26 Ağustos 2012 Pazar

HİMALAYALARIN ETEKLERİNDE, NEPAL'DE BİZ BİZE- AĞUSTOS 2012

                   
    İnsanın düşünce gücü ve niyetinden öte bir şey yok şu dünyada. Yaşam bazen rüzgarlarıyla bizi başka yönlere sürüklese de içsel direncimiz  her zaman bizi kendi yaşam yolumuza, düşüncelerimize, niyetlerimize çekmeye çalışıyor. Sizce de öyle değil mi? 
  Okuduklarımız, hissettiklerimiz, düşündüklerimiz ve gördüklerimiz gibi etkenler toplaşarak varlığımızı yani BİZİ oluşturuyor. Ve bu biz sayesinde kimilerimiz yaşam denen kısa filmi belirli bir monotonlukla geçiremeyeceğimizi anlıyoruz. Tabi bunu anlayınca da deneyimlemenin yolu herkes için farklı oluyor. Benimkisi yolda olma hali, hayallerimi bir bir gerçekleştirme histerisi.
   Hayallerimin sisli dünyasında hep var olan, ismini düşündüğümde ya da söylediğimde hep farklı bir enerji ve duygu hissettiğim Nepal'de olmanın planını uzun zamandır kuruyordum. Fakat netleşmesi bir yıl öncesine dayanıyor. Geçen yaz Hindistan'dan dönerken bir sonraki yaz tatilimde Nepal'de olmaya niyet etmiştim. Türkiye'ye dönünce bundan eşim Ayhan'a da bahsetmiş ve gitme konusunda hem fikir olmuştuk. Fakat asıl iş bu karardan sonra başlıyordu. Kafamızda bin bir tilki döndürerekten koca bir kışı devirdik.
   Nasıl gideriz, ne yaparız, planımız ne olacak diye düşüncelerin içine dalıp, araştırmalara koyulduk. Uzun yıllardır Kathmandu, Nepal hayali kurduğum için kütüphanemiz bu ülke ve  coğrafyası ile ilgili oldukça geniş bir yelpazeye sahiptir.
     Kolları sıvayıp daha önceden okuduğum kitapları tekrar devirip, notlarımız aldık. Tabi ki yeni alınıp okunmayanlar da tarandı. Sonra gezi forumlarından gezenlerin notlarını taradık ve son olarak bizim gezi planımızı kabataslak oluşturduk. Gezi tarihlerimiz de netleşince, biletler alındı ve bekleyiş başladı.

 1.GÜN:İSTANBUL-10/8/2012:  Sabiha Gökçen Hava Alanı'nda check in işlemleri için beklerken, bineceğimiz uçağın rotası sebebiyle önümüz, arkamız araplarla doluydu. Sadece önümüzdeki 8 kişilik İtalyan grubu bizim gibi ayaklarında dağ botları, sırtlarında çantalarıyla biraz olsun içimizi rahatlatıyorlardı. Bu arada sıra bize geldiğinde Air Araba'nın yeni bir uygulamasıyla şaşırıyoruz. Air Arabia check in işlemlerinde uçağa vereceğiniz bagajınız için temmuz ayı itibariyle para almaya başlamış. Biz de öğrenince şaşırıyoruz. Yapacak bir şey yok hemen yan bankoda 14 kg ağırlık için 12 avro ödeyip, yolculuğumuza biraz daha yaklaşıyoruz. Rotamız İstanbul'dan bir 4 saat uçuşla Sharjah oradan da hemen yarım saat sonra aktarmayla kısmetse Kathmandu.
    Uçağı beklerken bu cuma gününü bitirmeye yakın Kathmandu hakkındaki notlarıma tekrar bakınıyorum.
   Elimdekilerden biri şöyle tanımlıyor Kathmandu'yu:" Renkleri, kokusuyla, kalabalığı, çeri çöpüyle , insanları ve gürültüsüyle sizi çağıran kentlerden biridir Kathmandu"..
    Kathmandu Himalaya eteklerinde 1355 rakıma sahip bir şehirmiş. Yazılı tarihi M.Ö 7. yüzyıllara dayanıyormuş. Keşfedilişi M.S 12. yüzyıllara dayanıyormuş. Orjinal adı ise Kantipurmuş. Merkezindeki Durbar Meydanı yapıldıktan sonra ise buradaki tahta evlerden dolayı Kasthamandap ismi verilmiş. 14. Yüzyıla kadar vadide bağımsız bir şehirken, 14. yüzyılda Bhaktapur Kral'ının hakimiyeti altına girmiş. 15. Yüzyılda da Kathmandu, Patan ve Bhaktapur olmak üzere üç krallığa bölünmüş.  Yüzyıllar boyunca da bu üç krallık arasında savaşlar sürüp durmuş ve  1680 de Gurka Kraliyetinin hakimiyeti  altına girmişler. Ve tüm ülke birleştirilip Kathmandu başkent yapılmış.
    Kathmandu Vadisinde Unesco Dünya Mirası olan alanlar kapsamında bir çok yer mevcutmuş.
   Bu arada 1960 lardan itibaren batılı turistlerin uğrak yeri olan Kathmandu belki bu sebeple daha iyi tanındı kim bilir ? Fakat o zamanlar Kathmandu'ya gelenler hippilerden başkası da değilmiş. Ve gidip 5 kuruş para harcamadan geri dönerlermiş. Kral bu gidişe bir dur demek için bir yasa koymuş. Çok güldüm buna. Yasa şöyle; her gün 5 dolar harcamak  ve bunu faturalamak zorundalarmış yoksa sınır dışı ediliyorlarmış. Durum böyle olunca bir ara ortalık bayağı bir boşalmış.
     Sonra 80 ler, 90 lar, 2000 ler derken cumhuriyete biraz acılı da olsa girilmiş. Kısa bir Kathmandu özetinden sonra ben uçağa geçmek üzere yollardayım yine. Görüşmek üzere.

1.GÜN HARCAMALARI:
* 12 AVRO-AIR ARABIA BAGAJ
TOPLAM:15$

2.GÜN:KATHMANDU-11/8/2012: İstanbul'dan 01:15  hareketle Sharjah'a doğru yola çıkıyoruz. Beklemenin ve günlerin verdiği yorgunlukla kısa sürede uyuya kalıyoruz. Ta ki sabah 06:00 sularında Sharjah'a varana kadar. Biraz gerginiz çünkü buradan kısa bir zaman aralığında transfer olup, diğer uçağa geçmemiz gerekiyor. Bu arada bir yandan karnımız da zil çalıyor. Önce transfer masasına gidip kapımızı soruyoruz ve hemen kontrolden geçip son salona gitmeden Costa Cafe'de doyurucu bir kahvaltı yapıyoruz. Kocaman bir tost ve çorba kasesi büyüklüğünde bir çay. Biraz kendimize gelince etrafa bakınma zamanı diyerek, incelemeye başlıyoruz. 
  Yola çıkarken gördüğümüz İtalyanlar yine buradalar. Ama gördüğüm en farklı şey etrafın Nepal'li genç erkeklerle dolu olmasıydı. Okuduğum kitaplarda Nepal'de yaşam şartlarının güç olması sebebiyle gençlerin Dubai, Katar, Malezya gibi ülkelere çalışmaya gittiklerini öğrenmiştim. Ne kadar doğru bilmiyorum ama kızların  bazılarının da aileleri tarafından genelevlere satıldığını okumuştum. Sanırım en azından erkekler için okuduğum şeylerin doğruluğunu görebiliyoruz. Bu arada biz ve İtalyanlar haricinde başka ülkelerden bir sürü turist de Kathmandu yolcusu. Seviniyoruz bu mozaiğe tabi ki.
  Fakat gördüğüm kadarıyla ben bile Nepal'lilerin yanında bayağı uzun kalıyorum. Yine bir yerde Nepal'lilerin beslenememelerinde temel besin kaynakları olan pirincin bayağı etkisi olduğunu okumuştum. Bu arada kısa boylarının yanında, gözlerinin de çekikliği Nepal'lileri Hintlilerden ayıran önemli bir özellik. Biz incelemeye devam ederken vakit geldi işte.
    Nihayet bir günde ikinci uçağımıza fazla beklemeden biniyoruz. Saat 07:25 te kalkıyoruz. Biz yine uykuya teslim oluyoruz. Uçuş süremiz yine 4 saat ama devamlı doğuya gittiğimiz için İstanbul Kathmandu arası saat farkı üç saat kırk dakikayı buluyor.      
   İnişe yaklaşırken dağları, tepeleri, tepelerdeki sade köy evlerini inceliyorum. Ayhan'a gösteriyorum. Seviniyoruz. Himalayaların eteklerindeki köylerde gezeceğimiz için heyecanlanıyoruz. Fakat hemen sonra gözümüze çarpan virane, bakımsız, binalar yığınını görmemizle yüzümüzdeki gülümsemenin de azaldığını bir an farkediyoruz.
   İşte Kathmandu'nun gerçeği bu, bir tas şeklinde, binalar yığını,tozlu şehir. Biz karışık duygular içerisinde gidip, gelirken uçağımız da Tribhuvan Hava Alanı'na  inişini tamamlıyor.
TRIBHUVAN HAVA ALANI-KATHMANDU
      Uçaktan inip bizi içeri taşıyacak otobüse binerken bizi şehirde karşılayacak görüntü hakkında az buçuk da olsa fikrimiz vardı.
   Otobüsten sonra bizi, tütsü kokan hava alanı iç mekanı ve bez afişlerle halinde güzel tabelalar karşılıyor.
NEPAL'E HOŞGELDİNİZ
   Bu arada Nepal'e giriş vizesini bu hava alanından alıyorsunuz. Gerekli olanlar bir adet vesikalık fotoğraf, hemen girişte alıp dolduracağınız iki adet bilgi formu ve eğer 15 gün ve 15 günden daha az kalacaksanız 25$; daha fazla kalacaksanız 40$ ınızı, bir de pasaportunuzu hazırlamanız gerekiyor.
GİRİŞTE VİZE BELGELERİNİZİ DOLDURACAĞINIZ BÖLÜM
   Bu arada fotoğrafı olmayanlar için hemen şipşak bir fotoğrafçı bile var. Güleryüzlü memurların NAMASTE karşılamaları ile girişimizi sıkıntısız ve beklemeden yapıyoruz. Ehh vizelerimiz de cepte olunca kendimizi alt kata atıp bagajımızı alıyoruz. Çantamızı da alıp, çıkışa ilerliyoruz. Hava alanında dövizcilere fazla para kaptırmamak için sadece bir 50$ bozduruyoruz. Bu arada 1$=86 Nepal Rupisine karşılık geliyor.
    Ve hava alanında dışarı çıkınca bir taksici ordusu bizi karşılıyor. Daha önce yaptığımız araştırmalardan sonra taksicilere 600 rupiden fazla vermemeye kararlı bir şekilde pazarlığa başlıyoruz. 
HAVA ALANI ÇIKIŞI TAKSİCİ ORDUSU SİZİ BEKLİYOR OLACAK
     Taksiciler 16$ ile başlattıkları pazarlığı 8$ yani 700 rupiye çekiyorlar. Biz de kabul edip bir hafta bizi ağırlayacak Kathmandu Guest Hause'a doğru yola çıkıyoruz.
    Biraz Kathmandu Guest Hause'dan bahsetmek istiyorum. Kathmandu'nun en eski ve ünlü Guest Hause'larından biri. Buraya gelmeden önce çok da bilinçli olmadan booking.com da yaptığım araştırmalarda hakkındaki olumlu notlar sebebiyle rezervasyon yaptırmıştım. Ama daha sonra gezi notları ve kitapları okuduğum da çoğu insanın burada kaldığını ya da kalmak istediğini öğrenmiş sonra da verdiğim karar sebebiyle sevinmiştim. Kısaca K.G.H da her bütçeye göre oda var. 180,150,100,60,18 ve 4 dolara bile oda bulmanız mümkün. Biz orta karar bir odaya karar verip 60 dolarlık bir oda ayarladık. Gidip göreceğiz bakalım, kısmetimize ne çıkacak.
  Bu arada Kathmandu'nun içlerine doğru ilerliyoruz. Yollar tam da hayalimdeki gibi. Tozlu topraklı, virane evlerin olduğu sokaklar. Hindistan'dan biraz hallice temizlikte sokaklar. Yalnız burada oldukça motorsikletli mevcut ve rikşalar çok az. Taksilerse oldukça fazla. Çoğunluğu da Suziki Maruti. Pek fazla geçmeden ara sokaklardan ilerleyerek sonradan Thamel olduğunu anladığımız ve gezimizin bir çok gününde sokaklarında yürüyeceğimiz o ünlü sokaklar dizisine geldik..Thamel'ee....
THAMEL SOKAKLARI
THAMEL SOKAKLARI
      Bizim K.G.H da Thamel'in tam göbeğinde, girişinde kocaman bir kapısı ve bekçisi olan bir dünya karması. Dünya karması diyorum çünkü içeri girdiğiniz andan itibaren her milletten adam görmeniz mümkün.
KATHMANDU GUEST HAUSE GİRİŞİ
   Taksiciye 700 rupi ödeyip içeri giriyoruz. İçeri girerken okuduğum notlardan birindeki gezginin lobiyi 4 yıldızlı bir otelin girişine benzettiğini hatırlıyorum. Kendi kendime pek de okuduğum gibi olmadığını düşünüyorum.
KATHMANDU GUEST HAUSE GİRİŞİ
  Namaste ile lobide karşılandık. Bu arada Namaste'nin içeriğinden size bahsetmek isterim. "Namo"saygı "aste" ise göstermek demekmiş. İkisi birleşince saygı göstermek anlamında bir kelime çıkıyor. Tabi ki iki elinizi birleştirip her şeyi kucaklar gibi kol altlarınızı da havada tutarsanız buralarda her kapı size açılıyor.
    Biz de NAMASTE ile giriş yaptıktan sonra güleryüzlü lobi çalışanlarından 202 no'lu anahtarımızı alıp odamıza ulaşmaya çıktık. Odamızın yerini görünce çok sevindim. Gelmeden önce internetten bakıp da çok beğendiğim bahçeye bakıyordu.
KATHMANDU GUEST HAUSE BAHÇESİ
  Bu otelden rezervasyon yaparken kentte nasıl bir hengame olacağını bildiğimden biraz da olsa kafa dinleriz diye düşünmüştüm. Sanırım doğru karar vermişim.
   Kathmandu 'da şartları fazla zorlamamak lazım zaten. Odamıza girip bir gün önceden beri yollarda olmanın verdiği yorgunlukla biraz dinlenmek için duşlarımızı alıp, 1-2 saat dinlendik. 
    Kalkıp hafiften şarj olan vücutlarımızı biraz da yemek ziyafetiyle doldurmak için otelin öve öve bitiremedikleri restoranına indik. Ortam çok güzel, güzelliği nedir diye sorarsanız. Sağ masaya bakıyorum başka bir ülke vatandaşı, sol masaya bakıyorum başka bir ülke vatandaşı.Gören  Birleşmiş Millletler Toplantısı var sancak. Hepimiz buraya ait değiliz ama hepimiz bir aradayız. Bazen seviyorum bu hissi. 
  Okuduklarımdan Nepal'de mutlaka domates çorbası için diye uyarılar olduğunu hatırlıyorum. Bu sebeple biz de önce domates çorbası siparişi veriyoruz. Gerçekten lezzetli. Tabi domatesler organik, sarımsağı ve baharatı da bol olunca kendinizi küçük bir ejderha gibi hissedip mutlu oluyorsunuz. Menüde gözüm parathaya takılınca özlediğimi farkedip birer tane de paratha söyledik. Paratha Hintlilerin gözlemesi gibi bir şey. Fakat Hintlilerin daha iyi yaptığını itiraf etmek zorundayım. Bu arada parathalarımıza birer adet de masala çayı eşlik etmiştir, hatırlatmakta fayda var.
   Karnımız doydu ya gözlerimizden ışıltılar geçiyor. Ortam çok romantik, romantik olmak zorunda kalıyor. Nepal'de elektrik üretimi kısıtlı olduğundan dolayı elektrikler sürekli kesiliyor. Bu sebeple tüm restoranlarda masa üstlerinde mumları görmeniz mümkün.
     Biraz sokaklarda dolaşalım diyoruz. Kendimizi otelin dışına atıyoruz. Ne de olsa oturmaya gelmedik değil mi?
    Genel bir bakış açısıyla Thamel sokaklarında gözlerini alacak ilk şey  renkler ve sonra tabelalar, tabelalar, tabelalar..O kadar yoruyorlar ki sizi anlatamam. Tabi bunların çoğu otel ve tur bilgilendirmeleri yapan şeyler.
THAMEL'DE TABELALAR
   Ardından gözlerinizi çekecek diğer şeyler dağ malzemesi satıcıları, yak yününden yapılan pashminaları satan dükkanlar, etnik kıyafet satan dükkanlar, kitap satıcıları vs. Buraya gelmeden bir çok dağ malzemesi satıcısı olduğunu duymuştuk ama gelip de görünce buradaki malzemelere para verecek kadar zengin olmadığımız anladık. Hepsi 1-2 kullan at misali, kalitesiz ve biçimsizdi. O sebeple dağ malzemecilerini fazla dolaşmadan çıkıyoruz. Sokaklarda başka şeylerde gözlerinize takılıyor tabi ki.
THAMEL'DE BİR PASHMİNA SATICISI
   Aaa unutmadan burada ahşaptan büstler de var. Ki bu büstlerin bir çoğu nedense Şiva'nın en korkunç görünümü olan Bhairab'a ait. Bu sebeple buraya gelirken büst koleksiyonuma yeni bir büst ekleme hayalleri kurmanın boş olduğunu hemen anlıyorum.
ŞIVA'NIN EN KORKUNÇ HALİ; BHAIRAB
BİR BAŞKA BHAIRAB BÜSTÜ
     Tabi sokaklarda siz de benim gibi renkleri seviyorsanız ilginizi çekecek bir diğer şey de keçeden yapılan bin bir türlü şey.
KEÇENİN HER ŞEKLE GİRMİŞ HALİNİ BULMANIZ MÜMKÜN
  Ve tabi bin bir çeşit çanta modeli ile karşılaşmanız büyük olasılık. Üzerlerinde Buda'nın gözleri olan cüzdan ve çantalar.
RENGARENK ÇANTALAR GÖRECEKSİNİZ
    Unutmamam gereken en önemli şeylerden biri de tüm sokaklarda olan "Singing bowl" (dua kasesi) satıcıları. Bilmeyenler için açıklamak isterim. Türkiye'de ancak yoga merkezlerinde görebileceğiniz bir şey bu. Meditasyon belirleme aralarında konsantrasyonu bozmamak adına bu çan sesi kullanılır. Ya da eğer kendiniz meditasyon yapıyorsanız aklınızı tek noktada tutmak için bu sesi kullanabilirsiniz. Neyse uzatmayalım gözlerimiz kaseleri, kulaklarımız ise seslerini arayarak biraz singing bowl ile oynuyoruz.
BÜYÜKLÜ KÜÇÜKLÜ DUA KASELERİ
    Tabi dönmeden biz de dua kasemizi almayı unutmuyoruz. Biz böyle oraya bakalım buraya bakalım derken akşam da oluyor. Yerlerde biz otelde dinlenirken yağan yağmurun izleri var hala. Bu arada muson sezonu olduğu halde her taraf turist dolu. Bir de normal sezonunda buralar nasıl olur bilmiyorum.
THAMEL SOKAKLARINDAN GÜN ÇEKİLİYOR
     Son olarak kendimizi bir kitapçıya atıp ilk günün heyecanıyla gördüğümüzü alıyoruz desem de 2-3 parça şey alıyoruz. Benim vazgeçilmezim magnetlerle, 1-2 ayıraç, kitap vs.
    Odamıza gitmeden önce otelin güzel bahçesinde bir akşam çayı içelim dedik. Bahçede karşımıza büyük bir Buda heykeli çıktı. Önündeki mumlarla da sanki dua ritüeli gerçekleştirirmiş gibiydi.
BUDA
    Bahçede küçük bir sedir ve kitaplık var. Orada hem çayımızı içtik hem ilk izlenimlerimizi paylaştık hem de dinlendik.
SEDİRDE AKŞAM KEYFİ
     Odamıza geri dönüp kendimizi yatağın kollarına atmanın zamanıdır. Çok  çok uzaklardan geldik ne de olsa.

