkartmaya çalışıyor.
ZİRVEDE DİNLENME VE KAHVALTI

    Grup yemeğini yerken ben de Akdağ hakkında sizlere söylemek istediklerimi tamamlayayım bari. Üzerinde bulunduğumuz bu Akdağlar silsilesi ayrıldığı kollarla toplam 6 km lik bir uzunluğa sahip. Zirve platolarının kapladığı toplam alan ise 30 km genişliğindedir. Konum itibariyle Likya bölgesinin en son silsilesidir. Bu bulunduğumuz platoda 5 adet zirve bulunuyor. Bunların isimleri Akdağ-Uyluktepe, Kızıloluk, Ata, Çatallı ve Atkuyruk Sallamaz zirveleridir. Yani aslında zirve sanıp da geçtiklerimiz de bu silsilenin birer zirvesi oluyor. Ama hangi zirve hangisi tam olarak bilemiyoruz.

  Akdağlar bir bütün olarak Antik dönemde yüksekliği 2000 mt leri geçen dağlar anlamında Antikragos olarak anılıyormuş.

 Bu arada zirve platosundaki keskin kayalıklardan oluşan farklı zirveler arasındaki dolinlerden de bahsetsek iyi olur. Dolin eriyebilen kayaçların bulunduğu yerlerde aşınma ve yeraltı inlerinin çökmesi sonucu oluşan çukurlara deniyor. Akdağ zirvede de bunlardan oldukça fazla bulunuyor.
     Bu arada Ayhan yemek sonrası hepimizin ismini zirve defterine kayıt ediyor.
AYHAN ZİRVE DEFTERİNİ YAZIYOR

    Ayhan'ın işi bitince ve  herkes kahvaltısını bitirince inişe geçiyoruz. Akdağ zirveyi, beyaz bayrağıyla yalnız bırakıyoruz. Saat 10:00 gibi inişe geçiyoruz.
AKDAĞ ZİRVE YİNE YAPAYALNIZ KALIYOR

     İnişi geldiğimiz yerden değil, dağın diğer kolundan yapacağız. Zirveden inişe başlar başlamaz karşımıza bulunduğumuz yerle arasında koca bir dolin olan bir tepe çıkıyor. Ayhan hemen o tepenin üstüne çıkıyor ve Akdağ zirveden iki metre daha alçak olduğunu söylüyor. Muhtemelen diğer beş zirveden biri de burası gibi gözüküyor.
AKDAĞ'IN BEŞ ZİRVESİNDEN BİRİ

   Biz de bu tepeye çıkıyoruz. Geriye dönüp Akdağ zirveye baktığımda küçücük kaldığını görüyorum.
AKDAĞ ZİRVEYE DOĞRU BAKIŞ

   Bir de geldiğimiz yöne yani kamp alanına doğru bakalım diyoruz. Ve güzel menderes çizen deresiyle, Subaşı Yaylasını uzaklardan da olsa görebiliyoruz.
TEPELERDEN KAMP ALANIMIZ

        Artık Akdağ'ın tepelerinden inişe geçme vakti geliyor. Yavaş yavaş irtifa kaybetmeye başlıyoruz. Doğu tarafına doğru olan sırt hattı önümüzde çok güzel uzanıyor.
SIRT HATTINDAN BİR GÖRÜNÜM
   Bulunduğumuz kayalık bölümden sağ tarafa doğru baktığımızda aşağılarda çok güzel bir yeşil renge sahip olan küçük bir göl görüyoruz.
TEPELERDEN GÖRÜNEN BAŞKA BİR YEŞİL GÖL
    Kayalık bölümü inişe geçiyoruz ve sağ koldan sırt hattı boyunca ilerlemeye çalışıyoruz.
KAYALIK BÖLÜMDEN AŞAĞILARA DOĞRU
   Biraz daha alçalınca göl daha bir yaklaştığı için herkes fotoğraf çektiriyor.
AYHAN VE YEŞİL GÖL
    Eğer bu bölümde arkanızı dönüp, zirvenin soluna doğru bakarsanız zirve platosunun uzadığı başka bir sırt hattı görmeniz mümkün. Boşuna zirve sırt hattı 6 km olmuyor. O kadar çok kolu var ki!
BAŞKA BİR YÖNDE İLERLEYEN SIRT HATTI
    Artık iyice zirveden uzaklara, aşağılara doğru iniyoruz. Sırt hattının inerken verdiği görüntüler çok hoş gözüküyor.
2. ZİRVEDEN AŞAĞILARA DOĞRU
     Bir ara inişten sonra hafif bir düzlüğe inmiş gibi oluyoruz ama sonra hemen yükselişe geçiyoruz.
DÜZLÜĞE VARDIĞIMIZ YER
   Artık yükselişe geçeceğimiz yer itibariyle sırt hattını terk etmiş olacağız.
SIRT HATTINDA SON YÜKSELİŞ
   Son yükseliş sonrası da sürekli inişe geçmeye başlıyoruz. İniş her zaman ki gibi  çıkmaktan daha fazla hem dizleri hem de yorgun olan bedenleri zorluyor.
İNİŞ BAŞLAMIŞTIR EFENDİM
   İnişe geçtiğimiz yerden uzaklara, kamp alanımıza doğru bir bakış atıyorum. O geniş düzlük orada bizi bekliyor ama yolumuz epeyi uzun gözüküyor.
KAMP ALANIMIZ UZAKLARDAN GÖZÜKÜYOR