2.GÜN HARCAMALARI:
* 21$-KAHVALTI
* 50$-VİZE-(25$X2)
* 700 RUPİ-TAKSİ
*1000 RUPİ-AKŞAM YEMEĞİ
*1200 RUPİ-AKŞAM ALIŞVERİŞİ
* 300 RUPİ-AKŞAM ÇAYI 
TOPLAM:110$

3.GÜN:KATHMANDU-12/8/2012: Yorgun olmamıza rağmen sabah 08:30 civarı kalktık. Bütün gece yağmur yağmasına rağmen güneşli, açık bir hava var. Bir de çıkıp oda kapısından otelin güzel bahçesine bakınca içeri gerçekten heyecanla döndüm. Bugün Kathmandu'yu keşfe çıkıyoruz.
    Hemen hazırlanıp kahvaltıya iniyoruz. Ama kahvaltı pek bana uygun değil. Menümüz: Kızarmış domates, bol baharatlı patates kavurma, yağlı omlet ve çaydan oluşuyor.   
BUYURUN KAHVALTI TABAĞIMIZA
AYHAN VE TABAĞI
   Aç kalmamak için hepsinden alıyorum tabağıma ama patates favorim olmasına rağmen, içindeki baharattan dolayı bütün gün içim de yanıyor. Karşımda ise tabağını en az benimkinin iki katı kadar doldurmuş sevgili kocamı görünce şaşırmıyorum.
     Ayhan'a bu konuda hayranım. Ben de bu kadar ve her şeyi yemek istiyorum. Sonra iki öğün arası açlıktan tansiyon düşüklüğü yaşamak istemiyorum. Ama olmuyor. Bir yandan kahvaltı yaparken bir yandan da planımızı yapıyoruz. Elimizde benim yaptığım gezi planı var ama bir rehber bulalım mı yine de diye düşünüyoruz. Bu sebeple otelin travel desk inden aldığımız öneriyle  gideceğimiz yere gidip oradan yerel bir rehber almaya karar veriyoruz. Hadi hayırlısı.
   Sokağa çıkıyoruz. Gelmeden önce hava tahminlerinde hep yağmurlu gösteren bu şehirde bu kadar sıcak nereden çıkıyor bilmiyorum. Felaket bir sıcak var. K.G.H dan çıkıp sağa doğru Durbar Meydanı'na doğru gidiyoruz. Fakat yollar hem kötü hem de kalabalık olduğundan bir rikşacıyla anlaşıp biniyoruz. 
NEPAL TİPİ RİKŞA
    Nepal'deki rikşaları pek sevmedim. Hem bakımsız hem de rahat değiller. Hindistan'da oldukça revaçta olmasından dolayı belki de daha iyiler.
 Bu arada biz de bir yandan Kathmandu'nun günlük halini seyrede seyrede ilerliyoruz. Bizi taşıyan incecik adamı da bir yandan düşünmeden edemiyoruz. Fazla sürmeden Durbar Meydanı'na geliyoruz. Bu arada bizden binerken 100 rupi isteyen rikşacı birden kişi başı 100 rupi istedim diye kıvırıyor. Biz de ne yapalım veriyoruz.
    Durbar Meydanı tam karşımızda duruyor. Hemen girişin sağında da bilet almanız gereken bir yer var. Nepal'de bütün bu önemli meydanlara girerken sizden iyi paralar alıyorlar. Nepallilerse ücretsiz giriyor. Gerçi iyi para dediğim kişi başı 750 rupi yine Türk Lirasıyla karşılaştırılınca pek bir şey etmiyor.
KATHMANDU DURBAR SQUARE
     Biraz Durbar Square'dan  bahsetmenin zamanı geldi mi ne? Hadi bakalım. Onca kitabı okuduktan sonra neler öğrenmişiz bir bakalım.
     Burası Kathmandu'nun Sultanahmet'i gibi bir yer. Yerel halkı meydanda her yerde görebilirsiniz. Durbar Nepal dilinde saray demek olduğundan Kathmandu vadisindeki 3 büyük şehirde de Durbar Square görmeniz mümkün. Bu meydandaki binalar ayrıca 1979 da UNESCO tarafından koruma altına alınmış. Ayrıca Kathmandu'ya adını veren Kasthamandap tapınağı da burada bulunuyor. Bu alanda ziyaret edilecek gerçekten çok fazla şey var. Heyecanlıyım. Biletlerimizi alıp meydana giriş yapıyoruz. Girer girmez bir yerel rehber peşimize takılıyor. Biz de sabahtan beri rehber tutsak mı tutmasak mı düşünceleri içinde gezerken hadi başlayalım diyoruz. Rehberimiz Deep adında hindu-budist karışımı bir Nepalli.
    Başlıyoruz. Efendim daha alana girmeden solda bir sadu bizi karşılıyor bile. Ufak bir para karşılığı hemen fotoğraf çektiriyoruz. Bizden sigara istemeyi de ihmal etmiyor. Bizde de tam sigara içecek tip var ya sormayın.
NEPAL'DE SADUMUZ VE BİZ
       İlk karşımıza çıkan solumuzda kapısında iki adet ejderha karışımı hayvan olan Taleju tapınağıydı. Burası ziyarete kapalı bir tapınak. Bünyesinde bir çok küçük tapınak barındırıyormuş.
TALEJU TAPINAĞI
  Biraz ilerlediğinizde karşınıza Vişnu Tapınağı çıkıyor. Tapınağın iç kısmımdaki altın Vişnu heykeli sebebiyle bu ismi almış. Bu arada meydanda bulunan binaların tahta oymaları gerçekten çok güzel. Durup hepsini bir bir incelemek için bir gün ayırmak gerekir sanırım.
VİŞNU TAPINAĞI
    Vişnu Tapınağı'nın tam karşısında taş yazıtla karşılaşacaksınız. Taş Yazıt'ın özelliği Tanrıça Kalika'ya ithafen Kral Pratap Malla tarafından 15 ayrı dilde yazılmış bir kitabe olmasıymış. Kadınlar hakkında özlü sözlerden oluşmaktaymış. 
  Rivayete göre kitabeyi 15 ayrı dilde de okuyabilen bir kişi olursa tam taşın orta kısmındaki oluktan süt akacak ve o kişi ölümsüzlüğe kavuşacakmış.
TAŞ YAZIT'TAN BİR GÖRÜNÜM
    Taş yazıtı geçip biraz ilerlediğinizde karşınıza hemen solunuzda kalacak şekilde üzerinde erotik figürler olan bir tapınakla karşılaşacaksınız. Bu tapınağın adı Jagannath Tapınağı.
JAGANNATH TAPINAĞI VE BİR NEPALLİ GENÇ
     Bu tapınağın en büyük özelliği tapınağın çatı bölümünde bulunan erotik figürler. Yani güzel tahta oymalarının bir başka hali. Ayrıca bu tapınak meydandaki en eski tapınakmış.
JAGANNATH TAPINAĞI'NIN ÇATISINDAKİ EROTİK FİGÜRLER
    Bu tapınağı tam arkanıza alırsanız karşınızda Ramayana Destanındaki Kral Rama'nın sadık dostu Maymunlar Kralı Hanuman ile karşılaşırsınız. Ne yazık ki yüzü kapatılmıştır.  
YÜZÜ KAPALI HANUMAN HEYKELİ
     Sanki Hanuman Jagannath Tapınağı'nın erotik figürlerini görmemek için yüzünü kapatmış gibi gözüküyor. Şaka bir yana gövdesi ve başı bezlerle kapalı olan Hanuman'ın yüzüne her gelen elindeki renkli macunlardan sürdüğü için taş aşınmış, yüz silinmiş olduğundan bu şekilde gözüküyor.
   Bulunduğu yer ise Hanuman Dhoka'nın yani Eski Kraliyet Sarayı'nın girişlerinden biri ve bu girişlere Hanuman heykelleri konulmasının sebebi ise Hanuman'ın soylu Ramalara yol gösterdiğine inanılmasıymış. Heykelin yüzü inançlı ziyaretçiler tarafından kırmızıya boyanarak yok edildiği için bu şekildeymiş. Dikkat ederseniz heykelin yanında bir de metalden Nepal bayrağı bulunmaktadır.
   Hanuman Heykelin'nin hemen solundaki Hanuman Dhoka'nın girişini görebilirsiniz.
HANUMAN DHOKA YANİ ESKİ KRALİYET SARAYI GİRİŞİ
       Birçok kereler restorasyon gören ve içerisinde 10 tane meydan bulunan bir saray burası. Saraya girmek için bilet almanız gerekiyor.Girdiğinizde ise hemen girişte kapının üstünde 2001 yılında oğulları tarafından öldürülen Nepal Kral ve Kraliçesi'nin fotoğraflarını görebilirsiniz. Rivayete göre sevdiği kızla evlenmesine izin verilmeyen prens uyuşturucu alıp, cinnet geçirmiş ve bütün ailesini öldürdükten sonra kendisini de vurmuş. Ve böylece Nepal'de de bir dönemin bitmesine sebep olmuş.
   Biz buraya girmeden ters tarafa doğru devam ediyoruz. Karşımıza bir meydan ve meydanın ortasında duran Kral Pratap Malla Sütunu çıkıyor.
KRAL PRATAP MALLA SÜTUNU
     1641-1671 Yılları arasında hükümdarlık yapan efsanevi kralın sütunudur bu. Sütunun üstünde kralın iki eşi ve çocuklarının da figürlerini görmeniz mümkün. Ve sütunun çevresinde de binlerce güvercini görmeniz mümkün. 
      Sütunun hemen arkasında Kala Bhairab'ın korkunç heykelini görebilirsiniz. Kala bizim dilimizde siyaha karşılık geliyor. Heykelin ismi gibi kendide siyah renkte. Nepal'de bu renk kötüyü ve dehşeti temsil ediyormuş.
KALA (SİYAH)-BHAIRAB
      Daha önce de söylediğim gibi Bhairab Şiva'nın en korkunç görünümünü ifade ediyor. 6 Kolu ve kafataslarından oluşan bir kemeri var. Bir de ayaklarının altında ezdiği bir ceset var. Bu figür insanın cehaletini sembolize ediyormuş. Ayrıca figürün bir özelliği de tek bir taştan yapılıp iki insan boyunda olmasıymış. Söylentiye göre Kathmandu'nun kuzeyindeki bir tarlada bulunmuş ve buraya getirilmiş. Taşın üzerine evrenin hallerini ve zıtlıklarını simgeleyen ay ve yıldız da eklenmiş.
       Burada durup biraz insanların ritüellerini izledim. Meydanda gönlü en hoş tutulan tanrılardan biri gibi gözüküyor. Önü hiç boş kalmıyor. Daha çok kadınları görüyorum. Gelip dualarını ediyor, sonra da taşa ellerini sürüp gidiyorlar. Bu arada eğer Kala Bhairab karşısında yalan söylerseniz ölüm getiriyormuş haberiniz olsun. Bu kara taşın karşısında biraz ürperdiğimi itiraf etmek zorundayım. İnsanların ritüellerini izlerken hoşuma gitse de garip duyularla, Kala Bhairab'ın yanından ayrılıyorum.
     Bulunduğunuz yerde biraz yan dönseniz karşınıza Great Bell yani Büyük Çan çıkacak.
GREAT BELL-BÜYÜK ÇAN
       Bu çanın aynısı Kathmandu'nun diğer merkezleri Patan ve Bhaktapur'da da bulunuyormuş. Çanı ayin olduğu zaman kötü ruhları uzaklaştırmak için çalıyorlarmış.
     Artık yavaş yavaş bulunduğunuz ana yolda ilerlerseniz  meydanda Eski Kraliyet Sarayı'nın köşesinde, buranın belki de en önemli binasına doğru göreceksiniz. Neresi mi? Kumari Bahal'ın evi.
KUMARİ BAHAL'IN EVİ
      Biraz Kumari'den bahsetmek istiyorum aslında. Kumari Bahal yani Yaşayan Tanrıça'nın hikayesi bir çok rivayete dayanıyor. Hikayelerden biri şöyle:
     1768'de Kral Malla , bir kız çocuğuna tecavüz ederken ölümüne sebep olmuş. Pişmanlığa kapılan kral günahının bağışlanması için bir ilah yaratmaya karar vermiş. Adet görmemiş bir kız çocuğunu tanrıça ilan ederek bütün halkın ibadet etmesini istemiş. Böylece Kumari bulma adeti başlamış.
  Ama bilinen şu ki kraldan sonra gelen en önemli kişi bu küçük kız çocuğuymuş. Bu kız çocuğunun Tanrıça Taleju'nun enkarnesi olduğuna inanılıyormuş. 
ŞU ANKİ KUMARİ BAHAL
       Peki seçim nasıl yapılıyor, merak ediyorsunuz değil mi? Geleneğe göre iri gözlü, güzel kız çocukları küçük yaşta aday olarak toplanıyorlarmış. Ön aşamaları geçen kız çocuğu karanlık bir odaya kapatılıyormuş. Sınav heyeti, korkunç maskeler takarak, çığlıklar atarak, saklandıkları köşelerden çıkıp kızı korkutmaya çalışıyorlarmış. Bütün bunlara dayanan kız çocuğu ailesiyle birlikte Kumari Bahal'e taşınıyormuş. Yılda sadece altı kez törenler sırasında dışarı çıkabiliyormuş.
    Adet görmeye başlayıp tanrıçalığı bitince de onunla evlenen erkeklerin boğularak öleceğine inanıldığı için kimse Kumari ile evlenmek istemezmiş.
    Bu kadar bilgi yeter değil mi? Şimdi içeri giriyoruz. Bu arada kapıdan girerken her iki yanda gördüğünüz aslanlar bu evi korumak için burada bulunmaktalar, bilginiz olsun. İçerisi oldukça kalabalık. Herkes Kumari'yi görür miyiz acaba diye merakta.
KUMARİ BAHAL'İN AVLUSU
     3 Katlı avlunun içine aslında Hindu olmayanların girmesi yasak ama biz giriyoruz. Nasıl giriyoruz ben de anlamıyorum ? 
      Tahta oymalarını izleyerek avluda dönüyoruz. Fotoğrafta da görülen üç yan yana pencereden Kumari çıkıp bakıyormuş.
      Biz bakınıp dururken yukarıda bir hareketlenme oluyor. Sonra "NO PHOTO, NO PHOTO" diye bir şey duyduk. Meğer Kumari bize merhaba diyecekmiş. Ama kesinlikle fotoğraf almak yasak. Bize pencereden bakıyor. Küçücük bir kız. Yüzü gözü boyalı. 1-2 Dakika bakışıyoruz ve içeri giriyor. 
KUMARİ'NİN BAKTIĞI PENCERELER
      Tuhaf mı tuhaf geliyor bana bu durum. Ama yapacak bir şey yok. İnanışlar farklı, saygı duymak lazım.
    Avlunun içinde bir bölümde elinde öğrenme tanrıçası olan Saraswati'nin sembollerini tutan bir stupa gördük. Hoşumuza gitti.
AVLUDAKİ TAHTA OYMALARINDAN BİR GÖRÜNÜM
    Kumari Bahal'den çıkarak hemen sağa döndüğümüzde her tarafta öğrencileri görüyoruz. Tabi ilgimi, ilgimizi çekiyor.
BİR YANDA KIZLAR
BİR YANDA ERKEKLER
VE TEK BAŞINA BİR NEPAL PRENSİ
      Çocuk her yerde çocuk anlayacağınız. Kızlar poz verme peşindeler, erkekler ise oyun oynama peşindeler. Onları biraz izliyoruz. Ve okullarını da görüyoruz. Okul binası konum olarak pek iyi değil. Bahçe ya da bahçe duvarı diye bir kavram yok.
DURBAR MEYDANI'NIN SONLARINDA BİR OKUL BİNASI
     Bu arada unutmadan Durbar Square'e girerken aldığınız bileti bu okul binasının altındaki turizm bürosunda onaylatarak gezdiğiniz günden sonraki iki gün boyunca da meydana ücretsiz olarak giriş yapabilirsiniz. Biz onaylatdıktan sonra meydanın sonuna doğru ilerlemeye başladık.
MEYDANIN SONUNDAKİ SEYYAR SATICILAR
       Meydanın sonunda çok eski bir ahşap bina daha göreceksiniz. Oldukça büyük ve ahşap işçiliği çok güzel bir bina bu.
DURBAR MEYDANININ ÇIKIŞINDAKİ BİNA
      İşte bu binanın tam karşısındaki sokağa saparsanız 1960 li yıllarda çok ünlü olan bir sokağa sapacaksınız. Freak Street'e..
   Aslında Freak kelimesinin 68 terminolojisindeki anlamı Kabil, Goa, Kathmandu ve Bali'ye kadar uzanıp belirli normları olan yolculuk demekmiş. 
FREAK STREET
      Bu sebeple, sokak o zamanlar Nepal'e kara yoluyla gelen hippilerin uğrak yeri olduğundan Freak Street olarak adını  onlardan almış zaten. Ama 80 lerin başlarında önemini yitirmiş. Günümüzde hala bir çok ucuz otel ve sırt çantalı turist görmeniz mümkün tabi.
FREAK STREET'TEN BAZI DÜKKANLAR
      Bu sokağı da geçiyoruz ve bizim rehberimizin isteği ile bir tankha dükkanına gidiyoruz. Tankhanın ne olduğundan bahsetsek iyi olacak sanırım. Tankha Nepal için çok önemli bir sanat dalı.
MANDALA DESENLİ BİR TANKHA
BUDA İÇEREN BİR TANKHA
      Hatta bunun için her yerde okullar var. Tibetli Budistlerin dini ve törensel konuları anlattıkları geleneksel el boyama resimlerine tankha deniyor. Bu kadar ince işi nasıl yapıyorlar merak ediyorum ve yapılırken izlemek istiyorum. Ama bu gittiğimiz yer sadece bizden para kazanmak amaçlı ticari bir yer. Çıkarttığı küçük boy bir tankhadan 70 $ istemesi üzerine biraz daha oyalanıp  kalkıp gidiyoruz.
 Rehberimize Kathmandu'nun en önemli tapınaklarından birine,  Swayambunath Tapınağı'na gitmek istediğimizi söylüyoruz ve tekrar geldiğimiz yoldan Kumari Bahal'in evine doğru yürüyoruz. Taksiye binmeden karşımıza bir Garuda heykeli çıkıyor.
GARUDA HEYKELİ
     Garuda Heykeli Nepal'de bir çok yerde karşınıza çıkacak buna emin olun. Garuda insan vücutlu, kartal kanatlı bir tanrı anlayacağınız.
  Garuda'yı arkada bırakıp taksiye atlıyoruz. Hedefimiz daha büyük. Swayambunath Tapınağı. Bulunduğumuz yerden nehri geçip tam karşıya geçeceğimiz tapınağa gitmek için 300 rupiye anlaşıyoruz. Kathmandu'nun ara sokaklarından ilerleyerek tepelere çıkıyoruz.
     Bu arada ara sokaklarda ilerlerken gözlerime çok şey takılıyor. Dükkanlar, ahşap sütunlar, kapılar arasına saklanmış dar geçitler, yol üstü küçük tapınaklar, Ganeş'e günaydın demek için zil çalan  Hindular, sokaklarda çamaşır yıkayan, yemek pişiren kadınlar, kıyafetlerinin üzerinden su döküp yıkanan insanlar...Bu görebildiklerimi görme fırsatı verene her zaman teşekkür ediyorum. 
 Bu arada bir yandan tapınağa da yaklaşıyoruz. Swayambunath Kathmandu'nun iki kilometre batısında bulunuyor ve bu vadinin en önemli Budist tapınaklarından biri. Bu tapınak M.Ö. 460 da Kral Mahadeva tarafından yaptırılmış. 
   Girişte küçük küçük stupalarla  karşılıyorsunuz. Ve yine turist olduğunuz için 150 rupi giriş ücreti veriyorsunuz.
SWAYAMBUNATH'IN GİRİŞİNDEKİ KÜÇÜK STUPALAR
     Her yer dua bayrakları ile dolu. Giriş bölümünden sağa ve sola merdivenler çıkıyor. Soldaki merdiveni takiben yukarı bölüme çıkıyoruz. Çıktığımız bölümde Budist rahiplerin manastırı var. Ana bölüme geçmeden önce karşınıza başka stupalar ve Buda heykelleri çıkıyor. Bunlardan biri oldukça büyük. Ve albenili renkleriyle gözlerinizi ondan ayıramıyorsunuz.
BUDA'YA DOĞRU
     Buda heykelinin olduğu meydandan eğer içecek ihtiyacınız varsa ya da hediyelik bir şeyler almak isterseniz, bulabilirsiniz.
MEYDANDAKİ STUPA
VE BİR BAŞKA BUDA
       Bu bölümü de geçince, işte karşınızda Buda'nın gözleri, dört bir yandan sizi sarmalıyor...
BUDA'NIN GÖZLERİ
      Tapınağın altındaki beyaz boyalı geniş kubbe yaradılışın dört temel unsuru olan toprak, hava, su ve ateşi temsil ediyormuş. Kubbenin kenarında bulunan ve üzerinde "OM MANİ PADME HUM " yani "Lotusun içindeki aydınlanma cevherine aşk ve şefkat için çağrı" mantrasının yazıldığı dua tekerlekleri bulunmakta. Ve tüm ibadetlerini yapanlar dünyanın en eski bu dua cümlesini söyleyerek dua tekerleklerini saat yönünde çeviriyorlar. Rahiplerin bu tekerlekleri tesbih yerine kullandıklarını okumuştum bir yerde. Kemikten, ahşaptan ve bakırdan çeşitlerini görmeniz mümkün.
OM MANİ PADME HUM
İRİLİ UFAKLI DUA TEKERLEKLERİ HER YERDE
    Anladığımız kadarıyla bu ülkede kutsal yerlerin çoğunda ibadetin katı kuralları yok. Dolaşarak dua çarkı çevirenlerin yanında, iki adımda bir boylu boyunca yere uzananlar, bir köşeye oturup tespih çekenler ve ya meditasyon yapanlar var. Kimse kimseye karışmadığı gibi aldırmıyor bile. En çok dikkat ettikleri şey stupayı soldan sağa tavaf etmek. Gerçi tersine dönseniz bile bir şey söyleyen yok.
     Bu arada tabi tapınakta tek dua edenler insanlar değil; buranın diğer adı Maymun Tapınağı olduğundan her yer maymunlarla dolu.
MAYMUNLAR TAPINAĞI'NIN EV SAHİPLERİNDEN BİRİ
      Biz de ağzımızda mantrayla dua tekerleklerini döndürerek ilerliyoruz. Yani Stupanın etrafını dönüyoruz. Ve karşımıza aslında gelmeden buradan çıkarız diye planladığımız merdivenler çıkıyor.
SWAYAMBUNATH'IN 365 MERDİVENİ
   Kathmandu'nun içinden Stupa'ya 365 basamaklı bir merdivenle tırmanmanız mümkün. Biz vakitten kazanmak için taksiyle gelmeyi tercih ettik. Ee sıcak da bir başka etken tabi. Biz dönüp dururken bu arada insanlar dini ibadetlerini yerine getiriyorlardı.
BİR BUDİST KADIN DUA EDERKEN
STUPADAKİ BUDALARDAN BİRİ
      Stupayı döndükçe her yerden Buda'nın Gözleri size bakıyor. Bu arada kısaca bu stupanın anlamından bahsedersek;
BUDA'NIN 3. GÖZÜ
    Gözlerin ortasındaki 3. göz herkesin iç dünyasını gözlemek içinmiş. Burun yerinde de "Newarice" bir anlamına gelen işaret bulunmaktaymış. Halka halka küçülerek yükselen kubbenin üzerindeki on üç adet halka ise Nirvana'ya ulaşmanın mertebelerini ifade etmekteymiş. En üstteki şemsiye de Nirvana'ya ulaşmayı gösteriyormuş.
  Bu arada bu Stupa'nın en güzel özelliğinin muhteşem bir Kathmandu manzarasına sahip olmasıdır diyorum. 
SWAYAMBUNATH'TAN KATHMANDU VADİSİ
    Rehberimiz biz Buda'nın muhteşem bakışlarını incelerken bize bir Budisti Nirvana'ya ulaştıracak ahlaki özelliklerden bahsediyor. Bunlar:

  • Hırsızlık yapmamak
  • Yalan söylememek
  • Başkasının kadınına el sürmemek
  • İçki içmemek
  • Hiçbir canlıyı öldürmemek
   Aslında bu saydıkları tüm dinlerde ortak olan şeyler. İnanışlar farklı ama özünde insanlığın aradığı ve savunduğu aynı şey diye düşünüyorum.
  Bu arada dikkatimi çeken şeylerden biri hiç dilenen birileri olmaması. Nepal'in Hindistan'dan bir farkını daha yakaladım. Yaşlı başlı da olsalar bir şey satıyor ama dilenmiyorlar.
SATICI BİR BUDİST TEYZE
    Ve biz bakınırken bir bando alayı gözüküyor. Bir çeşit dini kutlama yapıyorlar. Gelmeden Nepallilerin davulu çok sevdiğini ve her yerde kullandıklarını okumuştum. İşte bir davul alayı geliyor.
SWAYAMBUNATH'DA DAVULCULAR
    Önümüzden geçip, ilerdeki müzenin içine girip, orayı da dolaşıp çıkıyorlar. Biz de peşlerinden gidiyoruz.
NEPAL'DE BİR DAVUL ALAYININ PEŞİNDEYİZ
    Ve sıcaktan aşırı bunalarak bu Stupadan ayrılıp,tam karşı tarafında bulunan rahiplerin bölümüne merdivenlerle geçiyoruz.
     Karşımıza bir havuz çıkıyor. Ortasında Buda olan bir barış havuzu. Turistler para atıyorlar. Biz de biraz bakınıp, çıkıyoruz.
SWAYAMBUNATH'DAKİ BARIŞ HAVUZU
    Bu arada sizin de dikkatinizi mutlaka çekecektir; bütün ağaçlar dua bayrakları ile dolu. Hoş bir görüntü oluyor.
AĞAÇLARDAKİ DUA BAYRAKLARI
       Bu dua bayraklarının üzerinde değişik mantralar yazarmış. Nepalliler için at önemli bir hayvan olduğundan bir de at figürü olurmuş diye okumuştum.  Bulunduğumuz yerden tekrar basamaklarla yukarı çıkıyoruz. Ve yine bol bol dua tekerleği ile karşılaşıyoruz. Ama sanki giderek bu tekerlekler daha mı büyüyor yoksa bana mı öyle geliyor bilmiyorum.
DUA TEKERLEKLERİ
VE BİZ
    Bu arada daha önce bahsetmiştik buranın aslında Maymun Tapınağı olduğundan, burada bol bol gördük. Yerlere dökülmüş pirinçleri yiyorlardı.
MAYMUN TAPINAĞI'NDA MAYMUNLAR
    Maymun Tapınağı ve maymunlara veda edip doğru şehre gidiyoruz. Daha önce sevgili arkadaşım Gülşen'den duyduğum ve Tunç Fındık'ın uğrak yeri olduğunu öğrendiğimiz FIRE and ICE PIZZA ya doğru zil çalan karınlarımızı durdurmaya gidiyoruz.
FIRE and ICE PIZZA' NIN İÇİNDEN GÖRÜNÜM
       Pizzacımız aslında Thamel bölgesinin girişinde. İçerisi oldukça hoşumuza gitti. Ayrıca Tunç Fındık'ın da favori yeri olması bizim için önemli. Adına uygun olarak Fire and Ice pizza ısmarlayıp, içeceklerimizle serinlemeye çalışıyoruz. Bu arada hayatımda içmediğim kadar asitli içeceği Nepal'de , kapalı şişede bir şeyler içmek adına üzülerek tükettiğimi itiraf etmek zorundayım.
FIRE and ICE'DA FIRE and ICE PIZZA YİYORUZ
   Hem pizzamızı yiyiyor hem de bugünün geri kalanını ve yarının planını yapıyoruz. Rehberimiz Deep bizi altın yumurtlayan tavuk misali pek benimsiyor. Bize istediklerimiz için güzel fiyatlar veriyor ama bakalım gün ne gösterecek. Bu arada pizzamızın lezzeti oldukça yerinde. Yani burayı size tavsiye etmek zorundayız. 
FIRE&ICE'IN İÇİNDEN BİR BAŞKA GÖRÜNÜM
      Biraz dinlenip yola devam ediyoruz. Şimdiki durağımız Nepal'deki en büyük Budist Tapınağı olan Boudnath Stupa. Sabah gittiğimizin tersine şimdi de Kathmandu'nun 5 km doğusuna doğru yola çıkıyoruz. 
         14. Yüzyılda yapılan bu manastır Tibet azınlığın en önemli manastırıymış.  Her geçen yıl sayıları artan Tibet'li muhacirlerin hem dini merkezi, hem hayat hem de ticaret alanıymış. 1974 yılında UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesine alınmış.
BOUDNATH STUPA
     Stupa Budist sembol olan mandala şeklini oluşturabilmek için iki ayrı dikdörtgen tabakanın çapraz yerleştirilmesiyle inşa edilmeye çalışılmış.  Mandala gizemli semboller, geometrik şekiller ve astrolojik ibarelerle dünyayı temsil eden bir şekil. Meditasyona yardımcı olurken, evrendeki iyi enerjileri çağırır, üstünde toplar. Bez üstüne çizilir, duvarlara boyanır,sokakların taş döşemesine ve eşiklere işlenir. İşte Boudnath Stupa'nın mimarisi de yeryüzüne konumlanması itibariyle bir mandalaya benzetilmiştir. Bu arada Stupa'nın çevresinde çok sayıda  tanrının ikonasını görmeniz mümkün.
     Stupa kat kat teraslar üstüne yerleşmiş görkemli kubbesi ve altın renkli kulesiyle, rengarenk dua bayrakları ve çarklarıyla gerçekten etkileyici. Burası bana diğer tapınağa göre daha huzurlu ve temiz geldi. Fazla kargaşa olmadan, gözleriniz yorulmadan yürüyüp, iyi şeyler hissediyorsunuz.
STUPANIN ÇEVRESİNDE BİR TAM DÖNÜŞ YAPINIZ
   Merdivenlerden alt bölüme indiğinizde dua tekerlekleri, mumlar ve dualarınız için diğer başka şeyleri bulmanız mümkün.
DEVASA DUA TEKERLEKLERİ
MUMLAR
KUTSANMA SULARI
Stupadan çıkarken rahipler sizi uğurluyorlar. Siz de onlara gülümsemeyle karşılık verip, bir de " NAMASTE " derseniz yüzlerinde güller açılıyor. 
NAMASTE
    Stupadan çıkıp bir de tam daire de dışı tarafından etrafında dolanıyoruz. Bir çok hediyelik eşya satıcısını görmeniz mümkün. Yürürken rahiplerle karşılaşıyoruz. Birine fotoğrafını çekip çekemeyeceğimi soruyorum. İznimi alınca da çekiyorum.
NEPALLİ BİR RAHİP
   Rahipler genelde fotoğraf çektirmek  istemezler. Aklınızda bulunsun. Mutlaka izin almalısınız. Bu arada etrafta bir çok Tibet'li görmeniz mümkün. Kadınlar, özellikle yaşlı olanlar geleneksel kıyafetleri ile dolaşıyorlar. Bol eteklerinin beline kalın el dokuması renkli önlükler bağlıyorlar; bluzlarının üstüne de yelek giyiyorlar. Başlarına koydukları havlu büyüklüğündeki bez parçası da giysilerini tamamlıyor. Erkeklerin yaşlıları fötr şapka takıyor ama gençleri günümüz giysilerini çoktan benimsemiş durumdalar.
      Dönerken dönerken sonunda yine bir tankha dükkanı görüyoruz  ama bu sefer onların okul dediği bir dükkan çıktı karşımıza. Hemen içine daldık tabi.
TANKHA OKULU
  Kızlı erkekli oturup iki büklüm boyama yapan gençleri gördük. Çok ince bir çalışma yapıyorlardı. Tabi burası turistik bir yer olduğu için fiyatlar yüksektir diye hiç fiyat sormadık.
TANKHA-MANDALA
   Üstelik hala istediğim gibi bir tankha bulamadığım için fiyatla da uğraşmak istemiyorum. Benimkisi çok daha başka bir model. Ne aradığımı bilmiyorum ama bulacağım, bekliyorum.
    Sonunda bugünün uzun gezisini bitiriyoruz. Bu arada Ayhan ikimize maske alıyor. Size de hatırlatmakta fayda var. Kathmandu'nun havası çok kötü. Nepallilerde sokaklarda ağızlarında maske ile dolaşıyorlar.
NEPAL'DE MASKELER VE BİZ
    Bunda etkenin şehrin bir tas biçiminde olup hava akımı olmaması ve egzos dumanı olduğunu söylüyorlar. Ağzımızda maskeler günün yorgunluğu ile akşam üstüne doğru otele varıyoruz. Bu arada Deep ile sabah buluşmak üzere ayrılıyoruz.
   Güzel bir duş ve dinlenme sonrası akşam yemeği yemeğe karar veriyoruz. Akşam yemeğine indiğimizde Hindistan'da çok yediğimiz thalinin Nepal versiyonunu deneyelim istiyoruz.
NEPAL USULÜ THALİ
    Bol baharatlı thalide mercimek yemeği, patates, sebze ve sos pilavın yanında masamızı süslüyor. Bugünü de böyle bitiriyoruz. Yarın yine erkenden yolcuyuz. Sabaha görüşmek üzere.

3. GÜN HARCAMALARI:
*  200 RUPİ-RİKŞA
* 1500 RUPİ-DURBAR SQUARE GİRİŞ
*  300 RUPİ-TAKSİ
*  300 RUPİ-SWAYAMBUNATH GİRİŞ
*  400 RUPİ-BOUDNATH STUPA GİRİŞ
* 1400 RUPİ-TAKSİ
* 2000 RUPİ-REHBER
* 1100 RUPİ-ÖĞLE YEMEĞİ
* 1200 RUPİ-AKŞAM YEMEĞİ
* 1330 RUPİ-ALIŞVERİŞ
TOPLAM:8530 RUPİ=100$