   Akdağ'ın toprak yapısı, oluşan dolinler ve gedikler sayesinde inişimizi oldukça kayalık bölgelerden geçerek yapıyoruz.
İNİŞ BÖLGESİNDEKİ KAYALIKLAR
  Bir grup yine önden ilerlerken bir grup arka tarafta daha yavaş ilerlediği için ara ara duruyoruz.
ARA ARA MECBURİ DURAKLAMA
   Bu mecburi aralarda olağanüstü manzarayı arkamıza alıp, fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmiyoruz.
MANZARAMIZ VE BİZ

   İniş boyunca ilerlerken Ayhan önden gidip, rotayı kontrol ediyor. Rotadan gidiyoruz ama bölge o kadar kayalık ki geçiş izni var mı araştırmadan olmuyor.
AYHAN ROTAYI KONTROL EDİYOR
   Eğer rota düzgünse bize işaret ediyor, biz de peşine takılıyoruz. Bu şekilde oldukça fazla irtifa kaybediyoruz.
GELİN BAKAYIM ARKAMDAN 
   Artık ine ine dağın öyle bir bölümüne geliyoruz ki doğuya doğru uzayan kol şeridinin uzantılarını görüyorsunuz.
DAĞIN DOĞU UZANTISI

   Gerçekten bu uzantıların sivri tepelerinde yürüyor olmak o an farkında olmadığımız bir şey ama uzaktan bakınca görüntü muhteşem oluyor.
SİVRİ TEPECİKLERDE YÜRÜYEN EKİP ELEMANLARI

     Bulunduğumuz yerin, yani bu sırt hattında yürüdüğümüz yerin sol tarafı sabah karşı taraftan dolandığımız Veysel Uçuran Çukuru oluyor.
DAĞA BİR DE BU AÇIDAN BAKALIM DEĞİL Mİ?

    Artık bu çanağın dibinde sabah mola verdiğimiz yere inişe geçiyoruz.
İNİŞ EKİBİ BİRAZ YORGUN MU NE?
   Düzlüğe inince koca meydanın ortasında duran koca taşa sırtımızı verip, bir oh diyor ve  fotoğraf çektiriyoruz.
KOCA BİR TAŞ-BEN, MEHTAP VE FİLİZ
    Yüzümüze vuran öğle güneşinden kaçmak için bu taşın arkasında bir şeyler atıştırıyor ve diğer ekip elemanlarının gelmesini bekliyoruz. Oturduğum taşın dibinde yöreye ait çok hoş bir bitki görüyorum.
YUMRU YUMRU BİR BİTKİ
     Bu bitki biraz büyüyünce bu yumrular açılıyor ve dibinden bu şekilde başka yumrulu yapraklar çıkıyor. 
   On dakika sonra verdiğimiz molamız bitiyor ve kalkıyoruz. Rotamız bizi bundan sonrası için bulunduğumuz yerin sağından aşağıya, yukarıdan gördüğümüz gölün yanına giden patikaya indiriyor. Göle gitsek mi yoksa gitmesek mi diye düşünürken, yorgunluğun etkisiyle  gölü teğet geçip gidiyoruz. Burada da sıkı bir iniş yapıyoruz.

İNİŞLERİN BİRİ BİTİYOR BİRİ BAŞLIYOR
   Artık bundan sonra ineceğimiz bölge Evkaya Yaylasına bizi direk götürecek. Fakat sabah çıkış yaptığımız sağ tarafa göre bu bölge oldukça kayalık hatta bir kısmı kurumuş olan dere yatağından oluşuyor.
EVKAYA YAYLASINA DOĞRU SON İNİŞ

   Yaylaya indiğimizde herkes sabah ziyaret ettiğimiz ağılı olan yaylayı hatırlıyor ve yaylanın dibinden geçen yoldan aşağı iniyoruz. Yayla arkamızda kalır, kalmaz yoldan yürürken kendi yaylamızı ve kamp alanımızı görüyoruz.
KAMP ALANIMIZ GÖRÜNDÜ

    Kamp alanı görününce herkesin yüzüne gülücükler konuyor. Artık bir zirve yolculuğunun daha sonuna geliyoruz sanki. Kampa girdiğimizde saatlerimiz 14:00 ü biraz geçiyor.
HADİ BAKALIM ÇOK AZ KALDI