4.GÜN: KATHMANDU-13/8/2012: Dünkü yorgunluğa rağmen sabah erkenden uyanıyorum. Sabahın altısından beri duyduğum zil sesini yan odanın alarmı zannedip gözlerimi kapatıyordum.Ta ki dışarıdaki çocuk seslerini duyana kadar. Koşup hemen pencereden baktığımda bir lisenin bahçesine komşu olduğumuzu görüp seviniyorum. Niye seviniyorsam. Meslek icabı okul, öğrenciler ve ders saatleri ilgimi çekiyor hep yurt dışındayken. Biraz çocukları izliyorum. Dünyanın bir köşesindeyiz ama  çocuklar, gençler hep aynı. Kızlar erkeklere bakıp bir şeyler konuşurken; erkekler ellerinde basketbol topu koşturuyorlar. Bizimkilerden tek farkları kıyafetleri. Kıyafetler o kadar tertipli ve düzenli ki şaşırıyorum. Birkaç gündür izlediğim kadarıyla normal kıyafetlerine özenmeyen Nepalliler okula giderken oldukça dikkatliler. Bu arada liselerin ders zili 6 da başlıyor. Yine kendi okulumdaki öğrencileri anmadan edemiyorum. Saat 09:00 daki derse bile geç kalırlarken 06:00 daki bir derse hiç yetişemezler sanırım.
    Sorup öğrendiğim kadarıyla muson zamanı okul bir ay tatil. Bu arada Nepal'in ünlü festivallerinde de okul yok, kışın bir hafta tatil. Ehh bizimkini buldu sanırım. Neyse ülkemden çok uzaklarda da bir okulun bahçesini kendi okulumun bahçesini seyrediyor gibi seyrediyor olmak hoş bir duygu.
       Artık güne başlama zamanıdır ha ne dersiniz? Ayhan hala yatıyor. Onu da kaldırıyorum ve hazırlanıp kahvaltıya iniyoruz. Menü yine aynı. Bol baharatlı patates gün içerisinde beni ejderha yutmuşa çevirse de yine bana en uygunu o gibi geliyor. 
  Kahvaltımızı yaparken  Ayhan, rehberimiz Deep'e istediği parayı vermeyeceğini söylüyor, biraz da gergin ve kızgın. Haklı, bir şey demiyorum. Bu arada biz kahvaltı yaparken Deep gözüküyor. Bizden alacağı fazla paraları düşünüp seviniyor sanırım. Ama Ayhan ona vereceği paranın limitini söyleyip Deep'in yüzündeki gülümsemeyi dondurunca bu sefer ben içimden gülüyorum. Deep hızlı bir düşünce trafiğine dalıp, ne yapabilirim diye düşünüyor. Ben de onu izliyorum. Sonunda program üzerinde oynayıp, biraz değişiklik yapıyoruz.
    Sonunda bugün Patan ve Bhaktapur'u gezip araba ve rehbere 3300 rupi vermeye karar veriyoruz. Deep ise bizden en az 6000 rupi almak niyetindeydi ama olmadı.
   Biraz gergin bir şekilde turumuza başlıyoruz. Hadi hayırlısı. Kimse pek konuşmuyor. İlk olarak Patan'dan başlamaya karar veriyoruz.
      Patan daha önce bahsettiğimiz gibi Kathmandu Vadisinin 3 ana şehrinden biri ve Kathmandu'dan Bagmati Nehriyle ayrılıyor. Tarihte güzellikler şehri, sanatkarlar şehri olarak da adlandırılmış. En güzel metal işçiliklerinin burada olduğu söyleniyor.
PATAN'IN  DURBAR MEYDANI GİRİŞİ
      Patan çok eski bir Budist kenti olarak kabul ediliyormuş. Bu sebeple dört bir yanında stupalar bulunmakta. Şu anki mimarisi 16., 17. ve 18. yüzyıllarda Mallalar tarafından yaptırılmış. Burada da bir Kraliyet Sarayı mevcut ve bir de üç katlı pagoda halinde Altın Tapınak da burada bulunmaktaymış.
       Bakalım neler var neler yok göreceğiz. Ama önce giriş için kişi başı 500 rupi veriyoruz. Girer girmez de sağda bulunan Kraliyet Sarayı'nın içine giriyoruz.
PATAN KRALİYET SARAYI
       Bu saray 1934 teki depremde büyük hasar görmesine rağmen şu an bayağı iyi gözüküyor. Sarayın duvarlarında bir çok yerde Tanrıça Taleju'nun figürlerini görmeniz mümkün.
TANRIÇA TALEJU FİGÜRLERİNDEN BİRİ
     Saraydan çıktığınız an sol karşınızda Taleju Çanını göreceksiniz. Bu çanı halk bir şikayeti olduğunda çalar ve Krala haber verirmiş.
TALEJU ÇANI
    Bu arada Patan'ın metal işçiliğinin iyi olduğunu söylüyorlar ama benim gördüğüm kadarıyla  ahşap ve taş işçiliği de oldukça iyi. 
KRISHNA TAPINAĞININ KORUYUCULARI
     Aslında Patan Durbar Square'da Kathmandu'dakinin bir benzeri gibi. Hemen hemen aynı şeyler var. Ama sanki burası daha içime yakın geldi. Daha hareketli ve turisti bol.
        Sağa sola bakıp ilerlerken önümüze yine bir sütun çıkıyor. Bu sütunun ismi ise Kral Yoganarendra Malla Sütunu.
KRAL YOGANARENDRA MALLA SÜTUNU
     Efsaneye göre kralın arkasındaki kobra yılanının kımıldayıp üstündeki kuş u uçurduğu güno kralın geri döneceğine inanılıyormuş. Bu sebeple sarayın bir penceresi ve kapısı her zaman açık tutuluyormuş ve taht odasında taze tömbekilibir nargile kralın içmesi içinde her daim hazırlanıyormuş. Çok ilginç değil mi? Bu hikaye bana bir yerlerden tanıdık geliyor ama bende saklı kalsın hadi.
    Biz yine ilerlemeye devam ederken solda bir kalabalık gözümüze çarpıyor. Biraz daha yaklaşınca bir gitar dinletisi olduğunu görüp yaklaşıyorum. Bir fotoğraf alabilmek aşkına aralara dalıyorum.
GİTAR DİNLETİSİNDEN GÖRÜNÜM
      Kalabalıktan ayrılıp ilerliyoruz ve Krishna Tapınağı'nı görüyoruz. Oldukça ihtişamlı duruyor. Birkaç kattan oluşuyor ve üst katlardan çıkan tütsü dumanlarını görebiliyorsunuz.
KRISHNA MANDIR TAPINAĞI
      Krishna Mandir Tapınağı'na Hindu olmayanların girmesi yasakmış. Biz de denemiyoruz. İlerledikçe daha orjinal binalarla karşılaşmanız büyük olasılık.
       Bu sefer karşımıza önünde iki koca fil olan Wishwanath Tapına'ğı çıkıyor. Çok hoşuma gidiyor görüntüsü. Hemen fotoğrafını çekiyorum. Burası Şiva'ya adanmış bir tapınakmış.
WISHWANATH TAPINAĞI VE BEN
TAPINAĞI KORUYAN FİLLERDEN BİRİ
    Bu tapınağın hemen karşısında bulunan Patan Müzesi'ne giriyoruz. Ortasında koca bir avlu girişi ile bizi karşılıyor.
PATAN MÜZESİ
        Bu bölümü geçtiğinizde bir bahçe bölümü daha açılıyor. İşte orada güzel bir cafe bulacaksınız. O bölüme geçerken iki Nepalli kadını görüp Namaste demeyi ihmal etmiyoruz. Sıcak gülümsemeleriyle hemen karşılığı alıyoruz.
NAMASTE 
     Cafe bölümü çok hoşuma gitti. Eğer Patan'da dinlenmek istiyorsanız mutlaka buraya uğrayın. Çok hoş ve sakin bir yer. Üstelik bol bol gölgelik alan mevcut.
     Dışarı çıktığımızda meydanı aslında bitirmiş gibiydik. Bir de meydana tersten bakalım dedim ve bir de bu girişten bir fotoğraf aldım.
PATAN DURBAR SQUARE FARKLI BİR AÇIDAN
        Bu arada hatırlatmadan geçemeyeceğim. Muson mevsimi olmasına rağmen aşırı bir sıcak var. Bu sebeple yerel insanların çoğu şemsiye ile yürüyorlar. Biz de bugün bir şemsiye alarak onlara uymaya karar verdik.
    Meydanın uç kısmında yine sokak satıcılarını göreceksiniz. Bir sürü ıvır zıvır, heykel, maskot bulabilirsiniz.
SOKAK SATICILARINDAN BİRİ
   Ve bu satıcıların olduğu bölümün hemen arkasında benim gözler yine öğrenci gruplarını yakalıyor. O bölüme doğru ilerliyoruz.
ULU  ORTA BİR OKUL DAHA
  Artık meydan yavaş yavaş bitiyor gibi gözüküyor. Meydanın sonunda bayanların oluşturduğu yoğun bir kuyruk var. Hemen gidip neler oluyor anlamaya çalışıyoruz.
SUNAKTA DUA ETMEK İÇİN SIRA BEKLEYEN KADINLAR
    Biraz izleyince dualarını sunmak için sıra bekleyen kadınlar olduğunu anlıyoruz. Dar bir sokaktan Altın Tapınak'a gitmek için ilerliyoruz. Bu arada küçük dükkanlarda satılan şeyler de dikkatimizi çekmiyor değil hani.
TİBET USÜLÜ ÇARIKLAR
      Bu arada kukla Nepal'de  oldukça bol. Sanki hepsi asılı oldukları yerlerde sizleri gözlüyor, adımlarınız sayıyorlar.
KUKLALAR
  Sonunda Altın Tapınak'ın girişine varıyoruz. Aslında pek de önemli bir özelliği olmayan bir yer burası. Girişte kişi başı 50 rupi ödüyorsunuz. İçeride restorasyon olduğundan fazla oyalanmadan çıkıyoruz.
ALTIN TAPINAK'IN GİRİŞİ
ALTIN TAPINAK'IN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
       Altın Tapınak'tan çıkıp geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz. Aracımıza binip bu sefer Kathmandu'nun biraz daha dışına Bhaktapur'a gitmeye çalışıyoruz.
    Dindarların Şehri diye adlandırılan Bhaktapur Kathmandu'dan 12 km uzaklıkta bulunuyor. Okuduğum kadarıyla Fil Sanatı, rengarenk festivalleri, yerel dansları ve yaşam tarzıyla mutlaka görülmesi gereken bir yermiş. Ve giden herkesin hoşlandığı bu şehri ben de şimdi ona çok yakınken iyice merak etmeye başladım. Bhaktapur hakkında duyduğumuz şeylerden biri de girişinin çok pahalı olmasıydı. Bakalım ne kadar ödeyeceğiz.
     Kathmandu'dan çıkıp daha kırsal hatta köy vari, ekin ekilen yerlerden geçmeye başladığımızda daha bir sevindim. Sanki Bhaktapur bir köydü de biz de onu ziyarete gidiyormuş gibi. Ve sonunda geldik. Bir tabela sizi girişte karşılıyor.
BHAKTAPUR'A HOŞ GELDİNİZ
   Hııımm girerken bile bayıldım bu şehre ben. Pembe pembe taşlar, temiz sokaklar, gürültü yok ve tertemiz köy havası..
      Girişe kişi başı 1100 rupi ödüyoruz.Yaklaşık 15$ gibi bir para aslında biraz pahalı ama olsun. Yavaş yavaş şehrin içine içine ilerliyoruz. Yine sağlı sollu hediyelik eşya dükkanları göreceksiniz.
BHAKTAPUR SOKAKLARI
    Meydana girmeden bir okul görüyoruz yine. Üç meydanı gezdik üçününde bir girişinde okul vardı. Bir özelliği olmalı herhalde yoksa tesadüf mü bilemiyorum.  Tabi yine öğrenciler kameramdan nasibini aldılar.
BHAKTAPUR VE ÖĞRENCİLERİ
   Meydanın girişine geliyoruz. Ve girişteki tahta oyma eserler yine çok hoşumuza gidiyor.
BHAKTAPUR GİRİŞİ
GİRİŞTE KARŞINIZA ÇIKACAK GÖRÜNTÜ
    Hemen hemen yine Patan ve Kathmandu Meydanlarındaki aynı şeyler var burada da. Girşite solda bir müze bulunmakta, isterseniz girip gezebilirsiniz.
BHAKTAPUR MÜZESİ GİRİŞİ
    Sanırım bu üçüncü meydanımız olduğu için artık pek bakasımız yok gibi. Yine de gözümüze çarpan şeyleri fotoğraflamaya çalışıyorum Burada asıl aradığım çömlekçiler meydanı. Bakalım ne zaman karşımıza çıkacak.
MEYDANDAKİ TAPINAKLARDAN BİRİ VE TURİSTLER
MEYDANIN ORTASI
    Meydandan çıkarak Bhaktapur'un ara sokaklarına dalıyoruz. Yürürken solda bir tankha dükkanı gözüme çarpıyor. Nedense geri dönüp ona bakmak istiyorum. İçimdeki ses "DÖN" diyor bana ve içimdeki sese uyup geri dönüyorum, geri dönüyoruz. İç sesime teşekkür ediyorum. 
      İçeride yerde iki büklüm çalışan genç bir çocuk ve bir de yaşlı bir adam var.
BHAKTAPUR-TANKHA YAPMAYA ÇALIŞAN BİR GENÇ
      Dükkanda daha önce görmediğim tarz çalışmalar var. Ve fiyatları da çok uygun. Aradığım tankhayı sonunda burada buluyorum.  İki elin yan yana durduğu, ellerden birinde Buda'nın gözleri olan ve anlamı şans olan bir tankham oluyor. Dönünce salonumuzu süsleyeceği için seviniyorum. Fazla büyük olmayan bu çalışmaya 250 rupiye alıyoruz.
PÜR DİKKAT ÇALIŞMA
     Biraz da yaşlı adamla sohbet edip Namastelerimizle dükkandan ayrılıyoruz.
BHAKTAPUR-TANKHA DÜKKANI SAHİBİ
  Dükkandan çıkıp sokaklarda ilerliyoruz. Öyle güzel ki sokakların hali. Nepalin en doğal yüzünü burada gördük gibi geldi bana. Sebze meyve satanlar, elişi örenler, sohbet edenler, yemek pişirenler.. Görmeniz lazım.
DÜKKANINDA ELİŞİ ÖREN BİR KADIN
SOKAKTA ÇOCUKLAR
MEYVE SATICILARI
   Baka, göre sokaklarda ilerlerken hala Çömlekçiler Meydanı'nı göremediğimizi farkediyorum. Rehberimize bunu söylediğimde oranın çok uzak olduğunu ve gidemeyeceğimizi söylüyor. Canım sıkılıyor. İçimde bir şeyler eziliyor gibi sanki. Geriye doğru yürürken bu meydan hakkında okuduklarım ve burası hakkında okumalarımı yaparken ne kadar hoşuma gittiği zihnimden geçiyor, bulunduğum yerin ülkeme ne kadar uzakta olduğunu ve bir daha kim bilir ne zaman buraya geleceğimi de düşününce mutlaka orayı görmeliyim diye tutturuyorum. İyi ki de tutturuyorum. Oraya gitmemiz gerektiği hakkında aklıma gelen her şeyi söylüyorum. Sonunda istediğim oluyor.
    Aslında Bhaktapur'da iki adet çömlekçiler meydanı olduğunu ve birinin uzakta olduğunu sonradan notlarımı okurken öğreniyorum. Meğer yakın olanı bir saattir dolandığımız meydan bölümünün altındaymış.
    Oraya doğru gittiğimizi görünce içim ferahladı. Cidden canım sıkılmıştı. Hayallerim, ben ve çömlekçiler meydanı..Gülüyorum bunları yazarken ama insanın zihnindeki bazı parçalar gerçekten çok önemli oluyor. Özcan Yurdalan'ın o tatlı anlatımıyla okuduğum Bhaktapur yazılarını bir değil, bir kaç kez okudum. Ve her okuyuşumda mutlu oldum, orada olasım geldi, özendim, bekledim, hayal kurdum.. Tepkim sanırım bu hislerin toplamıydı.
   Çömlekçiler Meydanı'na daracık süslü bir sokaktan doğru gidiyoruz. Bu sokağı da seviyorum. Ben Bhaktapur'u gerçekten seviyorum.
ÇÖMLEKÇİLER MEYDANI'NA DOĞRU
MEYDANA DOĞRU SAĞLI SOLLU DÜKKANLAR
YİNE KUKLALAR
GÜZEL BHAKTAPURLU KADINLAR
BUDA'NIN GÖZLERİ
BHAKTAPUR'LU BİR AİLE 
    Derken derken nihayet Çömlekçiler Meydanı gözüktü. İşte işte burası dediğimi ve koştuğumu hatırlıyorum. Rehberimiz sağa, sola döndüğümü görünce "Çok mutlu oldun" dedi. Evet gerçekten mutluyum. Aslında bakıp da bu mu mutlu görünce mutlu olduğun yer diyeceksiniz ama öyle değil işte. Öyle değil. Burası benim için salonumda okuduğum satırların arkası, hayallerimin rotası..Öyle bir şey..
BHAKTAPUR-ÇÖMLEKÇİLER MEYDANI
     Koca meydanın ortasında çömlekler bekleşiyorlar. Başlarında yerli kadınlar ıslatıp onları hale yola sokuyorlar.
FIRINDAN ÇIKIP BEKLEŞEN ÇÖMLEKLER
BU ÇÖMLEĞİ BOYASAK DA MI SAKLASAK ?,  SIRLASAK DA MI SAKLASAK ?
BİZİM GİBİ İZLEYENLERDE VAR
HUMMALI BİR ÇALIŞMA VAR
    Bu meydanı gördüm ya annemi burada görmüş kadar sevindim. Artık Bhaktapur'dan gidebiliriz dostlar. Hava öyle sıcak ki bir an önce arabaya atlayıp dönme fikrindeyiz. Dönüş yolunda sıcak ve Kathmandu'nun muhteşem trafiğinde biraz sıkıntı çektik.
MOTORSİKLET ORDUSU YOLLARDA 
TUK TUKLAR BURADA DOLMUŞ YERİNE KULLANILIYOR
VE ULU ORTA NEPAL TRAFİĞİ 
  Sonunda Thamel'e yaklaşınca öğle yemeğimizi yemek için gitmeyi planladığımız bir yere bıraktırıyoruz kendimizi. Pilgrims Book Hause'a..Bıraktırıyoruz diyorum sonra da Ayhan'la gülüyoruz kendimize, zira burası kaldığımız yerin iki bina sağında bulunuyor.
PILGRIMS BOOK HAUSE'NİN GİRİŞİ
    İçerisini gördüğümüz andan itibaren burası Ayhan'la benim vazgeçilmezimiz oluyor. 
PILGRIMS BOOK HAUSE'NİN BAHÇESİ
VE BAHÇESİNDE SALINCAĞI
     Daha ne isteyelim bilmem ki.. Çölde çay misali, onca gürültünün, hareketin arasında böyle bir bahçe görmek çok hoştu. Ayrıca kitap bölümünde oldukça donanımlı dağcılık kitapları da bulmanız mümkün. Menüsünü de unutmasak iyi olur. Dünya mutfağından değişik şeyler sipariş vermeniz mümkün.
PILGRIMS BOOK HAUSE'NİN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
DAĞCILIKLA İLGİLİ HER TÜRLÜ KİTABI BULABİLİRSİNİZ
VE MENÜDEN DE İSTEDİĞİNİZ DÜNYA MUTFAĞINI SEÇMENİZ MÜMKÜN
     Burada bugünlük pizza yemeyi tercih edip kendimizi iki yan binada bulunan otelimize atıyoruz. Duşumuzu alıp, biraz da öğleden sonra şekerlemesi yapıp kendimizi akşamüstü tekrar sokağa atıyoruz.
       Kendimize  Pokhara ve Nagarkot için bir tur şirketi bulmamız gerekiyor. Otelden çıkar çıkmaz hemen önümüze bir sürü simsar dikiliyor zaten. Birinin peşine takılıp otelimizin yanında bulunan ve bir çok tur acentasının olduğu bölüme gidiyoruz. İlk girdiğimiz acenta bizden iki kişi hesabıyla, Pokhara için 130$ ; Nagarkot içinse 126$ istiyor ve toplamda 256$ fiyat veriyor. Biz bir araştıralım deyip kalkıyor ve tesadüf Panda Trek'i buluyoruz.
       O da bize her ikisi için de toplamda 150$ fiyat veriyor ve bize gayet makul geldiği için anlaşmamızı yapıp Pokhara biletlerimiz alıp yarın buluşmak üzere oradan ayrılıyoruz. Dolaşıp fiyat almanın faydasını da görüyoruz. Biraz olsun içimiz rahatlıyor. Önümüzdeki günlerin planı hazır.
   Daha sonra Kathmandu'daki iyi kalitedeki dağcılık malzemesi satan dükkanlara gitmek için  Thamel'in uçlarına doğru yürüyoruz. North Face, Salewa ve Millet'e girip geziyoruz. Gerçekten güzel malzemeler var. Ama ülkemizdeki fiyatlarla hemen hemen aynı olduğundan taşımanın bir anlamı yok diyoruz ve bakınıp, ehh biraz da iç geçirip çıkıyoruz.
     Geri dönüş yolunda Nasuh Mahruki'nin kitaplarından merak ettiğim ünlü bir restoran var orayı bulmaya çalışıyoruz. Rum Doodle..Çok dolanmadan buluyoruz.
RUM DOODLE
       Rum Doodle aslında Himalayalarda bir rotanın ismi bu restoranın özelliği ise Himalayalarda zirve yapanların inişlerinde bu restorana gelip restoranda bulunan ayak şeklindeki kağıtlara isimlerini kaydetmeleri. 
RUM DOODLE'IN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
ÇATI KATINA ÇIKAN MERDİVENLERDE AYHAN
ZİRVE YAPANLARDAN BİR GRUBUN YAZISI
       Akşam yemeğimizi burada yiyelim dedik ama hem saatin erken olması hem de Pilgrims'in rahatlığı sebebiyle geze geze Pilgrims'e gittik. Biraz da onun içinde dolanıp, bahçedeki güzel masalara kendimizi bırakıp siparişimizi verdik. Bugün yine yeni bir şeyler deneyeceğiz.
      Bakalım ne yiyoruz efendim. Bir porsiyon  Malai Koftası istedik yani sebze köftesi ve yanında pilavıyla geliyor. Ama gelince şaşırdık çünkü iki çeşit sebze köftesi geldi. Biri sulu ve bol baharatlı diğeri kızartılmış. Usul böyleymiş. Bir de Momo istedik. Yani Tibet mantısı. Fotolarla anlatmak daha iyi olacak.
SOSUYLA BİRLİKTE KIZARMIŞ MALAI KOFTAMIZ
SULU VE BOL BAHARATLI MALAI KOFTAMIZ
VE MOMOMUZ
    Pilgrims'de akşamımızı geçirip, günümüzün kritiğini yapıyoruz. Sonra da otelimize dönüyoruz. Yarına görüşmek üzere.


4.GÜN HARCAMALARI:
*      250 RUPİ-TANKHA
* 1000 RUPİ-PATAN GİRİŞİ
* 2200 RUPİ-BHAKTAPUR GİRİŞİ
* 1800 RUPİ-ARABA
* 1500 RUPİ-REHBER
*  100 RUPİ-ALTIN TAPINAK GİRİŞİ
*  450 RUPİ-ÖĞLE YEMEĞİ
*  800 RUPİ-AKŞAM YEMEĞİ
* 1680 RUPİ-ALIŞVERİŞ
*      150$-POKHARA VE NAGARKOT TURU ÜCRETİ
TOPLAM=150$+9830 RUPİ=270$

5.GÜN:NAGARKOT-14/8/2012: Güne yine yandaki okulun ziliyle başlıyoruz. Artık Kathmandu'da uyanmaya alıştım. Havanın tozuna, baharatlara, motorsikletlere, karmaşaya..
 Bunu düşünürken bir yandan da gülüyorum. Bedenimi ve ruhumu farklılıkların içine atıp sonrada bir kenardan neler olduğuna bakmaya da mı alıştım bilmiyorum. Galiba evet. Ama her birinin üstesinden geldikçe içten içe biraz seviniyorum gibi. 
  Kafamda düşünceler devam ederken hazırlanıyoruz. Ve muhteşem kahvaltımız bizi bekliyor. Bugün patates yememeye karar veriyorum. Zira yürüyüş yapıp yanacağımız  için bir de içsel kavrulmaya uğramak istemiyorum. Hava yine bize yağmurlu yüzünü değil de  çok sıcak olan diğer yüzünü gösteriyor. Bugün deli gibi yağmur yemek istiyorum nedense.   
    Saat 08:30 da Panda Trek'den rahberimiz olacak genç Bimal ve özel arabamız geliyor. Ama araba dökülecek gibi. Zaten yola çıktıktan bir süre sonra şoförümüz hemen bir lastikçide durup lastiklere hava veriyor.
    Bugünkü planımız Nepal'in dağ köylerinde yürüyüş yapmak. Başlangıç noktamız Sankhu diye bir köy. Oradan başlayarak 12 km yürüyerek Nagarkot'a gideceğiz. Nagarkot Kathmandu'dan 32 km uzaklıkta bir dağ köyü. Gelmeden hakkında çok şey okudum. O sebeple merakım biraz fazla.
      Himalayaların gölgesinde 1950 mt yükseklikte dağların en güzel gözüktüğü şirin bir dağ köyüymüş. Eğer burada kalıp sabah gün başlarken ya da gün biterken dağları gözlerseniz Everest'i görme imkanınız olduğunu söylüyorlar. Bizim şansımıza hava oldukça bulutlu. Yoksa biz de güneşi batırıp bir şeyler görebilir miyiz diye düşünmüştük. 
      Sankhu'dan yürüyüşe başladığımızda hava çok sıcaktı. O sebeple ortalarda pek insan yoktu. Sularımıza sarılarak yürümeye başladık desem yalan olmaz. Su sıkıntısı yok. Yol üzeri köylerde çok rahat su ve benzeri içeceği çok uygun fiyatlarla bulabilirsiniz.
   Yol hafif eğimle yükselmeye başlıyor. İlk karşımıza çıkan okullarından çıkmış iki öğrenci oluyor. Onlarda güneşten sığınmak için bu traktör benzeri alete binmişler.
NAGARKOT YOLUNDA ÖĞRENCİLER
         Biraz sohbet ediyoruz. Niye okulda olmadıklarını sorduğumuzda, bize sınavdan çıktıklarını söylüyorlar. Bu arada okullarının 06:00-11:00 saatleri arasında olduğun öğreniyoruz.
SANKHU'LU İKİ LİSE ÖĞRENCİSİ
      Yolumuza devam ediyoruz. Karşımıza ara ara köylüler, güne pencerelerinde başlayan yaşlılar,  köy evleri çıkıyor.
KEÇİSİNİ OTLATMAYA GÖTÜREN KÖYLÜ BİR KADIN
PENCEREDEN NAMASTELEŞTİĞİMİZ BİR TEYZE
YOL ÜZERİ FAKİR KÖY EVLERİ
SANKHU'DA BİR OKUL
        Yürüdüğümüz yol basit bir köy yolu. Ara ara motor ya da çok az da olsa araba geçiyor. Ama manzara muhteşem. Karşımızda dağlar, hemen yanımızda uzayan pirinç tarlaları ve tertemiz bir hava. Daha ne ister ki insan ?
PİRİNÇ TARLALARINDAN BİR GÖRÜNÜM
BÜTÜN TEPELER PİRİNÇ TARLASIYLA DOLU
        Yol boyu küçük köyler geçiyoruz. Adlarını sormuyorum bile o kadar çok ev topluluğu geçiyoruz ki bu arada  ara ara evler ve okullarla da karşılaşıyoruz.
YOL ÜSTÜ BİR KÖY EVİ
       Güneşin etkisini azaltmak için kafamızı köylerden aldığımız sularla ıslatıp, tabi ki yerel halk gibi şemsiye kullanmayı ihmal etmiyoruz.
BİMAL-AYHAN VE ŞEMSİYEMİZ :))
      Bir ara gölge bir yer bulup dinleniyoruz. Ağaçları incelerken üzerlerinde ilginç ve daha önce görmediğimiz bir böcek farkediyoruz. Fotoğraflamayı da ihmal etmiyoruz tabi ki.
NEPAL'DE   SEVİMLİ BİR GEYİK BÖCEĞİ
        Kısa molalar vererek, hafif de yükselerek yürüyüşe devam ediyoruz. Ara ara gölgeyi yakalayınca rahatlayıp şemsiyenizi kapatıyoruz.
GÖLGEYİ YAKALADIĞIMIZ NADİR ANLARDAN BİRİNDE
      Yola devam durmak yok. Yol üzerinde iki sevimli ihtiyara rastlıyoruz. Namasteleşiyoruz. Karı koca birbirlerine destek olarak ilerliyorlardı. 
NEPALLİ KÖYLÜLER
      Bu arada  bir Japon genç yürürken onlara yardım etmek istiyor. Unutmadan Sankhu Nagarkot arasında bol bol turist görmeniz mümkün. Çünkü burası Kathmandu'ya yakın olup trekking yapabileceğiniz en uygun noktalardan biri.
JAPON GENÇ VE NEPALLİ KARI KOCA
      Burada olmak gerçekten güzel bir duygu. Doğadayız ama Himalayaların eteklerinde, hiçbir zaman yaşamlarımızda onların yaşadığı saflığı tadamayacağımız insanlarla birbirimize bir an bile olsa gülümsemenin , NAMASTE demenin zevkine varıyor olmak beni çok mutlu ediyor.
       Yürüken  ülke genelinde karşılaştığımız bir görüntü var. O da yük taşıyan kadınlar. Şu kadınların çilesi dünyanın neresine giderseniz gidin aynı, değişen bir şey yok. Yalnız Nepallilerin yük taşıma şekli biraz ilginç. Sırtında taşıdıkları ve DOKO adını verdikleri küfelerini başlarından aldıkları güçle taşıyorlar.        
NEPALLİ KADINLAR VE SIRTLARINDAKİ DOKO

    Alınlarından geçen enli bir kolonu, doko denilen bu küfe benzeri şeye bağlıyor ve böylece yükü başa, boyna ve omuzlara eşit şekilde dağıtıyorlarmış. Kim bilir belki de onların yaptığı doğrudur. Zira bildiğim kadarıyla dağlardaki sherpalarda 100-120 kg lık yüklerini başlarında taşıyorlar. 
DOKO TAŞIYAN BAŞKA BİR KÖYLÜ KADIN
       Yürüye yürüye artık tepelere doğru iyice yaklaştık. Karşımıza yine bir köy, evleri ve insanlarıyla çıkıverdi.
TEPELERDE YENİ BİR KÖY GİRİŞİ
      İnsanlar evlerinin girişini dükkan gibi kullanıyorlar. Yani girişte kepenkli bir kapıları var. Ön tarafta daha çok içecek satışı, ehh biraz da yiyecek satışı yapıyorlar. Ama kafanızı biraz uzatsanız satılan malların hemen arkasında yatakları ve ailenin yaşadığı yeri görebilirsiniz. Bu şekli bir çok yerde gördüm ve bana çok ilginç geldi.
ÖNÜ DÜKKAN ARKASI EV OLAN BİR KÖY YAPISI
      Bu arada bu köy Nagarkot'tan önceki son köymüş. Manzarası çok güzel, beğendik bu köyü.
UZAKLARDA HİMALAYALAR
      Köylüler günlük olağan işleriyle uğraşıyorlar. Biz de geçerken onlarla sohbet ediyoruz. İlerlerken iki kardeş görüyoruz. Dışarıda su başında bir şeyler yapıyorlar. Bu arada yeri gelmişken söylemek istiyorum. Nepallilerin köy evlerinde su yok. Herkes her türlü işini dışarıda hallediyor. Yani yıkanmaları, bulaşık, çamaşır işleri gibi her şeyi. Yol üzerinde gelirken bir yaşlı teyze görmüştüm. Üzerinde sarisiyle göğüsleri açıkta yıkanmaya çalışıyordu.
ÇAMAŞIR YIKAYAN KÜÇÜK KÖYLÜ BİR KIZ
        Bu köy manzarasıyla beni tavladı diyebilirim. Görünüş ve düzen açısından da şirin bir yer.
YOL ÜZERİNDE BAŞKA BİR EV
         Ve şirin köyün şirin ineklerini görüyoruz. Ne güzeldir şimdi onların sütleri. Sabah kahvaltıda tattığımız bir süt var, az çok oradan tadını biliyorum. Bu arada Nepal usulü süt güğümlerini de sizlere göstermek isterim.
BİR DAĞ KÖYÜNÜN GERÇEK SAHİPLERİ
         Tam da köyün çıkışında bir tabela, o da ne ? Yaşasın Nagarkot'a az kaldı demektir bu. Pergellerimizi daha bir büyük açmaya başlıyoruz.
NAGARGOT' ÇOK AZ KALDI
      Bu köyü geçerek yükseliyoruz. Yükselirken evlerin çatıları dikkatimi çekiyor. Çatılarda kiremit yerine birbirinin aynı taşlarla döşenmişti.
EVLERİN TAŞ DÖŞELİ ÇATILARI
      Bimal'e neden bu şekildeler diye sorduğumda buraya taş büyüklüğünde dolu yağdığını ve çok sert olduğunu söylüyor. Bu sebeple çatılarda taşlarla döşeniyormuş. Bu arada köyü geçer geçmez iki küçük karşımıza çıkıyor. Büyük olanda çok ciddi bakışlar var. Birşeylere kızgın, ama neye ? Yoksa bize mi?
İKİ KÜÇÜK NEPALLİ
         Köyün bütün evlerini ve iki küçük çocuğu da geçip köye tepeden bakıyoruz. Öyle güzel ki, görmeniz lazım. Bir tepede toplanmış üç beş ev. 
DAĞLARIN TEPESİNDE ORADA BİR KÖY VAR
     Köyü yükseklerden biraz daha geçip, öğle yemeği için ara veriyoruz. Yanımıza aldığımız içeceklerle bisküvimizi yiyoruz. İçim öyle öyle huzurlu ki gözlerim hep bu manzaraya takılı kalsın istiyorum. Yaşadığım kentin karmaşasında boğulduğumda bu görüntüye geçmek istiyorum. Mümkün müdür acaba ? 
GÖZLERİMDE TAKILI KALAN GÖRÜNTÜ   
     Ben bu düşüncelerde boğulurken yukarılardan sesler duyuyoruz. Dönüp baktığımızda 6 gencin geldiğini görüyoruz. Bizim Japon zannettiğimiz gençlerin, onlarla  konuştuktan sonra Çinli olduğunu anlıyoruz. Onlara biraz Çin gezimizden bahsediyoruz. Onlar da bize Sankhu'dan itibaren geldiğimiz yolu soruyorlar. Ve ayrılıyoruz.
   Nihayet uzaktan otel gibi bakımlı binalar gözüktüğünde anlıyoruz ki Nagarkot iyice bize yaklaştı. Bir süre sonra yolda düzgün bir asfalta dönüşünce Nagarkot'a giriş yapıyoruz. 
      Girişte sizi oldukça düzgün oteller karşılıyor. Cafeler, süs eşya satıcıları ve arada fakir mi fakir köy barakkaları.
NAGARKOT YOLUNDA BİR DÜKKAN
FAKİR Mİ FAKİR BİR BARAKADA BİR ÇOCUK SESİ
       Burası nedense benim çok hoşuma gitmedi. Doğallığını kaybetmiş, eskiden köy olan bir yer haline gelmiş. Her şey turistik olmuş. Bir önce geçtiğimiz köyse tam kafamdaki gibi bir köydü. Neyse sonuçta merak ettik , geldik ve Nagarkot nasıl bir yer görmüş olduk. Günü burada batırmak için karar verip yola çıkmıştık. Ama vazgeçiyoruz. Bir şeyler yiyip içip, biraz da dinlenip ayrılmaya karar veriyoruz.
      Tüm cafelerin toplandığı merkeze doğru yürürken bir okul görüyorum. Öyle ki içeride ders var belli ama üst kattan bir sınıftan 2-3 haylaz bana el sallıyor ben de onlara el sallıyorum ama bir yandan da  onların fotoğrafını çekiyorum. Çok hoşlarına gidiyor. Gülüyorlar.
NAGARKOT'TA BİR OKUL
    Alt katta da ders var belli. Sınıfları nasıl diye merak ediyorum. Ama yaklaştıkça sınıfın camlarının bir çok yerinden kırık olduğunu, benim tam karşıma gelen yerde öğretmen olan kişinin dikildiğini görüyorum. Ve rahatsız etmek istemiyorum. Binadan uzaklaşırken zihnim ip gibi yan yana sıralanmış çocukların o sınıfa nasıl sığışıp da bir şeyler öğrendiğini sorguluyordu. Zira o kalabalıkta ayakta duran adamı kimsenin dinlemediği de barizdi.
      Neyse biz en sonunda bir cafeye kendimizi attık. Sabahtan beri 12 km yol yürüdük. Çok değil. Çok olan, beni yoran yol boyu gördüğüm onca yeni ve güzel şeydi. Teşekkürlerimi sunuyorum evrene buralarda olabildiğimiz için. 
NAGARKOT'A SON BİR BAKIŞ
      Nagarkot'ta bir 45 dakikacık kalıp ayrılıyoruz. Buraya illa özel araba ile gelmeniz gerekmiyor. Otobüslerle de ulaşım mümkün. Ama arabanın yarım saatte gittiği yolu sanırım otobüs bir, bir buçuk saatte gider. Gerçi biz özel araçla geldik ama aracımız gerçekten çok çok özeldi. Daha yola çıkarken lastiğinde bir problem olduğu belli olan aracımızın dönüş yolunda diğer araçlar vasıtasıyla lastiğinin patladığını öğreniyoruz. Olsun yine de aldırmadan yola devam ediyoruz. Bizi otele kadar getiriyor.
      Günün geri kalanını dinlenerek ve düşünerek geçiriyoruz. Burada gerçekten düşünülecek çok şey var. Bu arada yarın ki Pokhara yolumuz için bir takım hazırlıklar yapmayı da ihmal etmiyoruz. 