     Kampa varır varmaz çadırları toplamaya girişenlerin yanında benim gibi Elif teyzenin yanına koşanlar da vardı. Sanki anneme müjdeli haberi verir gibi yanına gidip, dönüşümüzü haber veriyorum. Elif teyzeyse bu saatlerde geleceğimizi bildiğinden çoktan semaverde çayını hazırlamış bile. Hemen ekibin bir bölümü semaverin etrafını sarıyoruz. Ve Elif teyzenin çok makbule geçen çayından içiyoruz.
ELİF TEYZE VE SEMAVERDE ÇAYI

  Çaylarımızı içip, biraz nefeslendikten sonra çadırlarımızı toplamaya gidiyoruz. Çadırını toplayanlar, Mestan amcanın ayarladığı traktöre eşyasını doldurmaya başlıyor. Traktör bizi dün Ali Bey'in aracının aldığı yere yani su deposu mevkine kadar götürecek.
EŞYALAR TRAKTÖRE YÜKLENİYOR

    Yola çıkmadan geldiğimizden beri bize her türlü yardımı yapıp, güzel sohbetini esirgemeyen Elif teyzeme uğruyorum. Elini öpüp, vedalaşıyorum. Uzun zamandır da bu kadar içten el öpmediğimin farkına varıyorum.
ELİF TEYZEMLE VEDALAŞIYORUM

       Bütün ekip traktöre sığamayacağından ben, Müge, Mehtap ve Filiz Mete Bey'in arabasıyla inmeye karar veriyoruz. Ekibin diğer elemanları traktörde yerini alıyor. Tam 17 kişi ve çantalar sıkışa sıkışa yerleşip, inişe geçiyorlar.
TRAKTÖR YÜKÜNÜ ALMIŞ GİDİYOR
    Onların arkasından biz de arabaya doluşuyoruz ve inişe geçiyoruz. Kamptan ayrılış saatimiz 15:30 gibi oluyor. Ve saatler 16:00 gibi İhsan Kaptan'ın bizi beklediği yere gidiyoruz. Bütün eşyalarımızı onun arabasına aktardıktan sonra onun arabasıyla Gömbe'ye vardığımızda saatler 16:15 i gösteriyor.
  Ekip Ali Bey'in restoranında yemek yemeye oturuyor. Biz de Ayhan'la geldiğimiz gibi Gömbe'den Antalya'ya gitmek için otobüs saatini öğrenmeye çalışıyoruz. Saat 17:00 de bir otobüs olduğunu öğreniyoruz. Bunun üzerine de hemen yemek yemeye oturuyoruz.
GÖMBE'DE ZİRVE DÖNÜŞÜ YEMEK
  Yemekten sonra ekiple vedalaşarak ayrılıyoruz. Onlar Olimpos'un bizse Antalya Hava Alanı'nın yolunu tutuyoruz. Eminim ki bütün ekip elemanları yeni bir zirveyi daha tecrübe etmenin, güzel bir kamp yapmanın,  Elif Teyze ve  Mestan Amca gibi insanları tanımanın verdiği mutlulukla o gece çok huzurlu bir uyku çekmiştir.
  Bu faaliyetin proje aşamasında "Hangi dağa gidelim?" diye çok kafa patlattığımız Barış Tuncaboylu'ya, rehberlerimiz Ayhan Kılıç ve Güven Yüksek'e ve diğer ekip arkadaşlarımıza uyumlarından dolayı teşekkürlerimizi sunuyoruz. 
    Zirveler peşinde yolumuza hiç nokta koymayalım arkadaşlar. Yeni zirveler, yeni insanlar her zaman bizimle olsun. Ve ZİRVELERİMİZ DAİM OLSUN..

Görüşmek üzere..

Şenay KILIÇ
     

FAALİYET BİLGİLERİ
Kamp Yeri-Subaşı Yaylası
Kamp Alanı'ndan Zirveye Hareket Saati-03:30
Zirveye Varış Saati-09:15
Zirveden Ayrılış Saati-10:00
Kamp Alanına Varış Saati-14:15
Toplam Yapılan Km-20 km
Hava-Açık ve güneşli.

YAPILAN HARCAMALAR
2 Kişi Uçak Parası-Gidiş Dönüş-450 tl
Hava Alanına Ulaşım-Taksi-42 tl
Hava Alanında 4 Çay-12 tl
Antalya Hava Alanından Otogara-2 Kişi- 20 tl
Otogardan Gömbe'ye-2 Kişi- 34 tl
Gömbe'de Yemek-2 kişi 16 tl
Kamp Alışverişi-10 tl
Gömbe'de Yemek-15 tl
Gömbe'den Otogara-2 Kişi-34 tl
Otogardan Hava Alanına-2 kişi-8 tl
Sabiha Gökçenden Eve-Taksi-40 tl
TOPLAM:681 TL


ALİ BEY TEL-0 533 453 96 65

2 yorum:

Ayhan KILIÇ dedi ki...

Süper olmuş. Emeğine sağlık.

Ayhan KILIÇ dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.