5.GÜN HARCAMALARI:
* 450 RUPİ-ÖĞLE YEMEĞİ
* 550 RUPİ-AKŞAM YEMEĞİ
*  60 RUPİ-ALIŞVERİŞ
TOPLAM=1060 RUPİ=12$   

6.GÜN:POKHARA-15/8/2012: Sabah 05:45 de kalkıp hazırlanıyoruz. Yolcudur Abbas , durmaz misali bugün Kathmandu'dan 6 saat uzakta olan Pokhara'ya gideceğiz. Aslında iki şehir arasında 209 km var ama virajlı dağ yollarından ancak 6 saatte gidebileceğiz.
      O6:30 da Dünkü rehberimiz Bimal bizi alıp turist otobüsünün kalkacağı yere götürüyor. Turist Otobüsü çoğunlukla turistlerin bindiği bazı yerlilerinde tercih ettiği nispeten yerli halkın bindiği otobüse göre daha iyi bir otobüs. 7, 10, 18 ve 22 dolarlık değişik fiyatlara sahip. Bizim gideceğimiz otobüs 7 dolarlıktan. Bakalım şansımıza ne çıkacak ?
       Otobüse binmek için Thamel'in başına kadar yürüyoruz. Zaten bütün turist otobüsleri arka arkaya yolun kenarında sıralanmış. Bizimkini bulmak için kaldırımda ilerliyoruz. Sonunda otobüsümüzü bulunca 6 saatin bu otobüste nasıl geçeceğini düşünmeden edemiyoruz. Hadi hayırlısı.
   Otobüslerde  koltuk numarası falan yok, muavin de sizi istediği yere oturtuyor. Bizden başka turist olarak 6 tane Japon kız var. Saat 07:00 de kalkış yapıyoruz ama otobüs dolu değil. Bu sebeple olan oluyor. Otobüs yetkililerimiz Kathmandu'dan çıkmadan yerli halktan birilerini de otobüse alıyorlar. Bu arada turist otobüslerinde ayakta kimse olmuyor ama bir de yerel halkın otobüsünü görmeniz lazım. İçerisi ful dolu olduğu gibi kapıdan da 5 kişi sarkıyor. Bugün bayağı eğleneceğiz galiba.
     Sonunda 6 Japon, 2 Türk ve bir sürü Nepalli yola çıkıyoruz. Yol çok virajlı tamam ama insanı rahatsız eden viraj dönmekten çok otobüsün hızı. Şoför sanki son sürat gidiyor. Ve her ilerleyişimizde otobüsün camlarının tangur tungur sallandığını sanki ayağınızın altından bir şeylerin parçalanacağını hissediyorsunuz. Gülüyorum. Kendimi Görevimiz Tehlike serisinin Nepal versiyonunu çekerken gibi hissediyorum.
      Bu arada Pokhara'ya kadar Tirisuli Nehri bizi yandan takip ediyor. İnsanın canını sıkan da bu otobüs ve kamyon trafiğinde yandan geçen bu nehri çoğu yerde uçurum yüksekliğinden takip etmemiz. 
TİRİSULİ NEHRİ VE HIZLA GEÇEN BİZ 
     Bir ara viraj aldığımız yerlerden birinde uzaklardan bir otobüsün suyun kenarına uçmuş olduğunu görüyorum. Ama sanırım İran'dan sonra artık sinirlerimiz bu konuda alındı galiba, ne ben ne Ayhan sesimizi çıkarmıyoruz.
     Genelde uyuklayarak bu yolun bitmesi için kendimize yardımcı oluyoruz. Yolun çok tozlu olması nedeniyle otobüsün içinde bunalıyoruz. Ama yapacak bir şey yok. 
TOZ SEBEBİYLE MASKESİNİ TAKMIŞ AYHAN UYUMA MODUNDA
    Aslında manzara da yolda çok güzel, çok renkli. Pirinç tarlaları,yol kenarında çalışanlar, Tirisuli'nin kimi kimi taş yığılmış görüntüsü, karşımızdan gelen rengarenk Tata marka kamyonlar, hippi otobüslerine benzeyen süslü püslü otobüsler. İzlenesi ve yaşanası anlar.
YOL KENARINDA OT TOPLAYAN YERLİ BİR KADIN
      Sonunda 3 saat sonra bir yerde mola veriyoruz. O kadar sıcak var ki kendimize bir gölge arıyoruz. Burası bütün otobüslerin mola verdiği bir yer.
BİZİM TURİST OTOBÜSÜMÜZ
        Mola yerinin hemen önü sırada bir pazar sergisi var. Pazara göz atıyoruz. Köylü kadınlar sergilerine oturup bekleşiyorlar. Biraz meyve alıyoruz. 
MOLA YERİNDEKİ PAZAR YERİ
PAZARDAN BİZİM GİBİ MEYVE ALAN ÇOCUKLAR
    Bu arada sergilerde çok ilginç bir şey gördük. Ve bunu bu andan itibaren bir çok yerde görmeye başladık. Ne olduğunu merak ediyorsanız, fotoğrafa bir göz atın.
KURUTULMUŞ MU YOKSA KIZARTILMIŞ MI ?
      Bu balığın yenecek bir yeri kalmış mıdır bilmiyorum? Satıcılar ellerinde dolandırıp duruyorlar.
    Neyse biz bir yarım saat sonra tekrar otobüsümüze binip heyecana atılıyoruz. Aradan bir iki saat geçtikten sonra tekrar mola veriyoruz. Biz de artık anlıyoruz ki bu yol bize söylenildiği gibi 6 saatlik değil.
        Mola yerinde biraz fotoğraf çekiyorum yine. Güzel bir TATA marka kamyon geçiyor. Ben de hiç fotoğrafını çekemediğimi düşünüp, üzülüyordum.
EFSANE KAMYON MARKASI TATA 
         Ardından bir yolcu otobüsü geçiyor pembe mi pembe...
TURİST OTOBÜSÜ, PEMBESİNDEN
      Ve bizlerle, bu araç hengamesine rağmen yollarına devam eden köylü kadınlar. Sırtlarında dokoları yokuş yukarı çıkıyorlar.
KÖYLÜ KADINLAR YÜK TAŞIRKEN
       Bizler kolay hayatlarımıza devam edip, otobüsümüze biniyoruz. Artık fazla yolumuzun kalmadığını biliyoruz. Pokhara'ya yaklaştıkça sanki etraf sayfiye havası kokmaya, binalar daha bir güzelleşmeye başladı. Fewa gölünün etkileri mi bunlar ? Bir su birikintisi nelere kadir değil mi ? 
     Göl kenarına gelmeden şehrin tüm karmaşasını yalayıp otogara varıyoruz.  Yolculuğumuz tam 7 saat sürüyor. Otobüsün kapısından inemiyoruz zira bir taksici ordusu girişi kapamış. Ama elinde otelimizin adını yazan kişiyi görünce biraz rahatlayıp onun peşine takılıyoruz.
     Peninsula Otele taksiyle gidiyoruz ve odalarımıza yerleşiyoruz. Güzel bir duş ve dinlenmecenin ardından kendimizi Pokhara'nın sokaklarına atıyoruz. 
  Bu arada biz dinlenirken yarınki rehberimiz de gelip bizimle sabah 08:30 da buluşacağını bildirmiş.
   Otelden ayrılıp Pokhara'nın ana caddesi olan caddeye varıyoruz. Biraz şaşırıyoruz. Burası Nepal değil sanki. Her yer oldukça temiz, düzgün ve güzel. Güzel diyorum çünkü burada ayrı bir hava var. O havayı tadınca da kendi kendimize niye daha önce gelmedik ki diyoruz. İlk intiba iyi yani. Hemen göl kenarına gidelim diyoruz. Ama hava biraz kapalı olduğundan bize güzel yönünü göstermiyor Fewa Gölü.
BİR AKŞAM VAKTİ FEWA GÖLÜ-POKHARA
FEWA GÖLÜ VE ÜNLÜ KAYIKLARI
   Pokhara Himalayaların Annapurna eteklerinde gerçekten huzurlu bir kasaba. Rakımı 880 metrelerde olmasına rağmen bir çok yüksek dağ silsilesini görebileceğiniz nadide yerlerden biri. Bu sebeple bayağı turist çekiyor. Ve tabi büyük trekking rotalarının başlangıcı olması önemli. Zaten ana caddede yürüdüğünüzde bir çok acentanın ilanları ve tabelaları ile karşılaşacaksınız. Ve buraya geliyorsanız herhalde bizim olduğu gibi sizin de aklınızda bir rotada yürümek vardır.
     Bu arada göl kenarı bizim güney sahilerini aratmayacak şekilde faaliyet yapabileceğiniz uğraşlarla dolu. İsteyenler deniz bisikleti, kano, yamaç paraşütü gibi cezbedici şeylerle uğraşabilir.
      Bu arada Nepal'e gelenlerin Kathmandu'dan sonra en çok uğradıkları yer Pokhara'ymış bilginize. 70 lerde buraya gelen hippiler cennetin burada olduğunu söylerlermiş. Hakları var sanırım. Kim bilir o zamanlar buraları ne kadar güzeldi? Ama aradan bunca zaman geçtikten sonra hippilerin cenneti internet cafeler ve kredi kartlarının; bir de Kathmandu'yu aratmayacak şekilde hediyelik eşya ve dağcılık malzemesi satan dükkanların istilasına uğramış.
    Restoranları unutmamak lazım. Kitaplarda okuduğum restoranlardan birini daha denemenin vakti geldi sanırım. Acıkmanın eşiğini çoktan geçtik gibi. Biz Pokhara'da ilk izlenimlerimizi alırken yağmur başladı. Nihayet muson mevsiminde Nepal'de yağmurla karşılaşacağız. 
     Aradığımız restoran Boomerang Restaurant. Ama yol üzerinde göremiyoruz. Aklımda olduğundan mutlaka oraya gidelim diyorum. Ayhan'da itiraz etmiyor. Sora sora sonunda çıkış yoluna yürüdüğünüzde sağ kolda buluyorsunuz Boomerang Restoran'ı. İçeri girdiğinizde hoş bir yer izlenimini alıyorsunuz. Ama salon bomboş, bu pek hoşumuza gitmiyor. Sonra acaba sahile doğru kıyısı var mı diye ilerliyoruz. O da ne ? Çok hoş bir görüntü var.               Her taraf Afrikalıların saz kulübelerini andıran küçük sadece üstü kapalı kulübelerle dolu ve içlerinde birer, ikişer masalar var. Dışarıda da masalar var ama bu yağmurda bu küçük sevimli kulübeler bize daha ideal geliyor. İçinde sadece bir çiftin olduğu bir  kulübeye giriyoruz. Namasteleşip masamıza oturuyoruz.
      Daha sonra onların Fransız olduklarını anlıyoruz. Yan kulübeden de Japon gençlerin sesleri geliyor. Daha ne isteyelim "Dünya Karması" yine etrafımızda.
    Burada güzel bir akşam yemeği yiyoruz. Geldiğimizden beri çok sevdiğim "Vegetable Biryani" yi yemek istiyordum. Ayhan'a denetmek istediğim için hem ondan sipariş verdik hem de sıcak sıcak birer domates çorbasıyla akşam yemeğimizi yedik.
    Burası fiyatlar acısından biraz yüksek ama konum olarak Fewa Gölü'nün dibinde güzel bir ortam. En azından bir öğün burada yemek yenilebilir.
     Vakit erken olduğu için dönüşte Illy Cafe'ye gidiyoruz. Burası da turistler açısından oldukça revaçta. Birer akşam kahvesi içip, yoldan gelen geçeni izliyoruz.
ILLY CAFE'DE AKŞAM KEYFİ
     Nepal'de Ayhan'ın favori gazetesi HİMALAYAN oldu. Oturduğumuz her yerde elinden hiç düşmedi. Bu arada bu cafeden oldukça memnun kaldık. Ortam, yemekleri, müzikleri, gelen giden çok hoş. Tavsiye edilir.
    Bugün de akşamı bir başka şehirde ediyoruz. Ne mutlu bize. Yarına görüşmek üzere.

6.GÜN HARCAMALARI:
*     130 RUPİ-ÖĞLE YEMEĞİ
* 1100 RUPİ-AKŞAM YEMEĞİ
*  300 RUPİ-KAHVE
*  900 RUPİ-ALIŞVERİŞ
TOPLAM HARCAMA=2430 RUPİ=30$

7.GÜN:POKHARA-16/8/2012: Güne erken başlıyoruz ve heyecanlıyız. Annapurna eteklerinde trekking yapacağız, kolay mı ? Kahvaltımızı yaparken yeni rehberimiz Shiba da geliyor. 08:15 de yola çıkıyoruz.
     Daha otelden çıkar çıkmaz Shiba "Bakın Machapuchare" diyor. Kafamızı kaldırıp bakıyoruz. Aman Allahım o da ne ? Muhteşem bir görüntü. Bizim gözler en yüksek 5671 mt gördüğü için 6900 mt lerde bir kütle bize çok güzel gözüküyor.
MACHAPUCHARE-6997 MT-ANNAPURNA'NIN 5. DORUĞU
  Machapuchare "BALIK KUYRUĞU" demekmiş. Bugüne kadar Annapurnalar'ın daha yüksek diğer dört doruğuna çıkıldığı halde daha Machapuchare'ye kimse çıkamamış. Eğer tam görebilseydik Machapuchare bize şöyle poz verecekmiş ama olmadı.
MACHAPUCHARE-BALIK KUYRUĞU
         Yürüyüşe göl kenarından başlayacağımız için yanımıza su, yiyecek gibi bir şeyler de alıp oraya doğru yürüyoruz. 
         Sabahın ilk saatleri görüntü muhteşem ve balıkçılar iş başına geçmişler.    
FEWA GÖLÜ SABAH SAATLERİ VE BALIKÇILAR
     Kayıkların çoğu kıyıda toplanmış ve sahiplerini bekliyorlar. Ortamın huzuru ve dinginliği çok hoşumuza gitti.
SAHİPLERİNİ BEKLEYEN KAYIKLAR
     Göl kenarında bir yol var, oradan yürüyerek yukarılara, ta Sarangkot'a kadar çıkacağız. Ama bu arada etrafta bizim gibi fotoğraf çeken, yürüyen hatta çok erken kalkıp yürüyüşten geri dönenler bile var.
FEWA GÖLÜ YANINDAN YÜRÜYEBİLİRSİNİZ
BU GÜZEL MANZARADA BİZ DE OLALIM
ÇAMAŞIR YIKAYAN KADINLAR
İŞİNİ BİTİRİP GERİ DÖNENLER
ÇOK UZAKLARA DOĞRU
YOL ÜSTÜ SANAT ÇALIŞMALARI
SABAH BULAŞIKLARINI YIKAYANLAR
TAZE TAZE BALIK SATICILARI
GÖL KENARINDA MÜZİK YAPANLAR
       Anlayacağınız oldukça renkli bir yürüyüş rotası var. Göl kenarındaki yol bir süre sizi ana yola bağlıyor  sonra ve köylerin içine dalıyorsunuz. Etrafınızda yüksek muz ağaçları ve diğer ağaçlar arasında ilerliyorsunuz. 
YOLA DEVAM
      Hedefimiz Sarangkot'a kadar yükselmek. Sarangkot 1592 mt yükseklikte bir dağ köyü . Genelde buraya Himalayaların panoramik görüntüsünü görmek için çıkılıyor. Sarangkot'a giderken bir çok köyden geçiyor ve köy hayatını daha yakından görme şansınız oluyor.
     Yürüyüşe başlar başlamaz öğrencilerle karşılaşıyoruz. Güzel okul kıyafetleri içinde bir ikisini fotoğraflamayı ihmal etmiyoruz. Köy evleri ve sabah bulaşıklarını yıkayan köylü kadınlar, çocuk sesleri her şey çok güzel ve orjinal.
KÖYDEKİ ÖĞRENCİLERDEN BİRİ
KÖY EVLERİNDEN BİRİ
SABAH BULAŞIKLARI BİTTİ BİTİYOR
OKULUMUZ DA EĞİTİME HAZIR
      Hava çok nemli o sebeple yükseldikçe üzerimizdekiler sırılsıklam oluyor. Kafamızdan hatta burnumuzun ucundan suların aktığını görüyoruz. Yürümek değil de sıcak  insanı zorluyor. Bu arada artık köylerin bir kısmını geçip daha bakir yerlere dalıyoruz. Doğa, çıkan böcek sesleri her şey farklı gibi geliyor insana. Ara ara Fewa Gölü'nün manzaralarıyla karşılaşıyoruz.
YUKARILARDAN FEWA GÖLÜ
OTURUP İZLENESİ BİR MANZARA VAR
     Yolun yarısı gibi bir yerde bir sundurma bulup, oturuyor, etrafa bakınıyoruz. Tekrar evrene teşekkür ediyorum. Bu güzellikleri bana görme şansı verdiği için.
AZICIK NEFES ALALIM YA DA AZICIK KURUYALIM
       Yükselmeye devam ederken birden yukarılarda bir şey görüyoruz. O da ne ? Shiba bir Nepal Kartalı olduğunu söylüyor.
NEPAL KARTALI
     Yükselmeye devam ettikçe hem manzara daha bir güzelleşiyor hem de kartala daha çok yaklaşıyoruz. Bir beş dakika onun uçuşunu izliyoruz. Fotoğraflarını çekiyoruz.
SHİBA VE AYHAN-YÜKSELMEYE DEVAM
YÜRÜMEYE DEVAM
       Sonunda kartala biraz daha yaklaştık. İlginç bir hayvan gerçekten. Ama filmlerde gördüğümüz kadar afili değil. Pek beğenmedim.
KARTALIMIZIN BOYDAN RESMİ
       Artık üstteki köylere daha yakınız. Köy evleri çıkıyor yavaş yavaş karşımıza. Yanlarından geçerken aşk melodileri olduğunu anladığımız Nepal Ezgileri mutlaka kulağınıza çalınacaktır. Hintliler gibi Nepalliler de aşk şarkılarını ve filmlerini çok seviyorlar.
KÖY EVLERİNDEN BİRİ
        Biz böyle bakınırken birden karşıdan şirin mi şirin bir çocuk koşuyor. "HELLO BİSKÜİT, HELLO BİSKÜİT" diye bağırıyor. Şaşırıyoruz.
HELLO BİSKÜİT
          Öyle sevimli ki! Biz ne olduğunu anlamadan bacağıma, elimdeki makinaya doğru uzandı. Arkadan ablası da koştu geldi.
BİSKÜİ BEKLEYEN KARDEŞİNİ İZLİYOR
            Onları geçip, bir şey vermeden biraz yürümeye başladık. İkisi de hayal kırıklığına uğradı. Özellikle bizim şirin mi şirin bıdık. Hemen yüzünü astı.
BİSKÜİTİ YOK YA ÜZÜLDÜ
      Çocuklara hem güldük hem de üzüldük. Gerçekten çok fakirler. Hiç aklımıza da gelmedi gelirken çocuklara bir şeyler almak. Siz siz olun eliniz boş gitmeyin. Çocuk çok köylerde. Hepsi de bekleyiş içindeler. Sonunda çantamızdaki bisküviyi çıkartıp onlara verdik. Çok mutlu oldular.
BANA DA VER ABLA
          Bu arada biz de bayağı yükseldik hani. Arkamızda, çok aşağılarda kalan güzel bir göl manzarası var.
FEWA GÖLÜ ÇOK UZAKLARDA
BURADA OLMAKTAN DOLAYI ÇOK MUTLUYUM
       Tepeye doğru artık çok az bir yolumuz kaldı. Son köyü, evlerini ve insanlarını geçiyoruz. Bayağı cana yakın davranıyorlar bize.
GENÇ BİR ANNE VE BEBEĞİ
GÜZEL BİR KÖY EVİ
BAKKALİYESİ OLAN BİR KÖYLÜ KADIN
DIŞARI ASILMIŞ RENGARENK ÇAMAŞIRLAR
OKULA GİDEN ÇOCUKLAR
     Hem sohbet edip hem de yükselerek sonunda son çıkışa varıyoruz. Sarangkot dibimizde artık. Artık yamaç paraşütçülerinin de tam dibindeyiz. Aşağıda köylüler, yukarıda onlar.
KÖYLÜ KADINLAR VE ÖNLERİNDE UÇAN BİR DÜNYALI
İNSANIN UÇASI, KENDİNİ BOŞLUĞA BIRAKASI GELİYOR
         Biz de bu güzel manzaralar eşliğinde sonunda tepedeyiz. Bir yerde oturup bir şeyler içerek bu güzel zaman dilimini ve kendimizi kutluyoruz. Kitapların 4 saatte çıkarsınız dediği yolu iki buçuk saatte çıktık. Herhalde bir saat civarında da ineriz gibi gözüküyor. Ama önce anın tadını çıkartmaya bakıyoruz. Bu arada eğer hava açık olsaydı göreceğimiz manzara şöyle olacakmış. İnterneti tarayıp bir fotoğraf buldum.
SARANGKOT'TAN 8000 LİKLERİN GÖRÜNÜMÜ
         Elbette görmek güzel olurdu ama kısmetten öte bir şey yok. Başka zaman Annapurnalarda yürümeye niyet ediyoruz biz de ne yapalım.
      İnişi çok hızlı bir şekilde yapıp gölün kenarına varıyoruz. Bu sefer göl kenarından değil de ana yoldan otele ilerliyoruz.
YOL ÜSTÜ SANAT ÇALIŞMALARI
      Shiba'ya teşekkür edip ayrılıyoruz. Otelde duşumuzu alıp akşama kadar dinleniyoruz. Bugün Pokhara'da son günümüz olduğundan dükkanları dolaşıp alınacak ıvır zıvırlarımız alıyoruz.
     Akşam yemeğimizi de dün çok beğendiğimiz Illy Cafe'de yiyoruz. Nepal'e geldiğimizden beri pirincin bin bir versiyonunu yediğimiz için güzel bir spagettiyle günümüzü şenlendiriyoruz.
       Ardından da Nepal'e gelip  mutlaka içmemiz gereken EVEREST BİRA'sını yudumluyoruz. Sabah ola hayrola...
NEPAL'DE EVEREST BİRA İÇİLİR

7.GÜN HARCAMALARI:
*  2450 RUPİ-ALIŞVERİŞ
*  1600 RUPİ-AKŞAM YEMEĞİ
TOPLAM HARCAMA=4050 RUPİ=50$

8.GÜN:POKHARA-17/8/2012: Sabah 06:00 da kalkıp eşyalarımızı toplayıp otelden ayrılıyoruz. Otobüsümüz 07:00 da kalkacak. Otel görevlileri bizi otogara bırakacaklar. Otelden çıkmadan bir kere daha Machapuchare'yi görmek istiyorum. O da az da olsa kendini gösterip selam veriyor. Yüzümde tebessümle otelden ayrılıyoruz.
       Otogara gittiğimizde bütün otobüslerin kalkış saatleri aynı olduğundan yan yana dizildiklerini görüyoruz. Tam bir kargaşa hakim ortalığa.
POKHARA OTOGARI- "KATHMANDU YOLCUSU KALMASIN"
      Otobüsümüz yine bir dünya karması biz Türkler, Amerikalılar, İtalyanlar, Çinliler, Japonlar vs..Ve en önemlisi daha düzgün ve konforlu bir otobüs bu seferki.
  Hayatınızda unutamayacağınız otobüs yolculuklarını sayın derlerse KATHMANDU-POKHARA arası otobüs yolculuğunu zirveye alırım. Anlatılmaz, yaşanır diyorum.
       Gelirken kullandığımız rotayı aynen geri dönüyoruz. Ama bugün hava biraz kapalı olduğu için gelirken bunaldığımız gibi bunalmıyoruz. Yine aynı yerlerde mola veriyoruz.
MOLA YERİ
      Mola yerlerinde biraz bacaklarımız dinlendiriyoruz. Ayhan yemek yerken ben etrafı ve yenilen yemekleri izliyorum. Sabahın köründe herkesin tabağında pilav ve patates türevleri var. Bu saatte bunları yiyecek kadar aç hissetmiyorum kendimi. Moladan sonra  tekrar yollardayız. Toplamda 7 saat sürüyor  yol. 
    Uyuya, yolu izleye Kathmandu'ya iyice yaklaşıyoruz. Artık şehrin içine girdiğimizde yoğun trafikten yol ilerlemiyor.
KATHMANDU'NUN KÖTÜ TRAFİĞİ
          Birden her tarafımız toz içinde kalıyor. Yapılacak başka bir şey yok biz de hemen maskelerimizi takıyoruz.
AYHAN'IN BU HALİNİ ÇOK SEVDİM
             Sonunda K.G.H a kendimizi atıyoruz. Günü dinlenerek geçirip, akşam yemeğimizi yine Pilgrims'de yiyoruz. Yarına görüşmek üzere.

8.GÜN HARCAMALAR:
*  200 RUPİ-KAHVALTI
*  300 RUPİ-ÖĞLE YEMEĞİ
* 1200 RUPİ-AKŞAM YEMEĞİ      
TOPLAM HARCAMA=1700 RUPİ=20$
      
9.GÜN:KATHMANDU-18/8/2012: Sabah keyifle uyanıyoruz. Otelde her zamanki kahvaltımızı yapıp bir yere koşturma derdi olmadan keyif kahvelerimizi içiyoruz. 
ARTIK KEYİFLE KİTAP OKUMA ZAMANI GELDİ
VE TABİ Kİ DİNLENME
           Bugün özgürüz. Herkes istediğini yapacak. Ben bütün gün otelimizin güzel bahçesinde gezimizin yazısını ve notlarını tamamlamaya çalışıyorum. Biraz kendimize gelip durağan hale gelmenin hiç bir sakıncası olmaz sanırım.
YAZARKEN ARA SIRA GÖZÜM BAHÇENİN GÜZELLİKLERİNE DALIYOR
VE LOTUSLARA...
    Bu sırada  Ayhan da kah kitap okuyor kah eşyalarımız topluyor. Hazırlıklarımızı tamamlıyor. Günü böyle geçiriyoruz. İnsanın bir yere yetişme; bir şeyler yapma zorunluluğu olmaması ne güzel bir duygu anlatamam.
         Akşam son kez Kathmandu sokaklarını turlayıp yemek için yine Pilgrims'e gidiyoruz. Gitmeden önce mutlaka yemek istediğim Tibet usulü "VEGETABLE THUKPA" yı deniyoruz. Yani bir çeşit noodle soup bu. Tam düşündüğüm gibiydi. Giderseniz mutlaka deneyin derim.
TİBET USULÜ-VEGETABLE THUKPA
        Pilgrims'den biraz hüzünlü ayrılıyoruz. Ne de olsa Kathmandu deyince aklımıza gelecek yerlerden biri burası. Kim bilir belki fazla arayı açmadan yine gideriz. Yarın son günümüz.

9. GÜN HARCAMALARI:
*  700 RUPİ-ÖĞLE YEMEĞİ
* 1100 RUPİ-AKŞAM YEMEĞİ
* 1700 RUPİ-ALIŞ VERİŞ
TOPLAM HARCAMA=3500 RUPİ=40$
           
10.GÜN:KATHMANDU-19/8/2012:  Kathmandu'da son sabahımıza da okulun ziliyle başlıyoruz. Bugün pazar ama Nepal'de tatil günleri cuma ve cumartesi olduğundan zilden kaçmamız imkansız.
        Kahvaltımızı edip yine keyif kahvelerimizi yudumluyoruz. Bu arada bugün Türkiye'de Ramazan Bayramı'nın ilk günü. Otururken internete girip bayram tebriklerine bakıp, ailelerimizle haberleşiyoruz.
    Saat 11:30 da da otelin bankosuna 600 rupi ödeyerek otel taksisi ile Tribhuvan Hava Alanı'na gidiyoruz. Giderken yolları izliyoruz son kez. İnsanlara, buradaki yaşama, yaşamaya çalışmaya bir daha bir göz atıyoruz.
   Hava alanına geldiğimizde check-in için Air-Arabia'nın  kuyruğuna giriyoruz. Önümüz gelirken olduğu gibi gencecik Nepalli erkeklerle dolu. Biz etrafımıza bakınırken bir hava alanı görevlisi gelip bizi en arkadan öne geçiriyor. Yabancılara böyle bir uygulama yapıldığını okumuştum ama sırf yabancı olduğumuz için onca insanın önüne geçmek bizi biraz rahatsız ediyor.
    Velhasıl öyle böyle içeri giriyoruz. Çok hoş bir durum var. Kaç gündür gezerken orada burada gördüğümüz bir çok turisti burada tekrar görüyoruz.
   Hep birlikte bekleşiyoruz. Anıları tazeliyoruz. Belki bir gün dünyanın başka köşesinde tekrar gözlerimiz birbirini bulurlar. Kim bilir ?
   Bu arada Tribhuvan Hava Alanı gerçekten çok ilkel bir yer. Bizim Anadolu'daki terminallerimiz bile daha gelişmiştir diye düşünüyorum. Teknik açıdan bir çok eksiği var.
      Öyle böyle dönüş uçağına biniyoruz. "HOŞÇAKAL KATHAMNDU" diyorum içimden. Bir daha gelmek kısmet olur mu ? ,bilmiyorum. Gelirsek de ne zaman  ? onu hiç ama hiç bilmiyorum.
      4 saat uçuşla Sharjah'a varıyoruz. Orada yemek yeyip 2-3 saat oyalandıktan sonra tekrar uçağa binip Sabiha Gökçen Hava Alanına geliyoruz. Bir taksiye atlayıp evimizin yolunu tutuyoruz. Böylelikle bir geziyi daha bitirmiş oluyoruz.

10.GÜN HARCAMALARI:
*  600 RUPİ-TAKSİ
*   10 $-ÖĞLE YEMEĞİ
*   25 $-AKŞAM YEMEĞİ
*   40 TL-TAKSİ
TOPLAM HARCAMA=70$

      Sona geldiğimizde; düşündüğümde zihnimdeki hayal ülkelerimden biri olan Nepal'de yolculuğumuzun en keyifli yanlarından biri okuduklarımı yaşamak ve hayatımın içine taşıyıp uygulamaktı. Benim için önemli bir deneyimdi.
    
       Bu arada yazılarını okumaktan büyük zevk aldığım ÖZCAN YURDALAN'a da , kitaplarıyla bana uzun yıllardır  Asya'nın tozlu yollarını görme isteği verdiği için çok teşekkür ediyorum.


OKUMA LİSTEMİZ

  1. SAGARMATHA ETEKLERİNDE-Özcan YURDALAN
  2. KATHMANDU'DA EV HALİ-Elif KÖKSAL
  3. HİNDİSTAN YOLU-Selma AKAR
  4. HİNDİSTANEPAL-İhsan ÖNDER
  5. NEPAL GEZİ REHBERİ-Melih ERİŞ
  6. NEPAL HANDBOOK-Kerry MORAN
  7. CULTURE SHOCK-NEPAL-Jon BURBANK
  8. NEPAL'DEKİ DEVRİMİN SORUNLARI-Yoldaş PRACHANDA
  9. HİNDİSTAN'A YOLCULUK ve NEPAL GEZİSİ-Gülten DAYIOĞLU
  10. TANRILARIN TAHTINA YOLCULUK-Tunç FINDIK
  11. ASYA YOLLARI, HİMALAYALAR ve ÖTESİ-Nasuh MAHRUKİ
  12. BÜYÜLÜ BİR YOLDA-Işıl ÖZGENTÜRK
  13. BATI DOĞUDAN BAŞLAR-Mebuse TEKAY   

FİLM LİSTEMİZ

  1. GÖKYÜZÜNDE BİR AYNA
  2. KATHMANDU'YA GECE TRENİ
    
 "YAŞAMDA BİR ÇOK YOL VAR. ARADIĞIMIZ YOLU ANCAK KENDİMİZ BULABİLİRİZ. ZİRA BAŞKA YOLLAR, BAŞKA İNSANLAR İÇİNDİR."


TEŞEKKÜRLER   

Şenay KILIÇ







2 yorum:

Anonim dedi ki...

Harika bir yazı. Kendimi orada hissettim. :)

AZ GİTTİK UZ GİTTİK dedi ki...

Teşekkür ederim..Gitmediyseniz, bir gün kısmet olur umarım..